|
1900 yılında, İngiltere Sömürgeler Bakanı Gladstone, Avam Kamarası’nda Kur’an–ı Kerim’i eline alır ve “Bu Kitap Müslümanların elinde oldukça, bizim onlara hakim olmamız mümkün değildir. Ya bu Kitab’ı onların elinden almalıyız, ya da Müslümanları ondan soğutmalıyız.” der. Allah’ın emirlerinin ve hükümlerinin dikkate alınmaması bunlardan hangisiyle açıklanır? Kur’an’ın gösterdiği Hak ve hakikat yolunda yürümeyenler ve yürütmeyenler, bir olan Allah’a kulluk etmeyenler kulluk edecek çok şey buluyorlar. Allah’ın sıfatlarını rahatlıkla kendilerine veya başkalarına yakıştırabiliyorlar. Ülkelerin uydularıyla basir, radarlarıyla semi, yardımlarıyla rezzak, desteğiyle aziz, muiz, desteğini çekince müzill, kuşatma ve ambargolarıyla kabıd ve basıt..... olduğuna inanabiliyorlar. Böylece topsuz tüfeksiz yürekler, akıllar işgal ediliyor, şeffaf kelepçeler takılıyor. Ürünlerini boykot etmek bile kimsenin aklının ucundan geçmiyor, bilakis başlarının üstünde, tabelalarda, elbiselerinde taşınıyorlar. Akılları ve yürekleri Kur’an’dan uzaklaşanlar bu işgallare teslim olmuşlardır. Bu hal toprak işgalinden çok daha beterdir. Bunlara inanıldığında ne iman ne de ümit kalır. Ülkeler küfürle değil zulümle yıkılır. Adalet dağıtıyoruz diyen mahkemeler acaba kul haklarına riayet edebiliyor mu? Hz. Yusuf (a.s.)’ ın tersine gömlekleri servete, şöhrete, makama, mevkiye, eve, arabaya, kadına,... karşı önden yırtılan, kraldan çok kralcılarla düşülen zillet daha ne vakte kadar sürer? Gömleği önden yırtılanlar nasıl Yusuf olacak?
Musa’ ya mı yakınsınız firavuna mı? Hak ve hakikatlere karşı tavrınız Musa gibi mi firavun gibi mi? Musa bir olan Allah’a kulluk edilmesi için çabalayıp dururken firavun ise şöyle diyordu: “26-ŞUARA: 49- Firavun (kızgınlık içinde) dedi ki: "Ben size izin vermeden O'na iman ettiniz ha! Anlaşıldı ki o size sihri öğreten büyüğünüzmüş! Ama şimdi bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi çarmıha gerdireceğim!" Ehlullah bu ayet için der: “Ben size izin vermeden iman ettiniz ha? Benden izin almadan inandınız ha? Halbuki ben izin verecektim. Rab ve melik bendim. Sizin üzerinizde egemen olan bendim. Siz benim adamlarım, benim kullarımdınız. Sizi ben doyuruyor, ben besliyordum. Siz benim okullarımda okumuş, benim diplomamı almış, benim ülkemde, benim tayin ettiğim makamlarda bulunuyordunuz. Benim memurlarımdınız. Sizi buraya ben çağırmıştım. Ben görevlendirmiştim. Ücretinizi ben veriyordum. Ne yapacağınıza, ne diyeceğinize, ne kadar konuşacağınıza, ne kadar yaşayacağınıza, ne kadar iman edeceğinize, nasıl giyineceğiniz ben karar vermeliydim. Siz beni aşarak, bana danışmadan iman ettiniz ha? Bana danışmadan karar verdiniz ha?
