Yazarlar
Sunusi F. Onay
Tarihin kısa özeti: Şii ve Sünni Ayrımı 


| Tarihin kısa özeti: Şii ve Sünni Ayrımı |
|
|
| Yazar Sunusi F. Onay | |
| Cuma, 31 Ağustos 2007 | |
|
“Emir Sultan’ı duymuşsunuzdur, duymamış olanlar varsa kendilerine azıcık kızsınlar ve biraz okusunlar. Yıldım Beyazıd’ın ordusunda da savaşmış cengaver bir evliyamızdır. Sultanın kızıyla evlendikten sonra, Sünni Sultan’ı Şii Timur’la yapacağı savaştan vazgeçirmeye çalışır. Buna hanımı çok içerler ve şöyle der: “Senin gibi bir evliyanın duası onun arkasındayken, babamın yenileceğinden mi korkuyorsun?” Buna Emir Sultan’ın verdiği cevap düşünebilenler için korkunçtur: “Sen Timur’un arkasında kimler var biliyor musun?” Nitekim savaş olur, Yıldırım yenilir. Emir Sultan atına atladığı gibi Ankara ovasına gider ve kurulan yüzbinlerce çadırla bembeyaz olmuş ovada Timur’un çadırını bulur, içeri girer. Ne konuştuklarını tarih yazmıyor ama 1 saat sonra bütün Şii Müslüman Türk-Moğol ordusu başlarında Timur olduğu halde Anadolu’yu terk etmek üzere hareket eder.” Neden Sünni bir mezhep seçtiğinin bilincinde bir Sünni Müslüman olarak, bugün Şii ve Sünnilik arasında ortaya çıkarılmak istenen bir çatışma ortamında safımı belli etmek ve bu ayrımı bilinçaltında yapan kardeşlerime bir referans olması için kısaca bir tarihi özet geçeyim istedim:
Şiiler sünnilere göre daha cihad yanlısı ve daha sert, tavizsiz olmalarıyla meşhurdular. Bu sertliğin kaynağı ise Emevi devrinin başlarında Haricilerden gördükleri terördür. Yezid’in halifeliğinde, Yezid’e ihanet eden komutanın görevden azline intikam olarak Kerbela’da Peygamber torunlarının üzerine yürümesi ve onları şehid etmesinin verdiği cesaretle, Hariciler Emevilere ve Hz Ali’ye açıkça lanet etmeyen her müslümanın gavur olduklarını ve katlerinin vacip olduğunu söyleyebiliyorlardı. Bütün bu olaylar ve şehadetle yaşanan büyük şok sonucu ortaya çıkan Yezid’in politik başarısızlığı, Şiiliği bir cemaat şuuruna sahip olmaya sürükledi. Hz Ali’nin ölümünden sonra da Şiiler bu hakaretlere dayanmanın İslami olmadığına kanaat getirerek saflarını açıkça belli etme yolunu seçtiler. Bazı radikal şii gruplar, ehli beyt’e sevgisi olmayanın Müslüman olamayacağına hükmettiler (nitekim bu Sünnilerce de doğru kabul edilir). Fakat bu sevgide aşırıya kaçan bazı Şii gruplar bütün şii olmayan Müslümanları kafir ilan ettiler. Hatta bazı mübarek kabirleri alternatif Hacc yeri haline getirdiler. Bunun zıttı daha sonra ortaya çıkan Sünni mezheplerde de görüldü, onlar da Şiiliği sanki sapık bir mezhepmiş gibi göstermeye azmettiler. Bu konuda İbni Teymiye’nin karşı çıkmasına rağmen bazı Selefiler ve Vahhabiler de çok ileri gidip, işi Hz Ali’ye dayandırıp O’nu sanki suçluymuş gibi göstermeye kalktılar. Onların arasından Peygamberin kabrini yıkıp yok etmeye kasteden Müslümanlar (!) da çıktı. Şii alimleri ümmetin daima en hararetlileri olmuşlardır. Zira onlar sadece kendi halklarına değil gayri Müslim alimlerine karşı da konuşuyorlardı. Geliştirdikleri itikadi metodu Müslüman olmayanlara da sunarken, müthiş tartışmalara giriyor ve İslam’ın savunuculuğunu üstleniyorlardı. Özellikle Budist ve Hindu alimlerle yaptıkları tartışmalar entelektüellerce takip ediliyor ve bu tartışmaların kitapları yazılıyordu. Daha sonra bu tartışmaların bir başka etkisi görüldü, Mutezile İslam’ı kıyasıya savunup galip çıkarken, özellikle kader, kaza ve gayp alemi konusunda Budist ve yunan filozoflarının rasyonalist görüşlerinden de etkileniyorlardı. Onların düşünceleri kafalarda yeni soru işaretlerini tahrik edip tefekkürü arttırıyordu. Bu hal, zamanla Eşariliğin doğmasına sebep oldu. Yani bizim anladığımız anlamda Sünniler, bu tarihten sonra Mutezileden ayrılan imamlar sayesinde kuruldu. İmam Eşari ve İmam Maturidi bunlara en güzel örnektir. Bu sebeple biz ilk mezhep olarak, meşhur Sünni alim İmam Azam Ebu Hanife’nin hocası olan İmam Cafer’in “Caferiliğini” görürüz. Şiilerin Devlet başkanı seçimi haricinde umumdan itikadi bir farkları olmadıkları açıktır, mutezileyi benimsemiş olan Şiilerle ise büyük