| İnsan |
|
|
| Yazar Filiz Konca | |
| Cuma, 31 Ağustos 2007 | |
|
İnsan, ne olduğu, nereden gelip nereye gittiği ve bu dünyaya niçin geldiğini bilecek ve kainatın sırlarını keşfedecek bir istidat ve kabiliyette yaratılmıştır. Bu yüzden insan üstün ve değerlidir. Bu alemde nasıl davranılması gerektiği konusunda da insanlar yürüyen Kur’an olan peygamberimizi (s.a.v.) örnek almalıdır. Her konuda O’ nun izlenmesi gerekmektedir. Böylece bir çok konu da kökten çözümlenmiş olacaktır. Bir sabah kendinizi uyanır uyanmaz farklı bir mekanda bulsanız ne yaparsınız? İnsan böyle bir durumla karşılaştığında yapacağı ilk şey nerede olduğu, buraya niçin getirildiği, nereye sevkolunacağı ile ilgili sorulara cevap vermek istemesidir. Önünde çok güzel sofralar dahi olsa bu sorular cevaplanmadan rahat edemez, yiyemez, içemez, uyuyamaz. Çünkü insan sadece yemek, içmek, zevketmek için yaratılmamıştır. Cenab-ı Hak bütün kainat ve içindekileri insan için, insanı da kendisini tanıyıp ibadet etmesi ve istikamet üzere yaşaması için yaratmıştır. İnsanlığın hakikati iman ve marifettir. Eğer cevaplanması gereken sorulara aldırmayıp direkt sofralara yönelse hayvanların davranışını yapmış olur. İnsan nefsi ile mücadelesi sayesinde terakki eder ve meleklerden üstün olur. Eğer nefsine mağlup olursa hayvandan daha aşağı düşer. Melekler sadece ibadetle meşgul olup ondan zevk alırlar. Hayvanlar ise sadece nefsin tatmini ile meşguldürler. İnsan ise bu ikisi arasında bir imtihana tabi tutulmuştur. Nefsin sevdiği ve istediği şeyleri yapmaya “heva” denir. İnsanın nefsinin ilerleme, yükselme ve tezkiyesinde yedi mertebe vardır. 1- Nefs-i Emmare Nefis derken çoğu zaman nefs-i emmareyi kastederiz. Kötülüğü emreden bu nefis, zamanla terbiye göre göre, günahlardan uzaklaşa uzaklaşa safiyet kazanır. Sonunda Allah’ın razı olduğu bir nefis olma makamına kadar çıkar. Allahü teâlâ, merhameti sonsuz olduğu için, her devirde, Peygamberleri vasıtası ile nefsin insanı felakete sürüklemesine mani olmak maksadı ile nefsin arzularına uymayı sınırlayan, hem de nefsi temizleyip emmarelikten (taşkın olmaktan) kurtaran emir ve yasaklar gönderdi. En son olarak İslamiyet’i göndermiştir, ötekileri de nesh etmiş, yani yürürlükten kaldırmıştır. Nefs-i emmare, şehveti ve öfkeyi aşırı çalıştırdığı için, buna uymak tatlı gelir. İslamiyet'e uymak ise, bu arzuları frenlediği, sınırladığı için, acı, zor gelmektedir. Bunun için insan, İslamiyet'e uymak istemez. Nefse uymak ister. Nefsine uyan da felaketlere sürüklenir. Allah’ın (c.c.) en güzel şekilde, yoktan yarattığı insan, Allah’ ın emir ve yasaklarını görmezden gelip, İslamiyetten uzaklaşmayı hedeflerse nefsin bu ilerlenilmesi gereken 7 mertebesi karşısında, manevi cihazlarını hiçe saymış olur. Bu da hayvaniyetten aşağılara yuvarlanmasına ve felaketlere duçar olmasına sebep olur. Kainatta tüm varlıklar Allah’ ı tesbih ederken insanın bundan gafil olması ve hakikate mensub olma diye bir derdi olmaması insanoğluna yakışmaz. Hak ve hakikatlerle ne derece yaşıyoruz? Hz. Mevlana mürşid kitap olan “Mesnevi” sinin 4. Cildinde şöyle der: Mustafa aleyhisselâm ‘’Ulu Allah melekleri yarattı, onlara akıl verdi... Hayvanları yarattı, onlara hem akıl verdi hem şehvet. Kimin aklı, şehvetinden üstün olursa meleklerden daha yücedir. Kimin şehveti aklından üstünse hayvanlardan aşağıdır’’ dedi; bu hadisin tefsiri Hadiste gelmiştir: Ulu Allah, halkı üç çeşit yarattı. 1500. Bir bölüğü ise bilgisizdir... Hayvan gibi ot otlamakla semirirler. Onlar, ahırdan, ottan başka bir şey görmezler... Kötülükten de gafildirler, yücelikten, iyilikten de! Eşek olan yarıları, aşağılığa meyleder, öbür yarıları da akla meyleder! İlk iki bölük savaştan, çekişten anlamaz, istirahat ve huzur içindedir. Fakat bu bölük, yani insan ikisine de aykırıdır ve azap içindedir. 1505. Bu insanda sınanma yönünden bölüklere ayrılmıştır... Hepsi insan şeklindedir ama üç kısımdır: Bir kısmı, mutlak varlık olan Allah’a dalmış, kendini kaybetmiş olanlardır... Bunlar İsa gibi meleklere katılmışlardır. Surette insandır bunlar, fakat hakikatte Cebrail... Kızgınlıktan heva ve hevesten, dedikodudan kurtulmuşlardır. Riyazattan da kurtulmuşlardır, zâhitlikten ve savaştan da... Sanki onlar, insanoğlundan doğmamışlardır! İkinci kısmı eşeklere katılmış olanlardır. Bunlar kızgınlığın ta kendisi olmuşlar, tepeden tırnağa kadar şehvet kesilmişlerdir. 1510. Bunlardaki Cebraillik meleklik sıfatı gitmiştir... Çünkü o ev dardı, o sıfat da büyük, sığamadı, geçip gitti! Canı olmayan adam ölür... Canında bu sıfat bulunmayan kişi de eşek olur. Çünkü bu sıfatta olmayan can bayağıdır, aşağıdır... Bu sözü sofi söylemiştir, doğrudur! O hayvanlardan da fazla can çekişir... Alemde ince işlere girişir! Onun örüp dokuduğu hile ve şeytanlık, başka bir hayvandan zuhur edemez! 1515. Altın sırmalı elbiseler dokur, denizin dibinden inciler çıkarır... Hendese bilgilerinin en ince noktalarını bilir, yahut nücum, tıp ve felsefe bilgilerini elde eder! Çünkü onun, ancak bu dünya ile alâkası vardır... Yedinci kat göğe çıkmaya yolu yoktur. 1520. Allah yolunun, Allah durağının bilgisini ancak gönül sahibi, yahut da gönül sahibinin gönlü bilir! İşte Allah bu terkiple lâtif bir hayvan olan insanı yarattı, onu bilgilere eş etti. 1525. Uykuya dalan kişinin uyandığı zaman, rüyada gördüklerinin aksini görmesi gibi! Yorumlar (0)
![]() Yorum Yazın
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| İnsanlığın Geleceği için ... 2 |
| Diğer Yazıları |
| Rahmi Koç ve Sakal |
| Diğer Yazıları |
| Alevi Kardeşlerimizi Uyandıralım |
| Diğer Yazıları |
| Saraydan Kaçanlar |
| Diğer Yazıları |
| Ağlak Adam |
| Diğer Yazıları |
| Roj TV Yasağı Derhal Kaldırılsın |
| Diğer Yazılar |