Genckalem.OrG | Türkiye'nin Özgür Geleceği için...

Kanın Dayanılmaz Tadı Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 6
Kötüİyi 
Yazar Emre Kundakçı   
Perşembe, 17 Nisan 2008
 İki sarhoş yalpalayarak, deli gibi naralar atarak koşuyordu. Alkolün etkisiyle ile akla hayale gelmeyecek küfürler ediyorlardı arkalarında koşan meyhaneciye. Meyhaneci hesabı ödemeden kaçan sarhoşların peşinden koşuyordu ama koca göbeği bu kovalamayı zorlaştırıyordu. Aslında bu kovalama çok komik bir haldeydi. Zira ayakta bile zor duran iki sarhoşla, göbeği yüzünden iki adım atamayan meyhaneci. Çok talihsiz bir olaydı. Sarhoşlar açısından bir talihsizliği daha vardı, zira bir çıkmaz sokakta çıkışın aksine doğru koşuyorlardı. Kah yere düşüyorlar, kah sağa sola savruluyordu. Meyhaneci çıkmaz sokak olduğunu hatırlayınca elindeki tabure ile yavaş yavaş yürümeye başladı.

Sarhoşlar hala mutluydular, meyhaneciye küfür ediyor, onunla dalga geçiyorlardı. Ta ki sarhoşlar kapana kısıldıklarını anlayana dek. Meyhaneci elindeki tabure ile önce sarhoşlardan birinin kulağına vurdu. Zaten dengesi bozuk olan adam, kulağına aldığı bu darbe ile iyice sersemlemiş, yere düşmüştü. Meyhaneci diğer sarhoşun açıklayabilirimlerine aldırmadan karnına doğru geçirdi tabureyi. İki büklüm olan adamım sırtına birde sert bir şekilde tabureyi indirince, adam yere yığıldı. Hiç kıpırdayamıyordu adamcağız. Diğer sarhoş biraz hareket edince birde onun sırtına vurdu, onuda iyice etkisiz hale getirdi. Ama meyhaneci hırsını alamıyordu, vurdukça vurdu. En sonunda kan ter içinde kırılan tabureden arta kalanları bir köşeye atıp meyhanesine doğru yöneldi. Yerde inleyen, asfalta kanını akıtan iki insanın görüntüsü beni çok heyecanlandırmıştı. Zira pısırık ve korkak diye tanımlanan bir insandım. Hayatımda kavga etmemiş, bir yumruk atmamıştım.

Onların çaresiz halini görünce bir ufak deneme yapmanın fırsatı dedim. Evimin karanlık koridorundan geçtim, mutfaktan eski devir tost makinelerinden aldım. Hani şu ikiye katlamalı, ocak üstünde tost yapılan aleti. Dökme demirdi, ayrıca sivri uçları vardı. Güzel olacak diye mırıldanarak aşağıya indim. İnerken asansörü kullanmadım, merdivenden hızlıca inerken öyle bir psikolojiye girmiştim ki. Çok zevk alıyordum. Yolda kimse yoktu, zira şehrin uykuya yattığı bir vakitti. Elimdeki aleti montumun içine saklayarak çıkmaz sokağa doğru ilerledim. Deminki meyhaneci, meyhanesinde biraz önce olanları unutmuş, kahkahalar atıyordu. Vicdanının çok rahat olduğunu belliydi. Loş ışıkların arasında gülen yüzü çok korkunçtu bir o kadarda heyecan vericiydi. Zira bende birazdan çok güzel şeyler yapacak, acayip bir deneyim kazanacaktım. Ve sonra onun gibi vicdanım rahat olacaktı. Evime gelip sıradan günler yaşayacaktım. Çıkmaz sokağa girince ileride kıpırdanan iki ceset gördüm adeta. Birisi ayağa kalkmak istiyordu, beceremiyordu. Yaklaştım onlara, arkamdan ürpertici bir rüzgar esiyordu. Tam havaya girmiştim. İki sarhoşa yaklaştım.

Ayağa kalkmaya çalışan, “ağabey nolur yardım et, ağabey lütfen” diyince montumun içinden aleti çıkardım, yanağına doğru bir vuruş yaptım. Aslında amacım kulağıydı ama yanağına denk geldi. Azgından boşalan kanlar asfaltı ıslatıyordu. Kan dolu ağzıyla benden aman dileyen adamın gözlerinde çaresizlik vardı. Bu çaresizliği kaç kere yaşamıştım, kaç kere dayak yemiştim hatırlamıyorum. Bana yapılanları yaptım. Okkalı bir darbe daha vurdum sırtına, arkasına geçtim bir darbe daha. Sivri ucunu çevirdim aletin, tam kafasının ortasına sertçe vurdum. Kafatası içine çökmüştü. Paniğe kapıldım ama çok zevk alıyordum. Müthiş bir duyguydu bu. Aletin yanıyla bir darbe daha vurdum kafasına, yere yığılmıştı, hiç kıpırdamıyordu. Kafatasında garip bir sıvı çıkmıştı. Parmaklarımı yere boşalan sıvıya batırdım. Önce kokladım sıvıyı, ekşi ekşi kokuyordu. Elimi montuma sildim. Diğeri hala beni bekliyordu, ayrıca o daha çaresizdi. Aleti diz kapağına indirdim. Acı içinde yerinden zıpladı. Feryat ettikçe zevk alıyordum, zevk aldıkça vuruyordum. En sonunda adam yerden kalkamaz hale gelmişti ama elleriyle doğrulmaya çalışıyordu. Ellerine bir çelme taktım, ardından dirseklerine bütün gücümle vurdum. Dirseklerinden gelen çıtırtı sesine mest olmuştum. Egomu tatmin ediyordum. Adam canlıydı, ama hiç hareket edemiyordu.