Dün de, bugün de tüm zulme dayalı diktatörler, tüm zalim krallar, tüm zalim yöneticiler egemen oldukları ülkelerde insanların inançlarını, insanların hayat programlarını kendileri belirlemeye çalışırlar. İnsanlar ancak kendilerinin izin verdiği kadar inanabilirler. Kendilerinin onaylamadığı, izin vermediği bir inancın, bir hayat tarzının insanların kalplerine yerleşmesine asla müsaade etmezler. Bırakın insanların dış dünyalarındaki görüntülere tahammül etmelerini, bırakın Müslümanca bir kılık kıyafete izin vermelerini, insanların kalplerine bile sahip olmak isterler. İnsanların yaratıcısı olan, insanların sahibi olan Allah bile bu konuda insanlara özgürlük tanırken, dilediğinize inanın, dilediğinizi reddedin derken, ister Müslüman olun, ister küfrü tercih edin derken bunlar buna bile izin vermezler. Biz nasıl inanıyorsak, biz nasıl düşünüyorsak sizler de öylece inanacaksınız. Biz nasıl yaşıyorsak sizler de öylece yaşayacaksınız diyerek insanların kalplerine bile ipotekler koymaya çalışıyorlar. İşte bakın alçak Firavun da öyle diyordu. Ben izin vermediğim halde iman ettiniz ha? Benim izin verdiğim kadar iman edeceksiniz. Benim sevdiklerimi sevecek, benim nefret ettiklerimden nefret edeceksiniz. Benim istediğim kimselerle beraber olacaksınız. İşte şu anda da çağdaş Firavunların tek tip adam yetiştirme kavgası verdiklerini görüyoruz. Allah’a şükür ki hainler insanların kalplerini bilemiyorlar, insanların kalplerindekileri okuyamıyorlar. Eğer buna güçleri yetse kalplerindeki niyetlerinden ötürü de tutuklayacaklar, mahkum edecekler.
Sizin şu büyüğünüz olan Mûsâ, size bu sihri öğretendir. Siz bu sihri Mûsâ’dan öğrendiniz. O öğretti bunu size. Alçağın dediğine bakın. Yıllarca bu sihirbazlar, bu bilim adamları, bu ekonomisyenler, bu hukukçular, bu sanatkarlar, kendi adamları, kendi memurları, kendi bürokratları, kendi siyaset adamları, kendi din adamları yıllardır kendi hizmetinde olsunlar, hep kendisini desteklesin, şimdi de gerçeği anlayıp hemen iman etsinler ve alçak Firavun da onları bununla suçlasın. Bu sihri size Mûsâ öğretti değil mi? desin. Muhakeme diye bir şey yok adamda yâni. Sonra tüm zalimlerin yapması gerekeni yapmaya, onlara tehditler yağdırmaya başlıyor. Yakında size ne yapacağımı bileceksiniz. Hemen çok yakında çaprazlama sizin ellerinizi ve ayaklarınızı keseceğim ve sizi hurma ağaçlarına asıp sallandıracağım. Evet işte tüm zalimlerin karakteri budur. Başka yapabilecekleri bir şey olmadığı için işleri güçleri asmak, kesmek, öldürmek, işkence etmek. Firavunlardan bundan başka bir şey de beklenmez zaten. Yıllarca kendisine hizmet ederlerken, yıllarca kendisini dinlerlerken, yıllarca kendi zulüm yasalarını insanlara şirin gösterme kavgası verirlerken bir anda dirilip Allah’a ve elçilerine iman eden, Firavunun dinini, Firavunun yasalarını reddedip Allah’ın istediği hayatı yaşamaya yönelen bu insanlara karşı elbette merhamet edecek değildi. Kalplere bile hükmetmeye çalışan bir kimseden o Müslümanlara tahammül göstermesi beklenemezdi elbette. Tüm Firavunların değişmez karakteridir bu. Müslüman olmayanların değişmez karakteridir bu.” Toprak işgali yüreklerin, akılların işgalinden; esir düşmek yüreklere, akıllara kelepçe takılmasından daha ağır değil. Savaşlar meydanlardan önce yüreklerde kaybedilir veya kazanılır. Allah yolunda savaşan kazanır. Helak olan kavimlere bakıldığında da kendi hükümlerini, emirlerini Allah’ ın hüküm ve emirlerine tercih etmekte hiçbir sakınca görmemişler bilakis bu konuda büyük bir zulmü Hak olarak görmüşlerdir. Kur’an’ ın nurlu yolu İngiltere Sömürgeler Bakanı Gladstone gibi başkalarını da huzursuz ederse, akibetleri de huzursuz olur. Firavunu izlenmeye layık görenler ondan farklı yere gidecek değil ya.
|