Genckalem.OrG | Türkiye'nin Özgür Geleceği için...

İttihad Terakki ve II. Abdülhamid Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 1
Kötüİyi 
Yazar Mustafa Kont   
Cuma, 31 Ağustos 2007
 Devletleri yada toplumları silahlı müdahaleler sonunda yoketmek tarihin pek nadir gözlemlediği bir olgudur. Bir Amerika’da yerli halk yokedildi sanıyorum silah gücü ile. Aslında oradaki yerlilerin yok olma sebepleri arasında sağlam, hayata tutunmayı sağlayacak bir kültürden yoksun olmaları vardır .
Genel anlamda bir toplumu çökertmeyi yada yoketmeyi kafaya koyduğunuz zaman bu toplumun değerlerine saldırırsınız. Düşman dışarıdan ve gözle görülür bir biçimde geldiği zaman da toplum tarafından agresif bir tavırla hemen yok edilir. Bu sebeple genelde maskelenmiş iç kaynaklı mahviller ile toplumun genetiğine sirayet etmeyi seçmek daha iyi sonuçlar vermektedir.

 

Toplulukların millet olarak bir arada durmalarını sağlayan bir kısım etkenler vardır. DİL ve  DİN gibi. Milleti yok etmenin, yani tarih sahnesindeki etkinliğini bitirip sadece tüketen yada figüran şekline sokmak  için önce o milletin tarihsel birlikteliğini sağlayan değerlerine saldırmak gerekir. Toplumun çekirdeğini ayakta tutan bu değerler dinamitlendiği zaman artık, o millet figüran olur, ayakta duramaz. Yalpalar, bir sağa bir sola.
Bugün Filistin halkını yoketmek için elinde 100 civarında atom bombası olduğu iddia edilen İsrail’in silah gücü yetmemektedir. Çünkü Filistin’deki Arapların köklü bir tarihi ve millet şuuru vardır. Toplumların var olmalarını sağlayan tarihi ve milli etkenler vardır.

Türk toplumunu bu şekilde kıyıma uğratmanın projesinin adı JÖN TÜRK hareketidir. Daha sonra bu hareketin ismi İttihat ve Terakki olmuştur. Bu hareket fikirsel olarak birebir Avrupa tecrübesinin ürünüdür. Avrupa’daki  başkaldırıdan esinlenilmiş, sadece oradan beslenmiş, hiç bir şekilde içinden çıktığı, ekmeğini yediği toplumun değerlerini dikkate almamış bir harekettir. Bu hareketin temelleri özü Türk olmayan, daha yeni Türk veyahut müslüman kimliğine kavuşmakta olan yerlerde atılmıştır. Temel hareket noktası balkanlardır. Balkanlarda ise Makedonya ve Selanik olayın temel harekat noktalarıdır. Denilebilir ki,  Aziz Nesin’in dillendirdiği “neden millet Mithat Paşa’ya sahip çıkmadı” isyanının sebebi bu insanların Türk özünü taşımamasıdır. Eğer ki Mithat Paşa’da Abdülhamid gibi hakiki manada bir Türk evladı olabilseydi, nasıl Abdülhamid’e “baba” dedilerse ona da derlerdi.

Prens Sabahaddin, Mithat Paşa ve Namık Kemal hareketin temel taşlarıdır.
Anne babasının öz arnavut, dördüncü büyük dedesinin ise Mora’lı olmasından dolayı Namık Kemal’e Türk olmamak isnat edilmiştir. Belki türk değildir denemez, ama tam anlamıyla bir Türk olduğunu ve Türkluk hislerini yüreğinde Söğütlü soydaşlarımız kadar hissettiğini iddia etmek de bir o kadar zordur. Bilinmez elbet ama biz olması en muhtemel şeyler üzerinden devam edelim.

Mithat Paşa ise meşhur Rus Harbine, Osmanlı’yı zorla sokan ve sonunda birinci meclisin marifetiyle felakete sebep olan devrin önemli isimlerindendir. Daha sonra idama mahkum edilmiştir. Fakat II. Abdülhamid’in yumuşak huyluluğu sebebiyle bağışlanmış ve Taif’e sürgüne gönderilmiştir. Taif’te vefat etmiştir.