Bir süre dokunmadım adama, sonra hafifçe dürttüm, tepki verdi. Adam yüzü koyun yerde yatıyordu. Hayatı benim ellerimdeydi, ve bu çok güzel bir duyguydu. Kutsal bir ayindeydim sanki, bütün basiretimin çözüldüğü, güce kavuştuğum bir ayindi bu. Yerde yatan adamın arkasına geçtim, adamın pantolonunu indirdim. Elimdeki aleti ters çevirip, aletin sapını adamın makatına soktum. İğrenç bir şeydi ama çok haz alıyordum. Adam aşağılanmanın en dibindeydi şimdi. Bir zamanlar bende çok aşağılanmıştım. Küçükken topumu kaçırdığım inşaatta inşaatçıların bana yaptıklar daha beterdi. Bu yaptığım çok masumaneydi bence. Adam direnmeye çalıştıkça darbeleri indiriyordum, ben darbeleri indirdikçe adam inliyordu. Adamın her yerinden kan gelmeye başladı. Kulaklarından, ağzından, makatından, burnundan. Deminki adama nazaran daha kanlı ve daha zevkliydi bu adam.  

İkisininde öldüklerine emin olunca yere çömeldim, önce parmağımı ilk öldürdüğümün beyin sıvısına batırdım, diğer elimi ikinci öldürdüğümün kanına. Sonra parmaklarımı ağzıma götürdüm. Tuzlu ama güzel bir tat yakalamıştım. Ağzımda yaya yaya bu muhteşem tadı aldım. Şimdi en güzel aşamaya gelmiştik, Elimdeki çakmağı çıkardım, cesetleri aleve verdim. Biraz zor olsa da başarmıştım. Arkamda büyük bir alev topu bırakarak evime doğru ilerledim. Eve giderken kimseye görünmemeye dikkat ettim. Eve girmeden önce bir telefon kabinine girip polisi aradım. Bir adam 2 kişiyi öldürdü dedim.   

Evime çıktım, sıcak bir kahve yaptım. Televizyonumu açtım, gece yarısı tekrar programlarını seyrettim. Ne güzel örgüler örüyordu Derya Baykal, televizyondan sıkıldım, zira artık erkek olmuştum ve böyle programlar izlememem gerekiyordu. Pencereye yaklaştım, alev topuna dönen cesetlerin muazzam görüntüsüne bakmaya başladım. Elimdeki kahveyi yudumlayarak bir müddet alevleri izledim. Sonra fark ettim ki elimdeki kahvenin tadına kan karışmıştı. Her yudumda kan tadı alıyordum. Pencereyi açtım, keskin bir koku vardı havada, cesetler kokuyordu sanırım. Ciğerlerimin ve evimin bu kokuya doymasını istiyordum. Evim bir krematoryum gibi kokmalıydı bence. 

Sonra birden sokağa iki polis arabası girdi. Işıkları, alevlerin ışığını bastırıyordu. Polisler cesetlere doğru yaklaştı, arabalarından çıkan yangın söndürücüyü alevlere püskürttü. Cesetler çok çirkin görünüyordu ama ben kendimle gurur duyuyordum. Polislerden birinin yukarıya doğru baktığını fark edince geri çekildim. Korku içinde koltuğa oturdum. Bekliyordum kapı çalsın, beni alsınlar, apartmandan çıkınca avazım çıktığınca bağırayım, o anın keyfini ve gururunu yaşayayım. Ama kimse gelmedi. Bir müddet sonra bir hareketlilik oldu sokakta, sesler yükseldi. Penceremden bakınca polisleri gördüm, birde polislerin kollarından tutarak getirdikleri meyhaneciyi. Meyhaneci çığrışıyordu ben yapmadım diye. Ama deliller onu gösteriyordu. Cesetlerin yakınında onun meyhanesinin taburelerinden birisi kırılmış halde bulunmuştu. Fazla bakmadan pencereden geri çekildim. Koltuğuma gömülüp ağzımdaki kan tadını hissetmeye çalışıyordum. O kadar güzel bir tadı vardı ki durmadan yalanıyordum. Zevkin doruklarında geziyordum. Güç bu diyordum mırıldanarak. Maalesef ki biraz sonra kaybolmuştu ağzımdan o tat.  

Şimdi kara kara düşünmeye başlamıştım, bir daha bu güzel tadı bir daha nasıl bulabilirdim.

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote

busy
 
< Önceki   Sonraki >