Genckalem.OrG | Türkiye'nin Özgür Geleceği için...

Cehalet Zulmü Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 1
Kötüİyi 
Yazar Filiz Konca   
Cuma, 31 Ağustos 2007

Hafız-ı Şirazi bir kitap yazdığında devrin hükümdarı:

“Kitabın başında beni methet” demiş.

Hafız-ı Şirazi:

“Ben senin gibi zalimi  methetmem.” diye karşılık verince, hükümdar Hafız-ı Şirazi’yi zindana attırmış.

Hafız-ı Şirazi zindanda her ikindiden sonra mahkumlara  sohbetler edermiş.

Mahkumlardan birisinin her sohbette ağlaması, Hafız Şirazi’nin dikkatini çekmiş. Bir gün o adama:

“Yahu seni ağlatan nedir? Allah korkusu mu? Yoksa Allah sevgisi mi?  Kul hakkı mı? Yoksa günahlarının çokluğu mu?” diye sorunca, adam:


“ Benim bir keçim vardı. Senin sakalın aynen onun sakalına benziyor. Seni görünce onu hatırlıyor ve kendimi tutamayıp, ağlıyorum.” diye cevap vermiş.

 Bunun üzerine Hafız-ı Şirazi:

“ Böyle cahilin yanında durmaktansa, öyle zalimi methetmek daha evladır.” demiş ve kralı methetmeye karar vermiş.

Eskiden İslam toplumlarında alimlerden birine ceza verilince, onu cahil bir kişi ile hapseder veya birarada yaşamaya mecbur ederlerdi. Bazı hükümdarlarda bu şekilde, kendini methetmeyen alim ve şairleri cahiller ile beraber zindana atarlardı.

Şimdiki halimiz nasıl dersiniz?

Ehlullah der:

    Asıl cehalet odur ki, kişi kâinat mektebinde bulunur da, bunun sahibi kimdir, diye düşünmez ve O'nu bulup îman etmez. Câhil diye işte asıl bu kişiye derler. Bu kişi isterse on veya yüz üniversiteden mezun en büyük adam olsun, hiç kıymeti yoktur.
Çünkü asıl bilinmesi herkesin üzerine borç olan; kendisini, bütün kâinatı, bu kâinat içerisindeki bütün mahlûkatı, ma'deniyatı ve nebatatı yaratan Allah teâlâ dan habersizdir, îşte asıl câhil, bu adamdır. Çünkü bu kâinatı görür durur da hâlâ inadından, "Tabiatın eseridir!" der. Sana birisi, üstündeki esvapların veya oturduğun evin, tabiatın eseridir derse, söyle, ne dersin o kişiye? Aziz ve muhterem kardeş, ufacık bir çorap, bir mendil, bir örtü bile kendi kendine olmuyor; "Mutlak onu yapan birisi vardır" deriz de, koskocaman, ucu bucağı olmayan, milyonlarca yıldızlarıyla, ayı ve güneşiyle, kâinatı halkedip bize hizmet ettiren bir yaradan olmasın, hiç olur mu? Bu söz olsa olsa ya dinsizlerin veya delilerin sözleridir.

     Allah teâlâ insanı sayılamayacak kadar birçok cihazla donatmıştır. Kâinatı görünce mutlaka sahibini arayıp bulsun diye. Eğer bulamıyorsa hakikî gözden ve gönülden mahrum demektir. Böyle kimseye tasavvuf dilinde "ölmüş, meyyit" denir. Çünkü her türlü idrakten mahrum, yalnız dünyası ve menfaati için çalışanın diğer mahlûklardan farkı yok demektir. “İlmi öğren ey kişi, çünkü cehalet utançtır; Zîra cehalete razı olan ancak hımardır (yani merkeptir).” denmiştir.

     “Cahil dosttan ise akıllı düşman daha iyidir” denir. Cahil olanlar dost ve düşmanını birbirinden ayıramaz. Hakkı batıl, batılı hak görür. Aleyhinde olan şeyleri bile lehinde zanneder. Nefsine zulmeder, daima hakir ve zelil olur. Bu açıdan her zaman hataya düşer. “Cahil yaşayan ölüdür” denmiştir. Çünkü cahil bildiğini zanneder. Boş iddialarda bulunur. Düşünceleri köksüz ve sönüktür. Hz. İsa (a.s.) “Ben Cenab-ı Hakkın izniyle ölüleri dirilttiğim halde, cahillere söz anlatmakta cahil kaldım” demiştir.

    Cehaletin en tehlikelisi  insanın kulluğundan gafil olması, Allah’a kulluk etmekten uzaklaşması, O’nun ilahi emirlerine değil de kendi heva ve hevesine uymasıdır. Kendi heva ve hevesine uyması halinde insan Allah’ın bir çok ismini mesela “Adl” ismini idrak edemez. Allah Adl’dir. Adaleti sonsuz kemaldedir ve onun ötesinde bir adalet düşünülemez. Oysa Allah’ın adaletinde, koyduğu hükümlerde, emirlerinde haşa hiç bir eksiklik, kusur, yanlışlık olamaz. Adalet zulümün zıddıdır. Allah zalimleri sevmez. Zalimlerle düşüp kalkanları ve hatta zalimlerle teması olmadığı halde uzaktan onlara imrenenleri ve sevenleri de sevmez.

