| İngiliz proflar İsrail'i boykot ediyor, biz ne yapıyoruz? |
|
|
| Cuma, 31 Ağustos 2007 | |
|
Mustafa Armağan ABD’deki Yahudi derneğinin ‘soykırım’ desteği, İsrail ile Türkiye arasındaki bahar havasını bir anda kara kışa döndürdü. İsrail Sefir-i Kebirimiz Namık Tan tatilini yarıda keserek apar topar İsrail’e dönmüş. NTV’deki açıklamalarını dinledim, İsrail’deki lobiler vasıtasıyla ABD’ye ulaşılacak ve mesele çözülecekmiş. İşi bakın, biz Filistin halkının adım adım yok oluşa sürüklenişi karşısında Yahudileri sıkıştıracağımıza, kalkmış onlar bizi sıkıştırıyor.
Peki biz neyiz? Bir toplum olabildik mi? Bir millet? Ya da artık ağzıma alamadığımız terimle ümmet-i Muhammed’den miyiz? Cevaplar olumsuz galiba. Öyleyse kimiz biz? Kimiz biz ve nerede yaşıyoruz? Orta Doğu’da mı? Sahi neden kendimizi bu İngiliz icadı coğrafi ‘bölge’nin içinde düşünmekte bu denli ısrarcıyız ki? Biz İngilizlere “Orta Batılı”, Amerika Birleşik Devleti vatandaşlarına da “Uzak Batılı” diyor muyuz? Neden demiyoruz? Çünkü biz tanımlamıyoruz haritayı; tanımlanıyoruz daima. Neler olup bittiğini bilmiyoruz ki İsrail’de. Bu yüzden tepkilerimiz sade suya tirit oluyor ve birkaç gün sonra oyuncağından bıkan çocuklar gibi hevesimiz kaçıyor. Bir daha hatırlayana kadar bir kenarda tozlanmaya terk ediyoruz onu. Oysa Filistin’de olup bitenler sadece intifada ile sınırlı değil, hatta sadece masum çocukların hunharca katledilmeleriyle de sınırlı değil. Hiçbir noktada güvenliğin olmamasından da söz ediyor değilim. Nüfus olarak yok ediliyor, doğru. Ancak asıl büyük tehlike, Filistin’in iç tutunum (insicam) noktalarının başarılı bir toplum mühendisliğiyle berhava edilmesinde yatıyor. Filistinliler bütün bu katliama çocuk doğurarak cevap veriyorlar ama bahsettiğim yıkıma karşı çaresiz kalıyor tenasül bereketi. Bilmem hiç dikkatinize çarptı mı: Radikal gazetesinin 30 Mayıs 2006 tarihli nüshasında “Filistin lehine bilim boykotu” başlıklı tuhaf bir haber yer alıyordu. İngiliz bilim adamlarının kurdukları akademisyenler sendikası NATFHE, yaptığı açıklamada İsrailli meslektaşlarını, devletlerinin Filistinlilere uyguladığı ırk ayrımcılığı (apartheid deniliyor buna) politikasına açıkça karşı çıkmadıkları ve ona destek verdikleri için suçlamış ve bundan sonra toplantılarına İsrailli bilim adamlarını davet etmeyeceklerini açıklamış, habere göre. Gerçekten de Batı’da uzun zamandır görmediğimiz cinsten cesurca ve son derece sivil bir tavırdı bu. “Filistinlilerin haklarını destekleme tavrımızın ne kadar salakça olduğuna dair beni eğitmeyi amaçlayan binlerce e-posta aldım. Bunların çoğu İsrailli profesörlerin akademik özgürlüklerinin kısıtlanmasına tehditle yanıt verirken, Filistin'de akademik özgürlükten söz etmenin kara mizah olduğunu anmıyor bile. Filistinli öğrencilerle öğretmenlerin tek hareket özgürlüğü üniversiteye gitmek olurken, akademik yaşamın işlemesini sağlayacak en somut temeller bile bulunmuyor. Eylül 2000'den beri bir İsrail okulunun (saldırılara) hedef olmasına karşılık 185 Filistin okulu topa tutulmuş ya da taranmışken, adaletsizliğe karşı üniversiteleriyle birlikte Filistin sivil toplumuyla her zamankinden fazla dayanışmak gerekir. Beni zorbalıkla susturamazlar.” İşte bilim namusu budur dostlar! Hadi YÖK izin verdi diyelim, bizdeki anlı şanlı profesörlerin kaçı bu onurlu çıkışı yapabilir Allah aşkına? Aynı haberin altındaki bir not ise büsbütün uyarıcı nitelikte. Not şöyle: “Konferansa katılan İsrailli bir grup da, İsrail akademileri ile işgal politikaları arasındaki bağları anlatıp lisans mezunlarına doğrudan iç istihbarat servisi Şin Bet’te çalışma hakkı getirilmesi örneğini verdi.” Merak edip bu NATFHE’nin internet sitesine (http://www.tufp.org.uk/Unions/NATFHE/natfhe.html) girdim ve İngiliz akademisyenlerin kendilerini tanımlarkenki vakarlarına, eleştirilere verdikleri soğukkanlı cevaplarına, her şeyden önce de ahlakî tavırlarındaki netliğe hayran kaldım. Onun için aynen çevirmek istiyorum bir paragrafı: Hem okullara roket saldırısı düzenleyen ve eğitimi engelleyen, herşeye rağmen okullarına gitme mücadelesi veren öğrencileri de, binbir çeşit ayrımcılığa tabi tutmak suretiyle yükselmelerine ve meslek sahibi olmalarına mani olan İsrail devletinin bu zalimce uygulamalarına karşı mücadele veren İngiliz akademisyenleri insanlık adına bağrıma basmak ve bizim yapamadığımızı yaptıkları için kendilerine teşekkürlerimi iletmek istiyorum. Başta da söylediğim gibi heyecanla ve sloganlarla değil, bilgiyle, kalple, İslamiyetin bizlere en büyük ihsanı olan mazlumlarla birlikte olmak adına hepimiz neler yapabileceğimizi düşünelim. Elin İngilizi bulmuş da, biz mi bulamayacağız? |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Yazarlık Başvurusu |
| İstanbul Hatırası |
| E-Dergi Temmuz 2008 |
| E-Dergi Ağustos 2008 |
| E-Dergi Eylül 2008 |
| E-Dergi Ekim 2008 |
| E-Dergi Kasim 2008 |
![]() |
| Müslümanca Yaşama Üzerine Denemeler |
| Diğer Yazıları |
![]() |
| Ya Sev Ya Terket |
| Diğer Yazıları |
![]() |
| Türkçe İbadet Saçmalığı |
| Diğer Yazıları |
![]() |
| Masallaşan Kimse! |
| Diğer Yazıları |
![]() |
| Derbi Gecesinden İzlenimler |
| Diğer Yazıları |
![]() |
| Yağmurun Anlamı |
| Diğer Yazıları |
![]() |
| Sahibinden Satılık Hayatlar |
| Diğer Yazıları |
![]() |
| Türkiyede Rapçi Olmak |
| Diğer Yazılar |