Genckalem.OrG | Türkiye'nin Özgür Geleceği için...

İslâm Dilinde Kadın Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 3
Kötüİyi 
Yazar Savaş Aşık   
Salı, 11 Mart 2008


" Kadınlar aklı olanlara, gönül ehli bulunanlara, iyiden iyi üstün olurlar.
Bilgisizlere gelince onlar kadına üst gelirler. Çünkü onlar sert ve kaba muameleli adamlardır.
Onlarda acıma, lütuf, sevgi azdır. Zira yaradılışlarında, tabiatlarında hırçınlık üstündür.

Sevgi ve acımak insanlık vasıflarıdır. Hiddet ve şehvetse insanlık dışı vasıflardır.
Kadın Hak Nûrudur. Sevgili değil.
Kadın yaratıcıdır. Âdeta yaratılmış değil."

 

Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Mesnevî 1. cilt

Ne güzel söylemiş değil mi Sevgililer Sevgilisi (S.A.V)! Nasıl da anlatmış kadına açılan kapının yollarını. Narin ve sevgi dolu yüreğiyle. Her erkeğin gönlüne nakış gibi işleyen kadını ne de güzel ifâde etmiş eşsiz sözleriyle...

 

Evet. Bugün kanrevan hâline gelmiş bir olayın aslında yüzyıllar önce nasıl çözümleneceğini söylemiş bizlere âlemlerin efendisi. Bizlere ders vermiş hem hayatıyla hem de sözleriyle. Neden olmasın ki! O Allah'ın sevgilisi nihâyetinde.  Günümüzde maalesef dışlanan kadınlarımıza, hatta eşya olarak görünen güzeller güzeli kadınlarımıza aslında bu din nasıl da sahip çıkmış. Hem de ilk ağızdan. Allah'ın Sevgilisinden. Onun sözü bir âyetten farksız değil. Ama gelin görün ki cahillik olmasın. Bir anda onun âyet yansıması sözlerini, hayatını kenara atarlar ve kendi bildiklerini " Din " adı altında insanların önüne servis ederler. İşte bu sözdür İslâm'ın kadınlar hakkında anlattığı.

 

Maalesef kadınlarımız eziliyorlar erkeklerce. Kimi fiziksel olarak kimi de ruhsal olarak. Erkekler kadınları kendilerine mal edinmiş ve onların üzerlerinden sınırsız hak iddia etmiş ve onlara istedikleri gibi dövme, sövme, kullanma gibi hakları kendilerinde görmüşlerdir. Ancak, Allah bizlere kadını eş, derdimize derman, geleceğimize devamlılık sağlaması için getirmiş ve kadını baş tacı yapmıştır. Öyle ki; Peygamberimiz kadına dayak atan kocanın davacısı olacağını da sözlerine eklemiş, Kur'an da kadına nasıl davranırsan sana da senin davrandığın gibi davranacağını dile getirmiştir. 

 

İslâm her daim kadının arkasında durmuş, putperest ateistlerce canlı canlı gömülen kızlara sahip çıkmış ve onları bu zulümden kurtarmıştır. Öyle ki İslâm bununla yetinmemiş, kadınlara sosyal hayata katılma, okuma zorunluluğu ve dilediği gibi evlenebilme ve zorunluluk hâlinde boşanabilme hakları da vermiştir. İslâm her zaman insanların özgürlüğünü koruyarak onların hayattan zevk almalarını sağlamıştır. Bu yüzden kadına da haklar vermiştir. Yalnızca otorite bakımından liderlik erkeğe verilmiştir. Çünkü; kadın zayıftır ve korunmaya ihtiyacı vardır. O yüzden erkek ona önderlik eder. Bunun dışında kadın da erkek de her alanda eşittir.

 

Avrupalı kendi penceresinden baktığında İslâm'ın kadına şiddet yaptığını iddia ediyor. Hristiyanlar, Yahudiler, Ateistler ve deistler İslâm'ın kadına karşı şiddeti savunduğunu savunuyor ve gösterdikleri âyetleri de kafalarına göre yorumlamaktadırlar. Ancak, bu inanca sahip insanların kendilerine bakmadıkları ve kadına uyguladıkları fiziksel ve psikolojik şiddeti her zaman görmezden gelmişlerdir. İslâm her şeyden önce zinayı yasaklayarak, gayrimeşru çocuk oluşumunu, ailenin yıkılmasını, toplum nüfusunun azalmasını, salgın hastalıkları önlemeyi amaçlamıştır. Ancak, gelin görün ki Ateistler bunu hiçe sayarak kadınları porno, erotik filmlerde oynatmayı, genelev kültürünü yaymayı, aile düzenini parçalamayı bir amaç edinmişlerdir. Hristiyanlıkta zina her ne kadar suç olsa da liderleri buna pek aldırış etmemekte ve biraz daha Hristiyan kazanabilmek adına kendi yasalarını çiğneme yoluna gitmişlerdir. Yahudilerde ise kadın âdeta bir mal misâlî boşanma hakkına sahip değil, dilediği gibi evlenme hakkına sahip değil ve bununla birlikte evlendikten sonra başörtüsü takmak mecburiyetindedir. Bunların hiç birini yerine getirmezse işte o zaman da kâfir durumuna düşmektedir.