    Dinsizlik kadar cahillik tasavvur olunamaz. Cehalet, okuma-yazma bilmemek değil, kâinatın ve bizim halikımız olan Allah teâlâ Hazretleri'ni bilmemek ve O'na îman etmemektir. Asıl cehalet dinden, îmandan mahrumiyettedir. Din ve îman ne kadar kuvvetli olursa, insanlık ve müslümanlık da o kadar güzel olur.

    Kur’an “Oku” emriyle başlar. Kainatı Kur’an’daki gibi okumak cahilliği söker atar. Bugün  müspet ilim dedikleri hal, insanı Allah’tan, kulluk vazifesinden, ibadetten, taatten ayırmaktadır. Büyük bir zulümle Allah’ın yarattığı ilimleri Allahsız bir tarzla sunanlar, Adetullahı, Sünnetullahı görmezden gelerek, Darwinizm hezeyanlarıyla, çocukları ve gençleri dinden, îmandan, inançtan, kitabullahtan ve Allah'ın Resûlü'nden tam mânâsiyle ayırarak, edep ve hayadan uzak yetiştirmeye sebep olmaktadırlar.

Hz Mevlana şöyle der:
“Toprağa mensup insan Hak’tan ilim öğrenmiş ve o bilgi ile yedinci kat göğe kadar bütün âlemi aydınlatmıştır.
Bilgi, Süleyman mülkünün hâtemidir; bütün âlem cesettir, ilim candır.
Soru da bilgiden doğar, cevap da; diken de toprakla sudan biter, gül de.
Sapıklık da bilgiden olur, doğru yolu buluş da; acı da rutubetten hâsıl olur, tatlı da.
(Sahibini) gönül ehli yapan ilim, insana fayda verir. Yalnız tene tesir eden, insana mal olmayan ilim, yükten ibarettir.
Hevâ ve heves uğrunda o bilgi yükünü taşıma ki, kendi içindeki ilim ambarını göresin.
Bu doğru, şu yanlış; bunları biliyorsun da kendin eğri misin, doğru musun? (Ona) bir bak!
Bütün bilimlerin özü şudur: “Mahşer günü ben kimim, ne hale geleceğim?” sorusunu bilebilmek.
Din usûlünü öğrenmişsin, bilmişsin; ama bir de kendi mayana bak, onu tanı!
Kitaptan maksat içindeki bilgilerdir; ama dilersen sen onu yastık yapıp başının altına da koyabilirsin.
Bu, kılıcı çivi yerine kullanıp, zafer yerine mağlubiyeti kabul etmek, demektir.
Bazı âlimler, bilgilerin yüz binlerce türünü bilir de kendisini bilmez.
Nice âlimler vardır ki hakiki ilimden, hakiki irfandan nasipleri yoktur. Bu tür âlim  ilim hâfızıdır, ama ilim sevgilisi değil.
Ey emin kişi, bilgide ne kadar ileri gidersen git onunla gaybı gören gözlerin açılmaz.
Kendine, aşkı ve bakışı öğret! (İşte) bu bilgi,  taşa kazılan nakış gibidir.
Tutulmadan, kekelemeden yüzlerce kitap okusan, Allah takdir etmediyse aklında hiçbir şey kalmaz.
Fakat Allah’a lâyıkıyla  kulluk edersen bir kitap bile okumadan, yeninden-yakandan duyulmadık bilgiler bulursun.
Bilgili adamın uykusu ibadetten üstündür. Hele insanı gafletten uyandıran bilgi olursa…
Bilgi, uçsuz, bucaksız ve kıyısız bir denizdir. Onu dileyense, denizlerde dalgıçlık edene benzer.
Bilgi isteyen kişinin ömrü, binlerce yıl olsa dahi yine araştırmaktan vazgeçmez; bir türlü doymaz.
Bilgi, Mü’minin kayıp malıdır; bu sebeple  Mü’min kendi yitiğini bilir, anlar.
Topraktan biten güller yok olur gider; gönülde biten güller ise devamlıdır.(…)
Bizim öğrendiğimiz bu tatlı bilgiler, bil ki o gül bahçesinden bir-iki, bilemedin üç demetten ibarettir.
Gül bahçesinin kapısını kendimize kapatmışızdır da, onun için bu iki üç demete tutulup, kalmışız.
Yazıklar olsun ki, böyle bir bahçenin anahtarları ekmek-boğaz yüzünden elimizden düşüp gidiyor.”

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote

busy
 
< Önceki   Sonraki >