farklar mevcuttur. Fakat Caferilik bu yönden mutezileden de uzaktır. Kısaca, Eşariler (yani sünniler) namaz kılıp dua ederek kendi içtimai hayatlarını düzenlerken, Mutezile ve Şii imamları yunanlılarla, Çinlilerle ve hintlilerle tartışmalara katılıyorlar ve İslami cihadı felsefe alanında da sürdürüyorlardı. Her ne kadar özellikle kader konusunda büyük itikadi farklar olsa da, Şiilik ve Sünnilik bugünkü manalarında Ümmetin iki ekolüdür. İslam’ı savunan ya da savunduğunu zanneden bir kimse asla bu iki ekolden birine laf atıp fitneyi sürdürmeye çalışmaz. Sünniler, genelde ehli kitap Hıristiyanlara karşı savaşırken, Şiiliğin kitapsız Budistlerle yaptıkları savaşları görmezden gelemeyiz. Yavuz Sultan Selim her ne kadar haça ve Şiiliğe savaş açmış olsa da, Safevilerin Şah İsmail’i de aynı şekilde Sünni emperyalizmine ve Budistlere karşı amansız savaşlara girdiğini unutmayalım. Bizim burada fikir yürütüp yargılayan değil, tefekkür edip düşünen kullar olmamız gerekir. Sapık Şii mezhepleri nasıl Hz Ali’yi ilahlaştırmaya çalışıyorlarsa, Hz Ali’ye ve hatta haşa İslam’ın peygamberine hakaret eden sapık mezhepler olduğunu unutmayalım. En azından şunu hatırlayalım, Hz Hüseyin’in mübarek başı gövdesinden ayrılırken onunla beraber şehit olanlar kimlerdi? Ümmeti Muhammed’in birliğine engel olmaya çalışanlar hangi mezhep ve ırktan olurlarsa olsunlar zail olup gidecekler ve öbür dünyada altına girecek bir sancak da bulamayacaklardır. Allah’ını seven onun Habibini de sever, Resulullahı seven onun arkadaşlarını ve sevdiklerini de sever, bütün bunları seven Ümmet-i Muhammed’i sever… Yorumlar (5)
![]() güzel olmuş
Yazan çiğdem, Aralık 30, 2007
öncelikle yazanın ellerine sağlık çok açıklayıcı ama azcık daha kısa olsaydı benim din kültürü ödevim ve öğretmen el yazısı istiyor ben nasıl yazıcam bu kadar şeyi:(
bilmem
Yazan elanaz, Ekim 03, 2007
tarihin en kısa özeti yazdım bu çıktı kısası buysa uzun özeti nasıl olacak acaba merak ettim
SUNNÎ ŞİÎ KARDEŞİLİĞİ VE LÜZUMU
Yazan Ziyaretçi, Eylül 20, 2007
SUNNÎ VE ŞİÎLER TEMELDE İKİ NOKTADA AYRILIRLAR AMA PEK ÇOK ORTAK NOKTADA DA BİRLEŞİRLER...AYRILDIKLARI İKİ NOKTA :
İMANİ BAZDA : İMAMET VE TAKIYYE MESELESİ : BIRAKALIM , GÖZ ARDI EDELİM BU MESELEYİ ; AHİRETE HAVALE EDELİM , ALLAH KARAR VERSİN BU KONUDA HAKLI VE YANLIŞ TARAFLAR HAKKINDAKİ HÜKMÜ.TABİİ Kİ BİZ SUNNÎ'YİZ VE Şİİ OLMAYA DÜŞÜNCEMİZ YOK AYNI ŞEY ŞÎİ KARDEŞLERİMİZ İÇİNDE SÖZ KONUSU NE YAZİK Kİ ...ONLAR DA BİZİM Şİİ OLMAMIZI BEKLİYOR... AMA NEDEN FARKLI YORUM , FARKLI KÜLTÜR DİYEREK,İSLAM KARDEŞLİĞİNİ TEMEL ALARAK BİR ARADA YAŞAMAYALIM ! ...
Yazan salta, Eylül 18, 2007
açıklayıcı ve anlaşılır...
fazıl bey e teşekkürler... yorumları okuyup vakit kaybedenlere sesleniyorum... bırakın burayı okumayı yazıyı tekrar okuyun, bu benim 3. okuyuşum... Şii ve Sünni Gerçeği Yazan Savaş AŞIK, Eylül 02, 2007
Şiilik ve Sünnilik İslam'ın vazgeçilmez temellerindendir. Öyle ki bu iki mezhep İslam'daki felsefe anlayışını ve buna bağlı olarak da özgür düşüncenin temellerini oluşturuyorlar. Ancak bu mezheplerin temel özellikleri Allah'ın kesin emirleri dışındaki yasalara kesin olarak itaat etmesidir. Ancak gelin görün ki yobaz zihniyetler Yezid döneminden beri sürüp bugün ki Şii - Sünni ayrılığının temellerini oluşturmuşlar. Sayın Sunusi Fazıl Onay'ın dediği gibi bu iki mezhep İslam düşmanlarına karşı kesin zaferler kazanmış, her zaman İslam'ın üstünlüğü için mücadele etmişlerdir. Şüphesiz bu ayrılıklar cahillikten ve içimizde bulunan İslam düşmanlarının çabalarından kaynaklanıyor. Sayın Sunusi Fazıl Onay'ın düşüncelerinin her harfini canı gönülden destekliyorum. Saygılarımla...
Yorum Yazın
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| AK Parti Neden Demokrat? |
| Diğer Yazıları |
| Tekbir Giyim ve Mustafa Karaduman |
| Diğer Yazıları |
| Başsavcının Bana Anlattıkları! |
| Diğer Yazıları |
| Gaflet |
| Diğer Yazıları |
| Adaletsiz Adalet!.. |
| Diğer Yazıları |
| Kanın Dayanılmaz Tadı 3 |
| Diğer Yazıları |
| İman Sorununa Teknik Bir Çözüm - Firavunlaşmış Duygu |
| Diğer Yazılar |