| Bu Söz Neden Söylenmiyor? |
|
|
| Yazar Filiz Konca | |
| Cuma, 31 Ağustos 2007 | |
|
Mevlana’ nın mürşid kitap olan Mesnevi’ sinde şöyle bir hikaye geçer: Herat şehrinde küstah ve kendini bilmez bir yoksul kişi vardı. Bir gün çarşıdan geçerken sırtında atlas bir elbise, belinde altın bir kemer olan bir köleye rastladı. Başını gökyüzüne çevirerek: “Allah’ ım (c.c) kula bakmayı neden bu ihsan sahibi efendiden öğrenmiyorsun, onun kuluna bak, bir de senin kuluna” dedi. Günler geçti bir gün padişah o atlas elbiseler, altın kemerler takan kölelerin efendisine kızdı, bütün kölelerini topladı. Onlara gece gündüz tam otuz gün işkence etti. “Söyleyin efendinin hazineleri nerede saklı? ” diye sordu. O kölelerin tamamı işkenceden paramparça oldu, fakat hiçbiri efendisinin sırrını söylemedi. “Ey ulu kişi gel sen de kul nasıl olur o efendileri için can veren kölelerden öğren” dedi. Şöyle bir hikaye de anlatılır: Zahidlerden biri olan Şekiku’l-Belhi, hayatında bir ara dünyalık şeylere o kadar kaptırmış ki, ibadetlerini unutuvermişti. Bu sırada büyük bir kıtlık yaşanmıştı. İnsanlar bu yüzden perişan olmuşlardı. Morallari çok bozuktu. Bu zahid kişi bir gün herkes perişanken, hiçbir şey olmamış gibi mutlu, neşeli yaşayan bir gençle karşılaştı. Adam gence : “Bu neşe, mutluluk da neyin nesi. İnsanların büyük bir sıkıntı ve üzüntü içerisinde olduklarını görmüyor musun?” dedi. Genç; “Niçin üzüleyim ki...Benim efendim büyük bir köye sahiptir. O köyde ihtiyacımız olan her şey bulunur ” diye cevap verdi. Gencin söyledikleri zahidi çok etkiledi. Aklını başına toplamasını sağladı. Zahid kişi, gencin söylediklerinden etkilendi etkilenmesine, ancak söylenenleri başka bir şekilde yorumladı. Gencin söyledikleri, adamı düşünmeye yöneltti, hislerini uyandırdı. Dalgınlıktan kurtularak, kendine gelmesini sağladı. Kaybolmak üzere olan hakikate, doğrulara sarılır oldu. Adam Allah’ tan af dileyip : “Bu genç de benim gibi Allah’ ın bir kuludur. En ufak bir üzüntü bile yaşamıyor. Çünkü onun efendisi bir köye sahip. O genç üzülmüyor da, Allah benim Rabbim iken ben nasıl üzülüyorum. Hem o Allah, bu evrendeki her şeyin sahibidir.” dedi. Allah kuluna kafidir. Çarenin ve çözümün nerede olduğu bellidir. Şu imtihan dünyasında bütün çareler ve çözümler Kur’an-ı Kerim’in ve peygamberimizin (s.a.v.) sünnet-i seniyyelerin nurlu yolundadır. Kulluğun nurlu güzelliğini yaşamak ancak sırat-ı müstakim ile mümkündür. Başka yerlerde çare ve çözüm aramak insanı Hak ve hakikat yolundan saptırır. Yıldızlar, taş, toprak, bitki, hayvan, mikrodan makro aleme kadar herşey Allah’ı tesbih edip duruken insanların bundan geri kalması, ciddiyetsizliği, menfaat düşkünlüğü, Hak ve hakikatlerin onu ilgilendirmemesi, kulluk etmemesi, bu yolun sevdalısı olmaması; insanı nerelere düşürür, herşey ayan beyan ortaya çıktığında nasıl eritir, perdeler kalktığında nasıl yakar düşünmek gerekir. Dönemin iki büyük süper gücünden biri olan İran İmparatorluğunun başkent sarayına girildiğinde imparatorun yüzüne a.e.Hadravi şöyle demişti: - “Biz senin tahtına ve tacına konmaya gelmedik. Biz seni kula kulluktan kurtarıp Allah’a kul olmaya çağırmaya geldik.” Günümüzde neden “bu sözü” söyleyemiyoruz sizce? Yorumlar (0)
![]() Yorum Yazın
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| İnsanlığın Geleceği İçin... 1 |
| Diğer Yazıları |
| Faizsiz Finans Caiz midir? |
| Diğer Yazıları |
| Alevi Kardeşlerimizi Uyandıralım |
| Diğer Yazıları |
| Sınav Koşusuna Dur De! |
| Diğer Yazıları |
| Bir Kupanın Öyküsü - 1 |
| Diğer Yazıları |
| Zorunlu Seçim |
| Diğer Yazıları |
| Sevdamızsın Ya Rasulallah |
| Diğer Yazılar |