| Ruhsuz Beden 5 (Son) |
|
|
| Yazar Emre Kundakçı | |
| Perşembe, 10 Nisan 2008 | |
|
Bir haykırış peyda edince Murat beni farketti. Göz göze geldik. Gözlerindeki masumluk içimdeki nefreti alevlendiriyordu. Gözlerinin içine baktım, "Seni öldüreceğim" diye haykırdım. Şaşkın bir halde, iki eli yanda bana baktı bir müddet. O an zaman yavaşladı. Bir kadın çığlığı ile kuru ağaç dallarından havalanan kuşlar, bir anda soğuyan hava, iliklerimize işleyen ince bir yel. Bir ölüm anına benzemeye başlamıştı atmosfer. Gökyüzü surat asmıştı, sanki birazdan ağlayacak gibiydi. Murat'ın masum ve şefkatli bakışı bana babamı hatırlatırdı hep. Hep kollardı beni, hep kayırırdı.
Yine karşımda öylece bütün şefkati ile duruyordu beş dakika önce. Şimdi ise korkuyla, hayal kırıklığının tablosuydu. Yinede şefkatle bakıyor, beni anlamaya çalışıyordu. Kahretsin ki yüreğim yumuşamıştı. Öylece bana bakarken nasıl yapabilirdim. Bıçağı indirdim, yere attım, diz çöküp, kafamı yere attım. Şizofrenin kıvrımlarında yürüyordum şimdi. Katatonikleşmiş gibiydim. Her şeyi görüyor, duyuyor, biliyordum ama tepki vermiyordum. Ahlaksızlığın sularında o kadar yüzmeye başlamıştım ki bu aşk uğruna, şimdi şizofrenin en ahlaklı yönüyle koruyordum benliğimi. Murat'ın bana yaklaştığını görüyordum, burnundan çıkan sıcak nefesi görüyordum. Gözlerine bakmaya çalıştım ama gözlerimi kamaştırıyordu. Sanırım ölüyorum diye geçirdim aklımdan, sanırım bana müstahak olanı buluyorum. Ama üzülmedim bir an bile olsun, sevinçle karşılıyordum ölümü kendimce. Gerçek sevgiliye kavuşacağım yere doğru giderken huzurlu bir mayhoşluk vardı damağımda. Sonra gözlerimi yumdum, kendimi Azrail'e teslim ettim. Gözlerimi açtığımda ilk söylemeye çalıştığım şey, "Kahretsin ki yapamadım, beceremedim." oldu. Herkes bu sözü, Murat'ı öldürmeyi kastettiğimi sandı ama ben kendimi öldürmekten bahsediyordum. Herkeste sessiz bir tepki oldu. Bu sözlerime bir tepki vermeseler de, mimikleri ve yerlerinde kıpırdanmaları bunu gösteriyordu. Başucumda sinir edici masum şefkati ile Murat oturuyordu, karşı koltukta Hande oturuyordu. Hande'nin yüzünü ilk kez bu kadar net görmüştüm. İçimden , "şok olsun diye karşıma oturttular sanırım" diyerek gülümsedim. Yerimden kalkmaya çalışınca, Murat yardım etmeye çalıştı. Sert bir ses tonuyla, "git, yaklaşma, dokunma bana dedim." Murat hala yatak odası ses tonuyla konuşuyordu, "hem beni öldürmeyi düşün, hemde beni azarla. Sevgimin sınırı olmasa da, sabrımın sınırı vardır unutma dedi. Böyle söylemesi daha inciticiydi. Yerimden doğrulunca, Hande'ye baktım. "Gözlerinin içine bakarak, İşveli bakışları, oynaşmaları ile seni bu yosma ayarttı, sende dibi düşüksün, hemen kandın. dedim." Hande çıt çıkarmadı, Murat, "ne oluyor, neden bahsediyorsun sen" dedi. Siz, siz ikiniz, aslında sadece sen Murat, beni aldattın. Onu sevdiğimi, ona aşık olduğumu, kendi benliğimi kaybetmenin eşiğinde olduğumu bile bile gittin ona. Gizlice buluştunuz, kimbilir neler yaptınız. İğreniyorum sizden. Bir süre Murat'la, Hande göz göze bakıştı. "Heh, anlamadım sandınız, beni aptal sandınız değil mi. Bakışmayı kesin daha beter sinirleniyorum" dedim. Murat olanları açıklayabileceğini söylerken, Hande söze girdi. Kuzum, inan ben neler olduğunu, iç dünyanda neler yaşadığını bilmiyorum. Ama duygularına saygı duyuyorum. İç dünyadaki fırtınalar daha çok acıtır, daha çok yorar insanı. Bu tarz fırtınalar insanın ruhunu incitir çok iyi biliyorum. Ruhun tedavisi ise çok zordur. Mutlaka iz kalır. Bu yönden öfkeni, iç dünyandaki ızdırabı dışa vurman bence daha güzel. Zira bende çok acılar çektim, benim