Genckalem.OrG | Türkiye'nin Özgür Geleceği için...

Atatürk Türkiye'si Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 49
Kötüİyi 
Yazar Sunusi F. Onay   
Cuma, 31 Ağustos 2007

İlkokuldan beri kafamı kurcalardı. 8-9 yaşlarındayken bizlere son padişah olarak Vahdeddin anlatılırken, bizler de mantık ve mukayese yeteneğimizi kullanarak minik kafamızda tarihi olayları canlandırır ve sonuçlar “Hayır..” derdik, “Şu durumda son padişah Atatürk!”

Bize göre iki tane Atatürk vardı. Birincisi kalpaklı ve bıyıklı bizim Gazimiz, Mustafa Kemal Atatürk’ümüz, diğeri fötrlü, fraklı ulu önder Atatürk!

İkisinin arasında belki bir fark yoktu bizce, ama bazılarınca fark büyüktü, Gazi herkesindi, Ulu önder ise bazılarının.. O bazıları bizi hiç kabul etmediler aralarına, hatta öyle ki, onlara göre bizler Atatürk’ü sevmiyorduk ve sevemezdik, sevdiğimiz söylüyorsak da kesin yalan söylüyorduk.. yani takiyyeciydik..!

Bizler kendimizi Türk evladı olarak görürdük, halktandık, onlar ise kendilerini Atatürkçü ya da Kemalist olarak görürlerdi, elitlerdi. Dernekleri vardı, tabi ki derneklerinin üyeleri vardı, demek ki haklıydılar, bizler o derneklere üye olamadığımız için Atamızı da hakkıyla sevemezdik.

Belki de dernekçilik işimize gelmiyordu.. Bizler her sevdiğimiz için dernekler kurmuyorduk ki, mesela Muhammediler, ya da Muhammedçiler diye bir derneğimiz de yoktu canımızdan çok sevdiğimiz için. Demek ki bizim sevmek için organizasyonlara da pek ihtiyacımız olmuyordu.

Ama bu dernekçiler işi özellikle şu son zamanlarda oldukça abarttılar, o kadar ki, artık kendi değerlerine de yan bakar olmuşlardı. Ülkemize “Atatürk Türkiye’si” diyorlardı.

Halbuki Gazimiz bu ülkedeki hakimiyeti kişilerden alıp halka vermişti. Bu ülke Türklerin ya da daha genel anlamda Türkiyelilerin Türkiye’siydi. Atatürk bu ülkeyi soyadlarından da kurtarmıştı.. Ne Osmanlı ne de başka bir isim.. Bu ülke sadece ve sadece üzerinde yaşayan milletindi. Hiçbir kişi ve zümrenin bir ayrıcalığı yoktu, sınıfsız tek ve eşit bir toplumduk. Bu ülkeyi kurtaranlar da bunu kendi şanları için yapmamışlardı. Yeni de kurulsa, eskinin köklerine bağlı da olsa, bu ülke hiçbir liderin, önderin, şefin babasının malı değildi. Kuranların amacı da zaten bu tahakkümleri ortadan kaldırmak değil miydi?

85 sene önceki kararlar, politikalar, stratejiler ve söylemler hala bugün geçerli olsun isteniyor sözde sadık sistem savunucuları tarafından, bunda devletin menfaati vardır deniliyor. Biz de diyoruz ki, dünün şartları başka bugünün şartları başkadır, dün ak olan bugün karadır.. Eğer o izinde olduğunuza inandığınız Gazi bugün halinizi görse “bunlar acaba kimin izinde” diye merak ederdi.. Ve eklerdi “bizim mevlitlerle ve dualarla açtığımız büyük millet meclisi bu ülkenin adını Türkiye Cumhuriyeti olarak ilan etmiştir, Atatürk Türkiye’si değil.

Bu ülke ne Yavuz’un, ne Fatih’in, ne Kanuni’nin, ne de Atatürk’ündür.
Bu ülke kayıtsız şartsız Türk’ündür, ama adı Türklerin Türkiye’si de değil, kısaca Türkiye’dir.
Ya devrimler, ilke ve inkılaplar? Kısaca bir göz atalım:

Devletçilik

Artık globalleşen dünyada koyu bir devletçilik yerine geçerli olan tek sistem liberal bir ekonomi ile sosyal hukuk devletinin işletilmesidir, yani ekonomik teşekküller sermaye sahiplerine verilir ve girişimcilerin vergileriyle devlet vatandaşlarına sosyal güvence sunar. Özelleştirmeden yana olan kişinin devletçi olması zordur. Devleti iktisadi teşekküllerle koca bir şirkete çevirmek ise çağdışıdır. Şu halde demek ki ben ekonomik alanda devletçi olamıyorum.

