|
Üstünlük Allah’a Takva İledir. OKS VE OSS Başarısı İle Değil!
Şu koşmaya biraz ara verip düşün! Neyin peşinden koştuğunu iyice tetkik ettin mi? Buna deyiyor mu? Bırak! Şu dünya senin peşinden koşsun. Babası Rumeli Beylerbeyi olan Osmanlı alimlerinden birine, neden babasının mesleği olan “askeriyye”ye değil de “ilmiyye”ye intisap ettiği sorulmuş. Bu tercihini küçük yaşlarda yaşadığı bir olayla açıklamış:
Daha çocuktum. Konağımızda kalabalık toplantılar olurdu. Ama babam hep en çok saygı gören ve hep en yüksek yerde oturan kişi olurdu. Yine böyle bir toplantıda, ilk kez, babamın, yerini kavuklu bir amcaya terk ettiğini gördüm. Bu kez babam da dahil herkes ona hürmet ediyordu. Ben de kendi kendime dedim ki: “Demek ki bu babamdan büyük, ben de büyüyünce bunun gibi olacağım.” Dinle ilgili kişi ve kurumların itibarını yok edecek her türlü uygulamayı teşvik edecek olursak Kabil gibi evlatlarımızdan zeki olanını pozitif ya da beşeri bilimlere yerleştirirken, en düşük seviyelisini dini ilimlere reva görürüz. Hz. Mevlana; “ Sineden yok edilmesi gerekecek ilmin talimine razı olma” der. Hz. Mevlana mürşid kitap olan “Mesnevi” sinde şöyle bir hikaye anlatır: (1.cilt,beyit:2835 vd.) “Usul ilmini bilen üstadın yanında zihni çevik, istidatlı talebe usul okur; Fakih üstadın yanında da usul okumaz, fıkıh tahsil eder. Nahiv üstadının talebesi nahiv üstadı olur. Hakikat yolunda mahvolan üstadın talebesi ise üstadının sayesinde padişahta mahvolur, yokluğa erişir. Ölüm günü bütün bu bilgiler içinde işe yarayan ve yol azığı olanı da yokluk bilgisidir. Bir nahiv alimi, gemiye binmişti. O kendini beğenmiş alim, yüzünü gemiciye dönüp, “Sen hiç nahiv okudun mu?” demişti. Gemici “hayır” deyince demişti ki : “Yarı ömrün hiçe gitti.” Gemici bu söze kızdı, gönlü kırıldı. Fakat susup derhal cevap vermedi. Derken rüzgar gemiyi bir girdaba düşürdü. Gemici, o nahiv alimine bağırdı: “ Yüzmeyi bilir misin, söyle!” Nahivci: “Bilmem bende yüzgeçlik arama” deyince Gemici:“Nahiv alimi bütün ömrün hiçe gitti. Çünkü gemi bu girdapta batacak.” İyi bil burada mahiv bilgisi lazım, nahiv bilgisi değil. Eğer mahiv bilgisini biliyorsan tehlikesizce denize dal! Deniz suyu, ölüyü başında taşır. Fakat denize düşen adam diri olursa nerede kurtulacak? Sen de eğer beşeriyet vasıflarından öldünse hakikat sırları denizi, seni başının üstüne kor. Ey alim, sen halka eşek diyorsun ama şimdi sen, eşek gibi buz üstünde kalakaldın. İstersen dünyada zamanın allamesi ol, hele şimdicik dünyanın yokluğunu da gör, zamanın yokluğunu da!” dedi.” Hz Mevlana şöyle der: “Toprağa mensup insan Hak’tan ilim öğrenmiş ve o bilgi ile yedinci kat göğe kadar bütün âlemi aydınlatmıştır. Bilgi, Süleyman mülkünün hâtemidir; bütün âlem cesettir, ilim candır. Soru da bilgiden doğar, cevap da; diken de toprakla sudan biter, gül de. Sapıklık da bilgiden olur, doğru yolu buluş da; acı da rutubetten hâsıl olur, tatlı da. (Sahibini) gönül ehli yapan ilim, insana fayda verir. Yalnız tene tesir eden, insana mal olmayan ilim, yükten ibarettir. Hevâ ve heves uğrunda o bilgi yükünü taşıma ki, kendi içindeki ilim ambarını göresin. Bu doğru, şu yanlış; bunları biliyorsun da kendin eğri misin, doğru musun? (Ona) bir bak! Bütün bilimlerin özü şudur: “Mahşer günü ben kimim, ne hale geleceğim?” sorusunu bilebilmek. Din usûlünü öğrenmişsin, bilmişsin; ama bir de kendi mayana bak, onu tanı! Kitaptan maksat içindeki bilgilerdir; ama dilersen sen onu yastık yapıp başının altına da koyabilirsin. Bu, kılıcı çivi yerine kullanıp, zafer yerine mağlubiyeti kabul etmek, demektir. Bazı âlimler, bilgilerin yüz binlerce türünü bilir de kendisini bilmez. Nice âlimler vardır ki hakiki ilimden, hakiki irfandan nasipleri yoktur. Bu tür âlim ilim hâfızıdır, ama ilim sevgilisi değil. Ey emin kişi, bilgide ne kadar ileri gidersen git onunla gaybı gören gözlerin açılmaz. Kendine, aşkı ve bakışı öğret! (İşte) bu bilgi, taşa kazılan nakış gibidir. Tutulmadan, kekelemeden yüzlerce kitap okusan, Allah takdir etmediyse aklında hiçbir şey kalmaz. Fakat Allah’a lâyıkıyla kulluk edersen bir kitap bile okumadan, yeninden-yakandan duyulmadık bilgiler bulursun. Bilgili adamın uykusu ibadetten üstündür. Hele insanı gafletten uyandıran bilgi olursa… Bilgi, uçsuz, bucaksız ve kıyısız bir denizdir. Onu dileyense, denizlerde dalgıçlık edene benzer. Bilgi isteyen kişinin ömrü, binlerce yıl olsa dahi yine araştırmaktan vazgeçmez; bir türlü doymaz. Bilgi, Mü’minin kayıp malıdır; bu sebeple Mü’min kendi yitiğini bilir, anlar. Topraktan biten güller yok olur gider; gönülde biten güller ise devamlıdır.(…) Bizim öğrendiğimiz bu tatlı bilgiler, bil ki o gül bahçesinden bir-iki, bilemedin üç demetten ibarettir. Gül bahçesinin kapısını kendimize kapatmışızdır da, onun için bu iki üç demete tutulup, kalmışız. Yazıklar olsun ki, böyle bir bahçenin anahtarları ekmek-boğaz yüzünden elimizden düşüp gidiyor.” (I/1012, 1030, IV/3009, 3010, I/3447, 3451, III/2651, 2654, 2655, 2989, 2991, 2648, 3038, VI/261, 3194, 1931, 1932, 3878, 3881, 3882, 4507, 4650-4653)
|