Genckalem.OrG | Türkiye'nin Özgür Geleceği için...

Ruhsuz Beden 3 Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 6
Kötüİyi 
Yazar Emre Kundakçı   
Perşembe, 03 Nisan 2008

(Ruhsuz Beden 1 ve Ruhsuz Beden 2 okunmalıdır)

Gözlerimizin önünden zıtlıkların şahane uyumu geçip gitmiş, bizi şaşkınlıklara gark etmişti. Daha olanların şaşkınlığını atamadan, o son olarak arkasına siyah bir bakış fırlatıp ceset olmuş bedenimi delip geçti. Ayrıca Murat’ın şüpheci bakışları beni daha da endişelendirirken gerçektende erkek düşkünü olma ihtimalinin varlığına bile tahammül edemediğimi fark ettim. Dün gece onun evinden gelen kahkahalar beynimde çınlıyor, adeta ben delirtiyordu. Şizofrenin nirvanasına varmış, katatonikleşmiş gibi hissettim kendimi. Hiç hareket etmiyor etrafta olan bitene hiç tepki vermiyordum, veremiyordum. Birazda olsun kendime gelince kahveden çıktık. Murat’a berbere gitmeyi önerdim. Zira mahallede olan biteni, bütün mahallenin dedikodusunu en iyi o mahallenin berberi bilirdi. Aynı zamanda hacı sakalı olma yolunda emin adımlarla ilerleyen sakallarımdan da kurtulurum dedim. Berber neyse ki boştu, rahat rahat berberin ağzını arayabilirdik. 

Neyse ki berberimizin çenesi çok düşüktü, bizi pek zorlamadan her şeyi anlattı. Yanındaki kızın adı Seda imiş. O’nun bilinen tek arkadaşıymış, asker çocuğuymuş, bu yüzden biraz şımarık ve rahat yetiştirilmiş. Tamamen çok temiz, namuslu bir kızmış. İki gün sonra evleniyormuş, mahalle arasında bir düğün yapılacakmış. Evlendikten sonra uzun bir süre görüşemeyiz diye gelmiş dün gece. O kıza her hafta gelen temizlikçiyi de çağırıp fal baktırmışlar. 

Berberden çıkarken çırağa bahşiş verecek kadar mutlu ayrıldım berberden. Hemen bildiklerimizi kullanarak kıza ulaşmalıydık. Öncelikle o düğüne o kızda gidecek mi? Bunu öğrenmeliydik. Şayet gidecekse, bizde gitmeliydik. Orada onunla tanışma, hatta konuşma fırsatı bulabilirdik. Gidip gitmeyeceğini öğrenebileceğimiz kişiyi ise çoktan bulmuştum. Her hafta ona temizliğe giden kadın. Onu bulup, ondan öğrenebilirdik. Kadını bulmak çok zor olmadı. Eline üç beş kuruş sıkıştırınca da her şeyi anlatmaya hemen başlamıştı. Düğüne kendisinin de gideceğini gururlanarak anlattı. Peki evin hanımı dedik, o gidecek mi. “Hande hanım mı?” diye cevap verdi. O an o meçhul kızın adını bilmediğimi fark ettim, ne biçim bir gariplik içindeydim. Hiç bozuntuya vermeden, “Şey, evet.” dedim. İnanmayacaksınız ama gidecek dedi. O an kemik bulmuş köpek gibi mutlu olmuştum, zira köpek gibi aşıktım. 

Hemen güzel bir giyecek bulmalı, düğüne gitmek için hazırlanmalıydık. Hemen nişantaşına gidip, en pahalısından elbiseler almalıydık. Ona çok yakışıklı görünmek istiyordum. Onun gibi bir kadını böyle etkileyemeyeceğimi biliyordum. Ama yinede onun gözündeki ilk intibamın izlerini silmek istiyordum. O gece onun kapısında yaşadıklarımı unutamıyor, çok utanıyordum.

Düğün gecesi gelip çatmıştı, yeni cicilerimizi giyip düğünün yapılacağı yere doğru yola koyulduk. Yol boyunca Murat’ın gözlerinde sınava girecek öğrenci heyecanı vardı. Bense daha beterdim, adeta sünnet olacak çocuk gibiydim. Dizlerim titriyor, dudaklarım kuruyor, şah damarım tık tık atıyordu. Düğünün yapıldığı sokağa yaklaştıkça müzik sesi belirginleşiyordu. Şimdi ise çok geniş olmayan bir ara sokakta, üç beş lamba ile aydınlatılmış bir düğün manzarası duruyordu karşımızda. Ceketler belde, bir elde rakı, kendinden geçmiş bir insan topluluğunu görünce şaştım. Zira o Onun gideceği bir düğünü hep bohem, karanlık yada daha klas bir düğün olarak tahmin etmiştim. Mahalle arasında yapılan bir düğünde bu hayal ettiğim tarzda bir düğün olamayacağı aklıma gelmemişti. Bir müddet biraz uzakta oynayan kalabalığa baktık. Neyse ki müzik durunca herkes yerine geçti de bizde en arka sıralarda oturacak bir yer bulabildik. Yerime oturur oturmaz, avını arayan bir şahin gibi etrafıma bakıyor, her yerde onu arıyordum ki Murat bir dürtük attı, “işte orada” dedi. Onu karşımda görünce ona tekrar aşık oldum. Siyah straplez elbisesi, üstüne aldığı bordo şalı ile