Milliyetçilik
Kavramlarla oynayarak kafa karışıklığından başka bir şey elde edemezsiniz. Burada var olan zaten milliyetçilik değil “Atatürk milliyetçiliği” gibi soyut bir kavramdır. Ben milliyetçiyim diyenin artık sağlam bir de açıklama yapması gerekiyor.. “Kime ve neye göre milliyetçisin?” Hitlerin güçlü olduğu zamanda eline mezura alıp köy enstitülerinde kafatası ölçmekle, Sovyetler güçlü olduğunda komsomol marşını “dağ başını duman almış” yapmakla devletçi ya da milliyetçi olunmuyor.

Halkçılık
Olmamak mümkün değil, sosyal bir hukuk devletinde eşit ve sınıfsız yaşadığımıza göre halkçı olmak zorundayız, öyle değil mi? Ama eğer halkçılık halka üniforma giydirmek, ya da ne giyeceğine dair brifing vermekse, ben değilim demek ki.

Devrimcilik
Müslüman olan adamın devrimci olmaması mümkün mü? Çağlar açıp çağlar kapıyoruz devrimlerimizle.. Yeter ki devrimler çağdaş kalabilsin..

Cumhuriyetçilik
Yine Müslüman olan bir adamın cumhuriyetçi olmaması mümkün mü? Otoriter bir Saltanat anlayışı hem çağdışı, hem akıldışı, hem de artık din dışı bir olgudur. Tıpkı totaliter bir demokrasi anlayışı gibi.. Libya’da cumhuriyet ama yarı tanrı bir Kaddafi’yle demokrasi olmadan cumhuriyet ancak bu kadar olur!
İstiklal marşına alternatif 10.yıl marşı söylemekle cumhuriyetçi olunmuyor, cumhuriyetçi olacak olan adamın önce demokrasiyi sonra halkını, halkının örfünü ve adetini sevmesi gerekiyor.

Laiklik
Bunun ne demek olduğunu ne uygulayanlar biliyor, ne de uygulananlar..
Dini inançlarıma karışılmadan bu ülkede istediğim gibi yaşama hakkım, okuma hakkım laikliğin teminatı altındadır ama laikçiler yüzünden bu hakkımı kullanamıyorum değil mi? Benim dinim kamusal alanı da kapsıyor ama kamusal alanda dinsiz olmak bizimkilerin icadı! Kamusal alanda bu ülkenin müminesi başörtüsüyle, azınlık yahudisi kippası ile, hıristiyanı koynunda haçla dolaşsa cumhuriyet nasıl tehdit altına giriyor hala anlayabilmiş değilim. Tek anlamış olduğum, laikçilerimiz demokrasiden nefret ediyorlar..

Sonuç:

Bu ülkede yaşamaktan ve bu ülkeye hizmet edebilmekten gurur duyan, tarihi ile övünen, yorulmadan çalışan ve milletine güvenen bireyler olarak, Atamızın bize olan mesajını gayet iyi anladık ve mirasına sahip çıkıyoruz ama sesimiz artık daha güçlü çıksın ki bir şeyleri istismar edebilmek bugünlerde bu kadar kolay ve ucuz olmasın.

Bizler Türkiye’nin tek sahibi ve geleceğinin teminatıyız, geçmişten aldığımız güçle geleceğe umutla bakıyoruz, bu ülke bizim çocuklarımıza mirasımız ama babamızın malı değil! Babamız her kim olursa olsun..!

