Genckalem.OrG | Türkiye'nin Özgür Geleceği için...

Ahiri Görenlerden mi yoksa Ahırı Görenlerden miyiz? Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 2
Kötüİyi 
Yazar Misafir Yazar   
Cuma, 21 Mart 2008

 Abbas Akpolat    Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

Bir köpeğe bir dilim ekmek verirseniz, size bağlanır ve borcunu ödemeye çalışır.

Peki ya Allah’ın yoktan varettiği ve sayılamayacak çok nimetler verdiği insan, bir köpekten aşağı mı olacak?

Köpekler gibi 3 N’ nin cevabını hala bulamadık mı?

1-Nereden geldik?
2-Nereye gidiyoruz?
3-Neden yaşıyoruz?

Cevabı çok basit değil mi?

1-Allah’tan geldik.
2-Allah’a gidiyoruz.
3-Allah için yaşıyoruz.

 ‘Ahiri gören mutlu olur, ahırı görense kapıdan kovulur.’

Allah yokmuş gibi hareket edenlerin evveli de ahiri de pek iç açıcı değil.

Tevbe: 84. “Onlardan ölen kimsenin namazını sakın kılma, mezarı başında durma! Çünkü onlar Allah'ı ve peygamberini inkâr ettiler, fâsık olarak öldüler.”

         Ehlullah bu ayeti şöyle tefsir eder:

         Onlardan ölen hiç kimsenin sakın namazını kılma. Onlara dua etme, salavat etme. Çünkü senin duan, senin salavatın, senin namazın onlar için bir rahmettir ve onlar asla buna lâyık değillerdir. Onların cenazelerinin başında, kabirlerinin başında da durma. Onları gömmek, defnetmek, teçhiz etmek, dua etmek, ziyaret etmek maksadıyla onların cenazelerinde bulunma. Çünkü onlar Allah ve Resulünü inkâr etmişler ve fâsıklar olarak, dinden, yoldan, itaatten çıkmışlar olarak ölmüşlerdir.

 Evet fâsık olarak, İslâm’dan çıkmış olarak geberen birisinin cenazesini kılmak ta, defninde bulunmak ta, arkalarından onlar için dua etmek de yasaktır.

 Rivâyetlere göre Allah’ın Resulü samimi bir Müslüman olan Abdullah’ın isteği üzerine babası münâfıklardan Abdullah bin Übey’in cenaze namazını kıldırmayı kabul edip hazırlıklara başladı. Tam namazı kıldırmak üzere yerini aldığı sırada işte Tevbe sûresinin bu âyetiyle Rabbimiz onu uyarıverdi ve bu davranışını onaylamadığını ortaya koyuverdi. Ve Rabbimizin bu uyarısından sonra Rasulullah efendimiz onların namazlarında bulunmayı da, onlar adına istiğfar etmeyi de, dua etmeyi de bırakıverdi.

Kâfir olarak geberip gidenler hakkında dua etmek de, istiğfar etmek de caiz değildir. Mü’minlere karşı mü’mince bir tavır, münâfıklara karşı da onlara yakışır şekilde sertçe bir tavır belirlemek zorundayız ki bu davranışımız onlar için bir uyarıcılık, bir caydırıcılık özelliği taşımış olsun. Eğer Rasulullah efendimiz bu adamların namazlarını kıldırmış olsaydı, hattâ diğer tüm peygamberleri de cemaat olarak arkasına çağırmış olsaydı bile zerre kadar o münâfığa bir faydası olmayacaktır. İnsana değer kazandıran onun imanı, teslimiyeti, takvası ve bu imana bağımlı olarak işlediği sâlih amellerdir. Bunlar olmadığı müddetçe cenazesini kim kıldırırsa kıldırsın hiç bir anlamı olmayacaktır.

Öyleyse peygamber ve Müslümanlar tarafından kendilerine uygulanacak böyle bir tavır onların kendi durumlarını tekrar gözden geçirip Allah yoluna girmelerini sağlayacaktır. Kâfir olarak, münâfık olarak ölüp giden bir kimsenin iradesi bitmiş olduğu için arkasından yapılanların hiç birisinin ona bir faydası dokunmayacaktır. İşte onlar için iş işten geçmeden böyle bir tavırla akıllarını başlarına getirmeyi murat ediyordu Rabbimiz.

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote

busy
 
< Önceki   Sonraki >