| Gelenekçi, Modern, Tutucu |
|
|
| Yazar Mustafa Kont | |
| Cuma, 31 Ağustos 2007 | |
Gelenekçi olmak, geçmişe saygı duymak anlamına gelir. Geçmişin kirlerini üzerinde taşımak değil, geçmişin temiz gömleklerini giymek anlamına gelir gelenekçi olmak. Ataları hayırla yadetmek gibi de düşünülebilir. Fakat zordur, Türkiye’de gelenekçi olmak gelenekçi yaşamak. Her eski bir düşmandır kimilerine ve artık terkedilmelidir. Eski eskide kalmalı, iyi, faydalı yada zararlı diye düşünülmeden vazgeçilmelidir. Kimilerine görede eski hep kalmalı, yeni sadece eskiye uyduğu, eskiyle barıştığı sürece var olmalıdır. Yeninin gelişi eskinin güzelini ve düzenini bozduğu için, değişime kapalı olan bu düşünce yeniyle beraber yaşayamaz. Her iki düşünce de yanlışları barındırır. İslam’ın temel alındığı bir düşünce yapısında, eski güzeldir, yeni güzeli engellemedikçe. Yani, yeni gelen bir şey güzel ve doğru ise, eski yeniye yer vermeli, gerekirse sahneden çekilmelidir. Fakat yeni gelen doğru veya güzel değilse, eski bunu engellemelidir. Gelenekçi olmak bu demektir. Asla kimilerinin dediği gibi eskiye kör bir şekilde bağlı olmak, yeni dünyadan habersiz yaşamak anlamına gelmez gelenekçi olmak. Ufak bir örnekle açalım gelenekçiliği. İslami ilimlerin öğretildiği medresenin yanına doğa bilimleri diyebileceğimiz matematik, fizik eğitimi veren bir kurumun açılmasına gelenekçi mantık karşı çıkmaz. Çünkü yeni gelen eğitim anlayışı doğru ve faydalıdır. Yeni gelen güzel olduğu için eski olan ona kollarını açar ve yanyana yürürler. Fakat tarihi gelişim sürecinde yeni gelen modern eğitim sistemi eski eğitim sisteminin yerine kendini koymaya ve eskiyi yıkmaya çalıştığı için iki tip eğitimin bir arada varlığı mümkün olmamıştır. Fakat yeni gelende gelenekçi mantıkla hareket etmiş ve eskinin de faydasını ve güzelliğini kabul etmiş olsaydı, her iki sisteminde gelenekçi anlayış içerisinde yanyana durmasında bir sakınca yok idi. Çünkü eskiden beri olan eğitim anlayışının da, yeni türeyen eğitim anlayışının da insana ve topluma verecekleri var olduğundan, toplumun her ikisine de ihtiyacı olduğundan, her iki eğitim sisteminin de yanyana yaşaması gerekirdi. Fakat tarihi seyir içerisinde böyle olmamış ve yeni eskiyi yanlış addederek ortadan kaldırmıştır. Bu sebeple insan ve toplum yeni bir hayat kaynağı bulmuşken, eski olan hayat damarını kaybetmiştir. Bu durumda toplum ve insan yarım kalmıştır. Gelenekçi olmak eskinin güzel değerlerine sahip çıkmak olduğu kadar, yeni ve doğru olanı da desteklemek demektir. Toplumda birlik ve beraberlik duygusu oluşturan, anılardır. Beraberce uğruna mücadele edilen hatıralar ve değerlerdir. Bu sebeple toplumun en önemli dinamkiklerinden birisi olan tarih beraberliğini sağlamlaştıran gelenekçi anlayış toplumlar için vazgeçilmezdir. Eskinin güzeli her zaman hatırlanmalı, her zaman ayakta tutulmalıdır ki toplumun dik duruşu sağlanabilsin. Bu sebeple, Türkiye’deki gelenekçi anlayış, geçmişin güzelleri olan, İslam inancı ve Türkiye tarihine sahip çıkar. Yani geçmişte birliği ve beraberliği sağlamış olan İslam inancı Türk toplumu