Yorumlar (5)Add Comment
GÜZEL BİR SİTE
Yazan MÜCAHİD, Nisan 08, 2008
GÜZEL BİR SİTE YENİ RASTLADIM TAM KAFAMA GÖRE KONULAR YAZILANLARDA GÜZEL
BEN KEMALİST OLMAYI ATATÜRKÇÜ OLMAYI KENDİME HAKARET AŞAĞILAMA HATTA DAHA İLERİ DÜZEYDE BİR GARİPSEMELİK OLARAK GÖRÜRÜM BİLMEM BAŞKALARI NE GÖRÜR ZATEN NE DEMİŞ M.KEMAL "KEMALİZİM İLERLEMEKTEN ÇOK GERİLEMEYE TEKAMÜL EDER" DEMEDİYSE BİLE DEDİ SAYIN NE OLACAKKİ
yuh
Yazan yuh, Aralık 19, 2007
siz kimsiniz nerde hangi şartlarda neyi şayışıyorsunuz ...
sevgili bugun
Yazan sfo, Eylül 29, 2007
yorum kısmına yazdığın fikirlerin başlı başına bir tartışma konusu, gerçi tartışacak birşey de yok, gayet haklısın.. ama bunların benim yoruma açtığım yazıyla pek bir ilgisi yok.

Ben sadece oligarşik dayatmalara dikkat çektim. akıllı olan sistemin aptal olan bireyleri köleleştirmesinden daha normal bir durum yok. Şeytan hiçbir zaman şeytanlık yapmakla suçlanamaz.. zira bu onun görevidir..

Yani demek istiyorum ki, bunlar başka bir yazının eksik paragrafları..
sevgiler dostum.
evet haklısın
Yazan bugun, Eylül 21, 2007
Düşüncelerinizi güzel dile getirmişsiniz. Yalnız bir paragraf eksik kalmış sanırım. İnsan oğlu unutkan oluyor nedense ama, yanlış bilinmemesi için hatırlatmak gerekiyor.

Bu ülkede ve dünyanın her yerinde insanlar gönüllü köle yapılmak isteniyor. Bunun için her çeşit medya kanalı buna araç oluyor. Okullarda bir işte çalışabilmenin mutluluğundan söz ediliyor. Vay efendim bilmem nerede bilmem ne olduğun vakit işte o vakit... Evet işte o vakit gönüllü bir köle olmaya başlıyorsun. İçinde bulunduğun sistem seni günden güne içine almaya daha da sömürmeye başlıyor. Harcadığın zamana bakınca emekliliğinin geldiğini anlıyorsun tek amacın emeklilik oluyor. Ve verimli bir kölelikten sonra ve tabi başarılarından dolayı mesela şirkete kazandırdığın 70 milyon YTL den sonra hediye edilen cep telefonun yanına kar kalıyor. Sonra eve kapanıp televizyon başında her gün (!) yayınlanan birbirinden güzel dizilerin takipçisi oluveriyorsun.

Kölelik dedik ama hiç mi özgürlüğü yok gönüllü kölelerin. Elbette var. Dini özgürlükleri var. Sadece yaradan ve kendi arasındaki özgürlük. Kimsenin kesmeye gücü yetemeyecek bir bağ. Halkımın bu saf duygularıdır bizi ayakta tutan. Fakat bir yandan da yıkan. Ne yazık ki gönüllü köle olduğumuzdan mıdır nedir bilinmez. Bizim bu saf duygularımızdan kim bahsetse onun destekçisi oluveriyoruz. Hele bir de elimize kömür, erzak, para ve kadınlara makyaj malzemesine kadar dağıtılan şekerlerden sonra, öyle bir destekçi oluyoruz ki. Bilmem devletin neresindeki mevkiye oğlumuzu yerleştirmek için, bilmem kendi saf duygularımız için destekliyoruz gitsin. Hiç düşünmeye gerek duymuyoruz. Acaba bu duygularımız sömürülmeye müsait mi? Bunu kim neden kullansın ki? Ah benim saf kalpli halkım ne yapsın yaşamı boyunca emeklilikten başka hayali kalmamış. Onu da istikrar diye tutturmuş dilene gidiyor elindeki topraklar haberciği yok, gönüllü köleliğe zorlanmış tabi yıllarca, nasıl görebilir. O kadar çok dizi var kiiii izlenecek dizi varken...

Yazının eksik paragrafına iliştirmen dileğiyle...
Peh...
Yazan Misafir, Eylül 13, 2007
Savundukları adam bile paranın üstüne kendi resmini bastırarak ne kadar kendini düşündüğünü belli etmiş aslında

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote

busy
 
< Önceki