|
Kültürel Haklar ve Bağımsızlık İlişkisi |
|
|
|
Yazar Mustafa Kont
|
|
Cuma, 14 Mart 2008 |
Başbakanın 12 milyar dolarlık paketle beraber zikrettiği kültürel hakların verilmesi Kürtler üzerinde ne gibi etkilere sahip olur dersiniz. Bu topraklara bağlılıkları ne kadar artar sınırlar içinde ve sınırlar dışındaki Kürtlerin. Aslında topraklarına bağlılıkları tamdır belki ama bu devlete inançları ne kadar artar? Bu devletin kendi devletleri olduğuna inanırlar mı? Bir toplumun, halk ve toplum bilincini koruması için gerekli en önemli şart ne idi? Dil. Hali hazırda Kürtler kendi dilleriyle konuşuyorlardı, bundan sonra kendi dilleri ile televizyon yayınları olacak, ki bunu Kürtçe yayınların yaygınlaşması ve bir Kürtçe gazete izleyebilir.
Kürtler dillerini hayatlarının her yerine yerleştirip, kendi dilleri ile ihtiyaçlarını karşılayabildikten sonra Türkçe’ye nerde ihtiyaç hissedeceklerdir dersiniz? Hiçbir yerde. Belki Ankara yada İstanbul’da iş yapacaklar için Türkçe bir ihtiyaç olabilir ama doğudaki Kürtler için olmaz. Çünkü doğudaki her devlet kurumunda Kürtçe bilen insanlar çalışmaktadır nerdeyse. Peki Kürtler Türkçe’ye ihtiyaç hissetmedikleri sürece ne olacak dersiniz? Türk ve Kürt komple kendi dünyalarında kalacak birbirlerine iyice yabancılaşacaklardır. Düşünün bugün televizyonda Kürt ile Türk aynı şeyleri izleyip aynı gündemi takip ediyor. Aynı magazini takip ediyor ve aynı şeylere gülüyorlar. Fakat yarın Kürt kendi televizyonundan kendi komedyenine gülecek, Türk kendi komedyenine gülecek. Böylece Türk ve Kürt tamamen farklılaşacak. Hele birde Kürtçe kitap ve gazete basılır ise kopma çok daha hızlı olur. Yani bu hakları Türkiye Cumhuriyeti Kürtlere verirse yarın Kürdistan kurulur. Askeri güçle Kürdistan’ın kuruluşunu engellediğimizi düşünelim, bu seferde zalim ve sömürgeci güç konumuna düşeriz. Çünkü kendini Türklerden tamamen farklı hisseden, kendi dünyasında yaşayan bir Kürt için (milliyetçilik duyguları var ise) Kürdistan’ın bir hayal olması çok doğaldır. İnsanların hayallerinin önüne duvar örmekte zulümdür. Peki sonuç kaçınılmaz mı? Ayrılıktan başka gidişat olamaz mı? Elbette değil. Demek ki Türk milliyetçiliğin sınırlarını İslamı’ın sınırlarını aşmadan yaşayacak, Kürt’te aynı şekilde milliyet kavramını İslam’ın sınırları içerisinde yaşayacak. Her iki toplum da, milliyetinin değil de İslam’ın üstün olduğunu kabul edecek. İşte o zaman üstte her iki toplum içinde bir ideal olacak. Bu durumda Türk ve Kürt seçme imkanları olan bir kavram etrafında birleşecekler. Yoksa hangi milletten olmak istediğine kimse doğarken karar veremediği için, bir Kürdün Türklüğü, bir türk’ün Türklüğü seçme şansı yok. Bu sebeple ne Kürdün Türk’e, nede Türk’ün Kürde üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvadadır. Fakat İslam ve İslam’a ait değerlerin haince yasaklandığı bir ülkede bu birlikteliği sağlamak imkansızdır. Bu sebeple irtica yaygaraları kopartıp, İslam’ı insanların hayatının dışına itmeye çalışan, İslam’i değerleri devletin düşmanı konumuna getiren veya getirmeye çalışan, her vatandaş her insan bu devletin bölünüp, parçalanıp, iki ayrı devlet olmasına hizmet ediyor demektir. Dolayısıyla bu tiplerin hepsi bu vatanın bilinçli yada bilinçsiz hainleridir.
|