Prens Sabahaddin ise sadece derdi Mısır saltanatı olan, davasını her an satabilen ve satmış olan birisidir. Hiç bir şekilde değinmeye değmez.

Bu insanlar ve arkadaşları davalarını yürütmek için bu vatanın topraklarını seçmemişlerdir. İlk istinatgahları Paristir. Oradan İsviçre, Almanya gibi Avrupa ülkerlerine geçmişler,çalışmalarını, günümüzde Irak savaşında Paris’te toplanan Irak’lı aydınlar gibi dışarıdan devam ettirmişlerdir.

Namık Kemal ve Mithat Paşa’nın Paris’e kaçış öyküleri ilginçtir. Namık Kemal o sıralar Abdulhamid’in yönettiği devlette memur olarak çalışmaktadır. Fakat kendisine bir gün üç adam gelir. Biri SAKAKİNİ isminde birisi. Türk değil, diğerleri Türk sanılmasın onlar da Türk değil. Mithat Paşa ile anlaşıyorlar ve ver elini Paris. Orada Prens Sabahaddin bunlara yardımcı oluyor, gazete ve dergi çıkarıp, neşriyetla Osmanlı idaresine saldırıyorlar.

Şimdi Osmanlı’nın bu dönemlerine rastlayan iki zaman dilimini inceleyelim.

Osmanlının bir 33 yıllık iktidarı vardır ki, girişte bahsettiğimiz, bir arada kalmayı sağlayan din ve dil gibi etkenlerin, çekirdek yapı üzerindeki etkinliği had safhada idi. Ve toplum çatırdayan bir yapıdan daha çok, toparlanan bir görüntüye doğru yol alıyordu. Silah gücü, birlikteliğini sağlamış bir toplum için elde edilmesi çokta zor bir şey değildi ve bu güç elde edildi de .
• Bir Yunan savaşı vardır ki, bir parça askeri birlikle Atina kapılarına kadar dayanılmıştır.
• Dış borç miktarı onda biri civarlarına çekilmiştir.
• Ülkenin dört bir yanı iletişim ağıyla örülmüştür.
• Ülkede okul açılmadık yer kalmamıştır denilse yanlış olmaz.
• Bugün İstanbullunun içtiği Hamidiye suları o zaman İstanbul’a taşınmıştır.
• Mikrobu bulan Pastör’e, bugün ABD’nin yaptığı gibi maddi imkan şartıyla Türkiye’de çalışması teklif edilmiş ama Pastör kabul etmemiş, en yakın yardımcısını sultana göndermiştir ve yıllarca o adam Türkiye’de çalışmıştır.
• Dünyada üretilen 3. denizaltıyı Türk devleti satın almıştır.

Bunlara eklenecek o kadar çok şey varki saymaya kalksak yazımız sayfaları bulur. Bu sebeple daha fazlasını öğrenmek isteyenler için kaynak kitap en altta belirtilmiştir. [1]

Birde osmanlının 1908 ile 1918 arasında bir dönemi vardır ki Türk toplumunun yaşadığı en hazin yıllardır. Gelişmeleri kısaca sıralayalım.

• Arnavutluk, Bosna Hersek kaybedilir.
• Türk toplumunda olmadığı kadar suikastler İstanbul sokaklarında baş gösterir.
• Birinci Dünya Savaşı çıkar.
• Osmanlı devleti ittifak ülkeleri safında savaşa girer. Savaş kaybedilir.
• Arap toprakları elden çıkar.
• Batı Trakya elde yoktur artık (Nüfusun tamamına yakını günümüzde de Türk olmasına rağmen).

Bu ikinci kısım içinde elbette okullar açıldı, çeşmeler, hastaneler yapıldı denilebilir. Fakat dikkate değer nokta şudur. Abdülhamid devrinde savaş yok denecek kadar azdır. Savaş oluncada başarı ile sonuçlanmıştır. İkinci kısımda ise savaştan başka bir şey yoktur ve başarının “B” si ortalarda görünmemektedir.