bir afeti devran, bir kıyamet alameti gibiydi.. Etrafına biraz bakındıktan sonra, oturmak maksadıyla geldi önümdeki sandalyeye oturdu. İnan kalbim duracak sandım. Murat’la hafiften bir itişmeye başladık. Fısır fısır konuşuyorduk. Arkasına dönüp “beyler biraz sakin olun, çocuk değiliz değil mi?” dedi. Öğretmeninden azar yemiş öğrenci misali boynumu büktüm. Dikkatle bana baktığını, işveli bir gözle beni süzdüğünü fark ediyordum. Önüne döndü. Tam kafamı kaldırmıştım tekrar arkasına dönüp, “seni bir yerden tanıyor muyum kuzum.” dedi. Bilmiyorum, aynı mahallede oturuyoruz sanırım dedim. “Dur, dur sen şu geçen gece yarısı kapımda peyda olan gizemli adamsın, tanıdım seni” dedi. İşte o an gülmemek için kendimi zor tuttum. Çünkü böyle bir kadının beni gizemli olarak tarif etmesi biraz komikti.  

Esen rüzgar yardımıyla saçlarının kokusu burnuma geliyordu, şiir kokuyordu. Fakat bunu istemiyordum, zira her nefes alışımda ona esir düşüyordum. Çok dayandım, çırpındım ama kaçamadım. Burnumdan yüreğime dolan şiir kokusuyla birlikte kendimden geçmiş aşk olmuştum. Ruhumda fırtınalar kopartıyor, can alıcı şimşekleri ile kalbime yürüyordu. O an elimi uzatsam dokunabilirdim ama korkuyordum, utanıyordum. Bu büyülü rüyayı bozmak istemiyordum. 

Düğün bitmiş, davetliler yavaş yavaş gitmeye başlamıştı. Damadım sırtı sıvazlanmış, malum geceye yolculanmıştı. Onun bana doğru yürüdüğünü hissetmiştim. Sanki cennetten kaçan bir melek gibi yaklaşıyordu bana. Aklımı yitirmenin eşiğine gelmiştim. Yaklaştı, kısık bir ses tonuyla, “acaba eve beraber gidebilir miyiz” dedi. Tek başına ıssız sokaklarda gecenin bu vakti yürümek istemiyormuş. Hemen kabul ettim tabikide. Murat, ben ve o yürümeye başladık. Yolda mahallelinin söylediklerine kulak asmamız gerektiğini, onların söylediği gibi deli olmadığını izah etmeye çalıştı. “Sadece ince ruhlu, kırılmaktan korkan bir yapım var. Bütün ailemi bir yangında kaybettim, onların diri diri yanışlarını...” dedi. Cümleyi tamamlayamadı, başını öne eğdi. Murat’ın doktor olduğunu öğrenince, ortalama her Türk insanı gibi dertlerini anlatmaya başladı. Murat ona çok yakın ilgi göstermişti. Bundan rahatsız olmadığımı söylersem yalan söylerim. Kuzum yarın evime gelip beni muayene eder misin diye soru. Murat önce bana baktı, onay anlamındaki gülümsememi görünce kabul etti.  

Evine bıraktığımızda elimi sıktı, o an bir garip oldum. Elleri sıcacıktı, hiçte tahmin ettiğim gibi değil. Kaşmir yumuşaklığındaki ellerini hiç bırakmak istemedim, biraz uzun süre elini tutunca, usulca elini çekti. Murat’la vedalaştı. Vedalaşma esnasında benim yalnız elimi sıkarken, Murat’ı yanaklarından öpmüştü. Çok içim bir tuhaf oldu, kötü hissettim kendimi.

Kendi evimize gidene kadar Murat’la konuşmadım. Eve girince bir duş almam gerektiğini söyleyip duşa girdim. Sıcak su ve bütün gün boyunca yaşadıklarım birleşince, duş keyfi ortaya çıkmıştı. Bütün bir günü gözlerimin önünden geçirdim. Her “an”ı zevkini çıkara çıkara tekrar yaşadım. Ama o an fark etmediğim olayları da fark ettim. Sanki Murat’ın ona karşı bir ilgisi vardı, hatta onunda Murat’a karşı bir ilgisi olabilirdi. Nihayetinde benden daha yakışıklı, daha irişkendi.

