|
Yazar Savaş Aşık
|
|
Çarşamba, 02 Temmuz 2008 |
|
Gruplarda liderler ve ikinciler belli oldu ve kupanın en heyecan dolu anlarına gelindi. Türkiye, Hırvatlarla eşleşmiş ve Hırvatlar maçın banko favorisi olarak gösteriliyordu. Almanya ise Portekiz karşısında yenilecek deniliyordu. Hollanda ise Rusya karşısında rahat kazanır deniliyordu. İspanya - İtalya maçı malumunuz İspanya favori idi. Ben ise kupanın anatomisini şöyle yapmıştım. Almanlar Portekiz'i yener demiştim. Türkiye - Hırvatistan maçından korkuyordum. Türkiye yenilebilirdi. Hollanda - Rusya maçında her ne kadar Hollanda'yı favori desem de Rusya'dan sürpriz bekliyordum. İtalya - İspanya maçında da favori İspanya idi.
Heyecan Portekiz - Almanya maçıyla başladı. Ve Almanya maça fırtına gibi başlamıştı. Disiplinli oyun anlayışının yanısıra kontra atak ve duran toplarla neticeye gitmesi Portekiz'in elini kolunu bağlamıştı. Zorlu maçı Almanlar 3- 2 kazanmıştı ve kazanırsak rakibimiz olacaktı. Ve turnuvanın bir başka mucizevî maçlarından biri daha. Başrolde yine Türkiye vardı. Bu kez rakip Hırvatlardı. Maçın mutlak favorisi de Hırvatlardı. Turnuva boyunca etkili bir oyun sergilemiş, özellikle orta alandaki kalabalık ve baskıcı oyun yapısıyla gruptan yenilgisiz çıkmıştı. Türkiye ise bu maça bir çok eksikle çıkmıştı. Defans her zamanki sorunların başını çekiyordu. Ama maç kıran kırana geçmişti. Oyunda bir bölüm biz bir bölüm onlar hakimdi. Her ne kadar az pozisyon bulup kalemizde çok tehlikeli pozisyonlar görsek de sonuçta maçı uzatmaya taşıyabilmiştik. Uzatmalarda ise takımımızın fizik gücü ön plâna çıkmış ve üstün bir performans sergilemiştik. Kondisyonerlerimizin başarılı uygulamaları turnuva boyunca hissedildi. Üstün oyunumuz 119. dakikada hüsrana uğramış, Rüştü'nün hatasını Ivan Klasnic affetmemiş ve takımını 1 - 0 öne geçirmişti. Tabii Hırvatlar sevinç yumağı oluşturmuş ve artık maçı kazandık demişlerdi. Ama Türkiye bu rehaveti affetmemiş ve Semih Şentürk sahmeye çıkmış ve takımını penaltılara götüren golü atmıştı. Golün şokunu üzerinden atamayan Hırvatlar penaltılarda hezimete uğramış ve İsviçre'yi gözyaşları içinde terketmişlerdi. Ama bu maç bize tam 4 cezalı oyuncuya ve 2 sakat oyuncuya mâl olmuştu. Hollanda maçında ise herkes tam anlamışla apıştı kaldı. Grup maçlarındaki Hollanda gitmiş yerine dağınık bir Hollanda gelmişti. Rusya ise Arshavin'i ile Hollanda'yı ezdi geçti. Ve maçı 3 - 1 alan Rusya Yarı Finale adını yazan 3. takım oldu. İspanya - İtalya maçı ise zorlu ama bir o kadar da zevksiz geçmişti. Maç boyunca İspanya'nın belirgin üstünlüğü olmasına rağmen İtalyanlar klasik savunma anlayışlarından taviz vermiyorlardı. Maç penaltılara kaldı ve penaltılarda zayıf olan İtalya kupaya veda etti. Yarı Finalde ise Türkiye - Almanya maçı damgasını vurmuş Türkiye kimsenin beklemediği bir oyunla Almanya'nın karşısına çıkmıştı. Hırvatistan öncesi Almanya'ya karşı favori gördüğüm Türkiye, sakat ve cezalıların çokluğuna boyun eğdi. Baştan sona kadar üstün oynayan Türkiye eze eze yenildi ve kupaya veda etti. Bu maç ise kupanın en çok izlenen maçı olmuştu. Almanya ise ilk finalist olarak adını yazdırdı. İspanya ise Arshavin'siz yendiği Rusları bu sefer Arshavin'le beraber çimlere gömdü ve maçı 3 - 0 aldı. Ruslar ise uzun yıllar sonra elde ettiği bu başarıdan sonra evlerine buruk bir sevinçle döndüler. Final öncesi müthiş bir atmosfer vardı. Özellikle gösteriler çok güzeldi. Maçtan önce favori gördüğüm Almanya, Türkiye önündeki oyun anlayışıyla karşımıza çıkınca yenilgi kaçınılmaz oldu. İspanya âdeta tek kale oynadığı maçı Fernando Torres'in attığı golle 1 - 0 yendi ve 40 yıl aradan sonra tekrar Avrupa Şampiyonluğu'nu kazandı. Turnuvaya şöyle bir baktığımızda ise müthiş bir Türkiye izledik. Hatalarıyla güzellikleriyle bambaşka bir Türkiye izledik. tabii bu zaferden en çok pay alan Fetih Terim olmuştu. Ama her ne kadar başarılı olsa da eleştirmeden geçemeyeceğim. Tümer'in yerine Yıldıray Baştürk, Mevlüt'ün yerine Halil Altıntop, Defansta ise İbrahim Kaş mutlaka olmalıydı. Neyse şimdi bunun tadını çıkarma zamanıdır. Mutluluklar sizinle olsun. Saygılarımla...
|