| Ey Aşk |
|
|
| Yazar Filiz Konca | |
| Cuma, 31 Ağustos 2007 | |
|
Fakir bir genç, padişahın kızına aşık olmuş. Bu ümitsiz sevdasını gidip memleketin meşhur dervişine anlatarak yardım dilemiş. Derviş; "evladım, şehrin girişinde, tam yol ağzına otur, kim ne derse desin sadece 'Allah' diye cevap ver. " demiş. Fakir genç denileni yapmış. Günlerce, aylarca şehrin girişinde başka hiçbir kelime konuşmadan "Allah" demiş. Derviş yiyeceğini içeceğini hergün getiriyormuş. "Allah" diyen genç halk arasinda meşhur olmaya başlamış. Nihayet bir gün padişah da genci merak etmiş. Dervişten genç hakkında bilgi istemiş. Derviş gencin devrin büyüklerinden olduğunu söylemiş. Padişah kalkıp genci ziyarete gitmiş. "Kimsin? Derdin ne? Ne istersin? " demiş ise de, genç padişaha karşı da "Allah" demekten vazgeçmemiş. Başka tek kelime konuşmamış. Derviş akşam gencin yanına gitmiş. "Padişah `sana kızımı vereyim' diyene kadar sen ondan sakın ola ki bir istekte bulunmayasın. " diye tembihte bulunmuş. Nihayet bir gün padişah gelip 'ne istiyorsun? İstiyorsan seni kızımla evlendireyim. Deyince genç dervişin şaşkın bakışları altında 'Yok!' demiş. "Artık onu da istemiyorum. Ben başka bir hatıra Allah dedim. Allah devrin padişahını ayağıma getirip benim gibi miskin bir gence kızını teklif ettirdi. Aşk tasavvuf düşüncesinin en temel kavramlarındandır. Varlığın aslı ve yaradılış sebebi”, “sevenin sevgilisinde kendisini yok etmesi; âşığın yok, yalnızca mâşukun varolması, her şeyin ondan ibaret olması hâlidir.” Ehlullah şöyle der: İnsana saygı, Allah'a saygıdır, insana sevgi, Allah'a sevgidir. Tasavvuf da Allah sevgisidir. Allah bir kulunu sevince, o kulun ismi "âşık" olur. Peki kul mu Allah'a âşıktır, Allah mı kuluna âşıktır? Kulun, Allah'a âşık olma gücü yoktur. O kula âşıktır ve O'nun kula olan sevgisinden dolayı kul O'na yönelir. Allah, kulunu sevince dünya da, ahiret de o kulun olur. Bundan daha büyük mutluluk olamaz. Bir insanın Allah'ı sevebilmesi, Allah'ın onu sevmesinin görüntüsüdür. İşte gerçek budur! Şöyle bir misal vereyim: Tanyeri ağarıp güneş doğmuş, karanlık uçup gitmiştir, ortalık aydınlanmış. Başını kaldırıp adam güneşe der ki: "Ey güneş! Ben seni görüyorum." Güneş adama haddini bildirir: "Sen beni neyle görüyorsun? iki saat önce zifiri karanlık içindeydin. O zaman bu sözü söylemiyordun." Güneşi, güneşle gördün. Güneş çıkmasaydı, güneşi neyle görürdü? Allah, Allah'la bulunur ve bilinir. Tasavvufî öğreti de Allah kesinlikle dışarıda, uzaklarda aranmaz. Elle tutulan, tutulamayan, görünen, görünmeyen, varlık adına ne varsa her nesne, her zerre, Allah'ın tecellî ve zuhurundan ibarettir. Bu kainatta ne görünüyorsa, "ez-Zâhir" isminin bir görüntüsüdür. "Allah evveldir, âhirdir, zahirdir." Yani görünendir. Meşhur hikayedir: Bedevi Arap, problemini arz etmek üzere emirin huzuruna çıkacak. Fakat Sultana eli boş gitmek uygun olmadığı için bir de hediye götürmesi gerekiyor. Ne yapsın bedevi, ne götürsün? Çölde vahalarda birikmiş, üzerinde sineklerin dolaştığı suları toplayıp kırbasına doldurur. Bedevî aradığını bulmuştur. Hediye olarak çölde 70 derece sıcakta çok az bulunan sudan daha güzel ne olabilir? Yorumlar (0)
![]() Yorum Yazın
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| İnsanlığın Geleceği İçin... 1 |
| Diğer Yazıları |
| Faizsiz Finans Caiz midir? |
| Diğer Yazıları |
| Alevi Kardeşlerimizi Uyandıralım |
| Diğer Yazıları |
| Sınav Koşusuna Dur De! |
| Diğer Yazıları |
| Bir Kupanın Öyküsü - 1 |
| Diğer Yazıları |
| Zorunlu Seçim |
| Diğer Yazıları |
| Sevdamızsın Ya Rasulallah |
| Diğer Yazılar |