   Duştan çıkıp, pijamalarımı giydikten sonra odaya girdiğimde Murat çoktan uyumuştu. Masum bir uyuyuşu vardı ama banyoda aklıma gelenleri düşününce bir düşman gibi gözüktü gözüme. Işığı söndürdüm, mutfaktan bir bıçak aldım. Uyuyan Murat’ın yanına yaklaştım, bıçağı havaya kaldırdım. O an aşka esir olduğumu, bu aşkın beni kötü etkilediğini düşünüp bıçağı hızlıca arkama sakladım. Delirmiş gibi davranıyordum. Nasıl bu hale geldiğimi düşündüm. Bende yarattığı insandan korkmaya başladım. Nasıl bir insan oluyordum ben, aklım almıyordu. Mutfağa gidip bıçağı koyduktan sonra bir bardak su içtim. Geri dönüp Murat’a bir bakış attım. Hala çok masum görünüyordu. Yatağıma girip, uzun bir süreden sonra yastığa başımı rahat koymanın verdiği huzuru birazda gölgeleyen son olayı unutmaya çalışıp, huzurlu düşler kurarak uyudum.   

Ertesi sabah güneşe günaydın diyerek kalktım. Ocak ayında olmamıza rağmen, aydınlığı doğuran, karanlığa gebe olan gökyüzü her gün olduğundan daha parlak, daha güzeldi. Bugün şiir kokan kadının yanına gidecek, kaçamak bakışlarla sevişecek, şiir kokusu ile kendimden geçecektim. Belki bana gülümseyecekti. Bir sigara içimince susacak, yüreklerimizin atışını dinleyecektik belki de. Kış güneşinde esen rüzgarın sesi sihirli bir melodi gibi tutsak olan ruhlarımızın zincirlerini çözecek, ruhlarımız tavanda dairelere çizerek birbirine kur yapacaktı. Aaahhh, ne güzel gün olacaktı. Kahvaltıyı hazırlayıp Murat’ı kaldırdım. Neşeli bir kahvaltı yaptık, gördüğümüz rüyaları birbirimize anlatıp gülüştük. Utanmadan ona nasıl gülümsüyordum bilmiyorum, sanki dün gece onu öldürmeye niyetlenen ben değildim. Bazen çok tiksiniyordum kendimden. Güzel kahvaltının ardından, sofrayı toplayıp hazırlandık. Sözleştiğimiz gibi saat 10’da gün ışığı belirginleşmeden buluşacaktık. Benimde gelmemi, bir çay içip belki biraz sohbet edebileceğimiz söylemişti.  

Beraber evden çıkıp onun evine doğru yürümeye başladık. Heyecanlı değildim, güzel hayallerim vardı o güne dair, mutlu şeylerim vardı. Yol boyunca onu bana metheden Murat’a bile sinir olmamıştım. Çıplak ağaçların kuru dallarının gölgesinde yürürken daha bir romantik oluyordu insan, hemen hayallere daldım. 

Onun evinin önüne gelip zili usulca çalarken ellerim titrediğini gördüm. Ellerimi tutup, neler oluyor sana dedim içimden. Kapıyı sıradan ev kıyafetleri ile açtı, ama yinede renk seçimi koyu idi. Evin içi antika eşyalarla döşenmişti. Berjerler, ceviz sandıklar, işlemeli sehpalar, uçları dantelli abajurlar. Gündüz olmasına rağmen evin çeşitli yerlerinde yanan mumlar. Bütün bunlar bana eski zamanlardan kalma gizli bir ayini hatırlatıyordu. Oturduğumuz oda loş bir odaydı. Kalın perdeler çekilmiş odanın camlarından ışık nerdeyse hiç girmiyordu. Oda bütün ışığı yan tarafta bir sürgülü kapı ile ayrılmış odadan alıyordu. Bu yüzden odanın içinde insanların yüzlerinin yarısı görünmüyordu. Gelip çaprazımdaki koltuğa oturdu. Yüzünün yarısı görünüyor, buda ona ayrı bir gizem katıyordu. Çok fazla konuşmadı, sorduğumuz sorulara kısa cevaplar verirken kullandığı dil azarlıyor gibiydi. Bizde bu durumdan dolayı pek üstelemedik. Murat’a dönerek “beni muayene etmeni istiyorum, en ince ayrıntılarıma kadar bakmanı istiyorum.” dedi. Murat, gözlerindeki haylaz parlamayı engellemeden, “bundan zevk duyarım” dedi. Bu hareket ve sözler o an beni çok tedirgin etmedi. Sert bir hareketle yerinden kalktı, yandaki bölünmüş odaya gitti. O odanın perdelerini biraz kapattı. Artık oturduğumuz oda iyice karanlıklaşmıştı. Murat’ı içeri davet etti, “buyrun burada muayene edebilirsiniz” dedi.  