için, güzel bir geçmiştir. Dolayısı ile gelecek yenilerin bu güzel geçmişle bir dertleri olmaması gerekir. Bir ikincisi ise toplumun üretmiş olduğu kültürel birikimdir. Aynı inanç gibi kültürel değerlerde Türk toplumu için geçmişin güzelidir. Bu sebeple yeni gelenin aynı şekilde kültürle de çelişmemesi gerekir. Gelenekçi anlayış için bu iki değerler ile çelişmeyen her yeni güzeldir ve el üstünde tutulmalıdır. Fakat Türk elitleri durumu çok daha farklı algılamışlar, neredeyse eski olan her şeyin yeniye engel olduğunu düşünmüşlerdir. Mesela, Osmanlı olmanın Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıkmaya engel olacağını düşünmüşlerdir. Fakat yanlıştır, her Osmanlı bu devleti kendinden saymış, saygı duymuş ve sahip çıkmıştır. Fakat Osmanlı olmanın verdiği gelenekçi anlayış, aynı zamanda eskinin inancı ve kültürüne de sahip çıkma anlayışını beraberinde getirmiştir. Yeni gelenin bu iki unsuru dikkate almamış olması, gelenekçi insanlarımız için hata kabul edilmiştir. Fakat gelenekçi anlayış, bu eksikler yüzünden yeni gelen güzele hayır dememişlerdir. Yani gelenekçi insanlarımız yeni kurulan Cumhuriyet anlayışından rahatsız olmamış, fakat eskinin güzeli olan İslam ve Türk kültürüyle çelişen mantık ve anlayıştan rahatsız olmuşlardır. Bu sebeple değişmesi beklenen eskinin güzelleriyle çelişen mantıktır. Gelenekçi olmak doğruya sahip çıkmaktır. Gelenekçi demek doğru eskide de olsa yeni de gelse desteklemek demektir. Gelenekçiliğin tutuculuk ile uzaktan yakından bir alakası yoktur. Tutucu mantık tembeldir, kendini değiştirmekten, yeni olana ayak uydurmaktan yorulur. Bu sebeple yeni olduğu için bir çok faydalı yaklaşımdan uzak durur. Fakat gelenekçi anlayış hareket demektir. Durağan değil, devingendir. Yeni olan bir şey doğru ve faydalı ise gelenekçi anlayış tarafından hemen uygulamaya koymanın yolları aranır. Fırsat geldiği zaman tembellikten dolayı asla fırsatlar tepilmez. Önemli husus burada şudur ki, gelenekçi anlayış doğrudan taviz vermez, modern ve yenilikçilerin yaptığı gibi doğru olan hiçbirşeyi eskide kaldı diye rafa kaldırmaz. Türk insanı ve Türkiye toplumu, gelenekçilikten çok uzak zamanlar geçirdi. Modern olma iddiaları uğruna bir çok gelenekten vazgeçildi. Ki bunların büyük kısmı faydalı ve toplumu bir arada tutan kıymetli unsurlar idi. Şimdi bunların acısını çeken yetmiş milyonluk bir topluluk olduk. Güçlü olan modern zihinler, zayıf olan gelenekçi mantığı ezdiler. Toplum bu sebeple yarım kaldı, tek kanatlı kuş misali her çırpınışta, diğer sağlam kanadını da hırpaladı. Toparlanıp uçmayı başaramadı. Eskinin güzellerini isteyen gelenekçi anlayışın hakim olduğu Türk ve Türkiye toplumu geleceğin insanları için kurtuluş umudu olabilir. Yorumlar (0)
![]() Yorum Yazın
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| İnsanlığın Geleceği için ... 2 |
| Diğer Yazıları |
| Rahmi Koç ve Sakal |
| Diğer Yazıları |
| Alevi Kardeşlerimizi Uyandıralım |
| Diğer Yazıları |
| Saraydan Kaçanlar |
| Diğer Yazıları |
| Ağlak Adam |
| Diğer Yazıları |
| Roj TV Yasağı Derhal Kaldırılsın |
| Diğer Yazılar |