Şimdi bu ana kadar dediklerimizden çıkardığımız sonuçları sıralamaya çalışalım.

• Namık Kemal ve tayfasını Paris’e Türklükle alakası olmayanlar kaçırmıştır.
• İttihatçılar bu toprakların fikirleriyle değil, tamamen düşmanımız olan (o zaman için) Batının doktrinleriyle beslenmiştir.
• Bu vatanı kurtarma iddiasındaki insanların yetiştikleri ve geldikleri yerler bugün bu vatanın sınırlarına dahil bile değildirler.
• Osmanlı sınırlarına barış ve kardeşlik getireceğini iddia eden İTTİHAT ve TERAKKİ’nin faaliyetleri sonucu bugün Filistin’de kan ve gözyaşı hepimizin içini burkuyor.
• İstibdatçı Abdülhamid devrinde bir savaş ve başarı, diğer dönemde bir çok savaş ve ardından gelen kan ve gözyaşı vardır.
• Abdülhamid devrinde halk için binlerce hizmet varken, (en göze çarpanı Hicaz demiryoludur) İttihat ve Terakki iktidarı döneminde adı duyulmuş bir hizmet duymak zordur.
• Abdülahmid devrinde bir karış toprak kaybı nerdeyse yok, İttihat ve Terakki iktidarı dönemimde toplumda büyük bir çözülme ve Türk olmayan nerdeyse herkesin ayrılığı sözkonusudur. (Halbuki bu insanlar meclis açılınca birliğin sağlanacağını iddia etmişlerdir).
• Zalim Abdülhamid devrinde bile asılmayan Mithat Paşalar bir yanda, birde barış ve hümanist İttihatçılar zamanında ve devamında gelen diğer yanda.
o Mithat Paşa için idam kararı alınmış fakat Abdülhamid bunu sürgüne(müebbete) çevirmiştir.
o Bu ülkede Başbakan asanlar İttihatçı geleneğin devamıdır.

Dahalarını sıralamak için sadece klavyenin tuşlarına dokunmak yeterli ama gerek yok bu kadarı bir şeyleri anlamak için yeterlidir.

Sonuç olarak söylenmesi gereken söz şudur. İttihat ve Terakki, Batının zehirli doktriniyle tamamen zehirlenmiş, bu milletin başına musallat olmuştur. Yıllar geçmiştir, ama düşman içeriden geldiği için toplum bunu henüz tam anlayamamıştır ve agresif hareketini sergileyememiştir. Batı dünyasında, Yunanistan ve İsrailde herkes mutludur, mutlu ve umutsuz olanlar ise bu topraklarda, ülkemde, Türkiye’de ve Filistin’de birde Batı Trakya’da yaşamaktadırlar. Bu durum bu nimetler de ülkemin insanı (?) İttihat Terakki ve devamının nimetidir.

Türk milleti, Türk olamayanlardan çok çekmiştir ve hala Türk olamayanlardan Türk milleti  çok çekmektedir.

Not: Yazımızdaki “Türk” kelimesi milletin ait olduğu ırk değil, kültürü, yaşadığı toprak parçası ve hayalleri dikkate alınarak kullanılmıştır.


[1].  Abdülhami’in Kurtlarla Dansı, Mustafa Armağan, Ufuk Yayınları

Yorumlar (1)Add Comment
ittihat terakki ve faaliyetler
Yazan spiderman, Kasım 26, 2007
ittihat ve terakki zamanın önemli teşkilatlarından biridir bir çok yenilik getirmekle birlikte osmanlı devletine verdiklei zararda ortadadır.Evet ülkeyi kurtarmak için bir takım yenilikçi fikirler ortaya atmışlardır ama bunu tam anlamıyla yerine getirememişlerdir.Osmanlı ya zarar vermekten başka bir şey yapmamışlardır.Onların sayesin de birinci dünya savaşına girilmiş ve sonuç ortadadır bir vatan evladı başka topraklarda şehit olmuştur tabi çanakkale savaşının yeri ayrıdır yani yenilikçi fikirlere sahip olmasına rağmen ittihat ve terakki Osmanlıya zarar vermiştir

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote

busy
 
< Önceki   Sonraki >