İkisi odaya girdiler, odanın içindeki siluetleri arkalarından vuran ışığın etkisi ile çok belirgindi. Kısa bir süre sonra onun çıplak siluetini gördüm, işaret parmağıyla Murat’a yaklaş işareti yaptı. Murat’ın silueti tedirgin oldu, bir adım attı, sonra adımını geri aldı. En son gömleğinin en üst düğmesini açarak ona doğru ilerledi. Ve siluetleri birbirine karıştı. Nasıl korktum, nasıl tedirgin oldum anlatamam. Sabah kalkınca kurduğum hayaller, Murat’ın yolda bana onu övmesi, biraz önce o odaya girmeden onun söylediği sözler, o sözlere Murat’ın haylazca verdiği cevap. Bütün bunları düşündükçe deli oluyor, gidip o kapıyı sertçe açıp onları uygunsuz halde yakalamak istiyordum. Tabi bunun yüzleşecek cesaretim yoktu. Ya sandığım gibiyse, ne yapardım. Nasıl bir tepki verirdim. Bilemiyordum, hiçbir şeyi tahayyül edemiyordum. Çaresizce odada olan bitenleri izliyordum. Derken, Murat ellerinin, onun dolgun göğüslerini kavradığını görünce dayanamadım. Ellerimle yüzümü kapattım, görmek istemiyordum. Sanki işkence yapıyorlardı bana. Yinede parmaklarımın arasından onları izlemeye devam ettim.  

Bir müddet sonra odadan çıktılar. Murat’ta O’da çok terlemişlerdi. Onun dudaklarındaki ruj dağılmış, taşmıştı. Murat’ın gömleğinin üst düğmeleri açıktı Bu manzara karşısında hiçbir şey demeden koşarcasına evden çıktım. Çıplak ağaçların kuru dallarının gölgesinde hızlı adımlarla yürürken, Murat peşimden koşuyordu.

Yorumlar (7)Add Comment
Gerisi Nerede!..
Yazan Savaş Aşık, Nisan 04, 2008
Şu ana kadar sürükleyici bir öykü niteliğinde. Kelimelerdeki haz okuyucuya yansıyor ki yorum çokluğu aslında bunu da gösteriyor. Burada Murat karakterini çok beğendim. Mahzen arkadaşın dediği doğru. Çabuk bitmemeli. Biraz daha olaylar katmak ve sonuca parçadan bütüne gitmek daha güzel olur. Durmak yok yola devam...
...
Yazan Horozigo, Nisan 03, 2008
Cinsellikten korkmayın, utanmayın. Neden konuşmayalım hem, neden bu estetigi katmayalım yazılarımıza. Bu arada devamı gelecek ama biraz geç olabilir.
....
Yazan gizem tandoğan, Nisan 03, 2008
devamı mutlaka olmalı bence sen burda bitirmezsin bunu ben bilirim seni:) neyse gerısını beklıyorum mutlaka yazmalısın...
Biraz Ucube Olmamış mı?
Yazan Zülfikar, Nisan 03, 2008
Çok güzel yazınıza sizlerde ameriakn filmelerindeki gibi cinsellik katmadan edemiyormusunuz?
oy oy oy ^^
Yazan Mahzen, Nisan 03, 2008
vallahi süper tek kelimeyle ama bu kadar çabuk bitmemeli bence. son bir tane daha olmalı ondan sonra bitmeli. muratla yüzleşmesi gerekir sonuçta iyi arkadaşlar son 1 bölüm daha yazarsan gerçekten daha iyi olur böyle insanın aklında bazı soru işaretleri kalıyor muratla noldu ,i o kadına noldu ? gibi 1 tane daha istiyoruzzzz :(
:)
Yazan Horozigo, Nisan 03, 2008
Arkadaşlar, bilmiyorum belkide burada bitirmeliyiz bu öyküyü. Devamını yapmamalıyız. Ama tabi siz isterseniz devam edebiliriz. Sizin yorumlarınıza göre devamda edebiliriz, burdada bırakabiliriz.
...
Yazan hazal altuntaş, Nisan 03, 2008
off nerde gerisiiiiii heyecandan öldüm olanları tahmin ediyordum ama gerisini cok merak ediyorummmm

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote

busy
 
< Önceki   Sonraki >