konuşacağım hiç kimsem yoktu. Daha küçük bir çocukken bir yangında ailemi kaybettim. Hepsinin yanışlarını korku dolu gözlerle izledim. O muazzam alevlerin ışığındandır hep kaçarım ışıktan, korkarım belki de. O itfaiyecilerin, içeride çığlık çığlığa koşuşan ailemin görüntüsü gözümden gitmez. Bu nedenledir ki hareketi sevmem. Bunlar hep onulmayacak yaralardır bende. Ve düşün ki benim konuşacak kimsem kalmadı. Tek haneli yaşlarımda yalnız kaldım. Dahası da var. Ailemden bir miras kalmasına rağmen, on sekiz yaşıma kadar o mirasa dokunamadım. çocukluğum, gençliğim izbe bir yurtta, soğuk bir odada geçti. Sokak köpeklerinin bile yedikten sonra kusma ihtiyacı oluşturan yemekleri yıllarca yedim. Her gün defalarca envai çeşit şekilde dayak yedim. Bunların izleri hala hem bedenimde, hem ruhumda durur. Ve bunları yaşarken tek başımaydım. Hep içime attım. Yurttan kurtulunca, elime geçen para ile bir hayat kurmaya çalıştım. Çok hoş bir adamla karşılaştım. Sevmesem de, kısa süre içinde evlendim. Tamamen yalnızlıktan bıkkınlığım sebep oldu bu evliliğe. Evlendiğim adam çok iyi bir insandı. Onunla hep flört eden iki insan gibi kaldık. Bana can yoldaşı oldu. Bir gün arabayla Polonezköy'e pikniğe giderken, bir kaza yaptım. Yanımda can yoldaşımda vardı. Kaza sonucunda ben büyük bir travma geçirdim. Aslında sadece bir kaç yara bere ile kurtulmuştum. Bedensel bir iz kalmasa da ruhsal iz hiç geçmedi. Canyoldaşım bacaklarından olmuştu, hoş bacakları kopmasaydı da yinede bir işe yaramayacaktı. Zira sinir sisteminde bir hasar oluşmuş, vücudunu yönetemez hale gelmişti. Bütün bunlara rağmen ona olan sevgim, bağlılığım bitmedi. Yıllarca ona baktım, onun bana bakışlarını görebilmek uğruna. O sadece bana bakabiliyor, konuşamasa da ben onu anlıyorum. Onun bana bir sıcak bakışı için her leyi çekmeye hazırım. Yıllarca herkesten sakladım onu. Evime giren yabancı adamlar hep doktordu. Ve kimse duymasın diye bir doktorlarla birden fazla görüşmedim. Ama Murat bana çok sıcak gelmişti. Çok fedakar, sevdikleri için her şeyi yapacak birisine benziyordu. Ben onda kendimi gördüm aslında. O bana bir kardeş gibi gelmişti. Bu yüzden Murat'ta herkesten gizlediğim bu adamın tedavisi için yardım istemiştim. Gizlice gelişleri ondandı. Sen her şeyi çok yanlış anladın. Halbuki Murat senin için canını feda edebilecek bir dost derken Murat söze girdi, "Artık Emre efendinin öyle bir dostu yok." Evet, bir aşk kumarından hiç benim olmayan bir kadınla ve kaybettiğim mükemmel bir dostla ayrıldım. Şimdi ne mi yapıyorum. İçiyorum, içiyorum. Utanarak, sinmiş bir şekilde ölümümü hızlandırmaya çalışıyorum. Yorumlar (4)
![]() :)
Yazan ablan, Mayıs 09, 2008
emrecim harikasın ama ben yazılarını okurken,sen karşımda konuşuyomuşsun gibi hissediyorum,hızlı hızlı koşturur gibi cümleler, biraz daha sakin kurabilirsin cümleleri,olacak olacak ama daha zaman var tabi daha çok yolun başındasın canım
,,,
Yazan Rahmi, Nisan 15, 2008
Gercekten de cok güzel olmuş ben daha devmının uzuyacagını yani böle bitecegini düşünmemişitm
Hikayenin ruhuna uygun bir şekilde bİtti... Yine Tüm Gİzemini Korudu ... Tebrikler ... Yazan Mahzen, Nisan 13, 2008
sonu çok güzel ve düşündürücü bitmiş demmek ki insanları dinlemeden yargılamıycaz :)
Yorum Yazın
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| İnsanlığın Geleceği için ... 2 |
| Diğer Yazıları |
| Rahmi Koç ve Sakal |
| Diğer Yazıları |
| Alevi Kardeşlerimizi Uyandıralım |
| Diğer Yazıları |
| Saraydan Kaçanlar |
| Diğer Yazıları |
| Ağlak Adam |
| Diğer Yazıları |
| Roj TV Yasağı Derhal Kaldırılsın |
| Diğer Yazılar |