 

Ateistler özellikle sınırsız özgürlük adı altında kadınlara yapmadıklarını bırakmıyorlar. Öyle ki kadınlara " Kadınsı özelliklerinizi gösterin " diye dekolte elbiseler sunmakta, yaptıkları güzellik yarışmalarıyla kadınları biz mal niteliğinde jürilerin ve insanların önüne sunmakta, yapılan discolar, barlar aracılığıyla da kadınları kolayca ağlarına düşürmektedirler. Kadınlar ise bu yapılanların farkında bile değiller. Öyle ki asil olması gereken kadınlar sözüm ona " Seksi olacağım " diye yapmadıkları edepsizlik yoktur. Kadınlara karşı hayvanca yaklaşımlar Avrupa'da ve ABD'de Özgürlük statüsüne konmaktadır. Cinselliğe yatkın mânâsına gelen " Seksi " kelimesini bile bugün artık " Güzel " kelimesinin yerine koymaktadırlar. İstiklâl Şairimiz Mehmet Âkif Ersoy bu konuda çok güzel bir söz söylemiştir:

 

" Medeniyetse eğer soymak bedeni. Hayvanlar senden daha medenî... "

 

Ateistler bu yaklaşımı ise Darwin'in " Doğal Seleksiyon " adını verdiği hayvansı bir yaklaşımdan gelir. Çünkü evrim; erkeği, istediği ortamda ve kadını da kişi kısıtlamadan döl dağıtıcı olarak ele alır. Çünkü; evrime göre erkek yaratıklar birbirleriyle yarış halindedir. Ve hangisinde daha çok cinsel ilişki varsa o zaman neslini de daha ileriye götürebilecektir. Bunu başaramayan ise hiç bir zaman başaramayacağı anlamına gelir ki bu beraberinde dilediğin gibi cinsel ilişkiye girebilirsin ve bu olmazsa olmaz ihtiyaç mantığını getirir. Zayıf kalanlar yok olacak ve güçlü olanlar bu sayede nesillerini devam ettireceklerdir. Ve yalnızca onlardan çıkan yeni nesil bütün özellikleriyle onlara benzeyecektir. Ancak, çok iyi biliyoruz ki bu yaklaşım tarzı hiç bir şekilde gerçeği yansıtmamakta ve dünyanın güçlü - güçsüz kavramı üzerine dengelenmediğinin açık kanıtıdır. Bunu kullanarak da günümüzde buna inanan kadınları istedikleri gibi kullanmaktadırlar.  

 

İslâm kadınların mahrem yerlerini de başkalarına göstermelerini yasaklamıştır. Çünkü; mahrem yerleri özeldir ve kamusal olamaz. Allah kesin ve net olarak ziynet yerlerinin gösterilmesini yasaklar. Allah Kur'an'da;

 

" Mü'min kadınlara da söyle, gözlerini sakınsınlar, ırzlarını korusunlar: görünmesi zaruri olanların dışında zinetlerini açmasınlar ve başörtülerini yakalarının üzerine vursunlar; zinetlerini, kocalarından veya babalarından yahut kayın babalarından yahut oğullarından yahut üvey oğullarından yahut kardeşlerinden yahut kardeş oğullarından yahut kız kardeş oğullarından yahut kendi kadınlarından yahut sahibi bulundukları cariyelerden veya uyuntu (şehvetten yoksun) erkek hizmetçilerden veya henüz kadınların şehvet uyarıcı taraflarından habersiz çocuklardan başkasına göstermesinler; gizledikleri zinetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar. Ey mü'minler, hepiniz Allah'a tevbe edin ki, mutluluğu bulabilesiniz. " ( Nûr Sûresi 31)

 

" Ey peygamber, hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dış elbiselerinden (cilbablarından) üzerlerini sıkıca örtsünler! Bu, onların tanınmalarına, tanınıp da eziyet edilmemelerine en elverişli olandır. Bununla beraber Allah, çok bağışlayıcıdır, merhamet edicidir. " (Ahzâb Sûresi 59)

 

" Nikah ümidi kalmayan oturmuş kadınların, bir zinet ile gösterişe çıkmamaları şartıyla çarşaflarını bırakmalarında kendilerine bir günah yoktur; ancak iffet adabınca sakınmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah işitendir, herşeyi bilendir. "  (Nûr Sûresi 60)

 

buyurmuştur. Bunları tefsirlerle ifâde edersek;

 

37 - Bizim "[örfen]" sözcüğüyle yaptığımız ilave illâ mâ zahera minhâ ifadesiyle ilgili olarak ilk İslam alimlerinin ve özellikle (Râzî'nin kaydettiğine göre) el-Kiffâl'in yaptığı "kişinin hakim örfe (el-âdetu'l-câriyye: geçerli âdet) uyarak açık tutabileceği, yani örtmemesinde beis olmayan yerler" şeklindeki açıklamayı yansıtmaktadır. İslam Hukuku'nun geleneksel temsilcileri "görünmesinde [örfen] sakınca olmayan" ifadesinin tanımını her ne kadar kadının yüzü, elleri ve ayaklarıyla sınırlı tutma eğilimini göstermişler -hatta sınırlamayı bazan daha da ileri götürmüşler- ise de, illâ mâ zahera minhâ'nın anlamı bizce çok daha geniştir; nitekim, kullanılan ifadedeki kasdî belirsizlik (yahut çok anlamlılık) da bu hususta, insanın ahlakî ve toplumsal gelişiminin gereği olarak ortaya çıkan zamana bağımlı değişikliklerin gözönünde bulundurulduğunu göstermektedir. Yukarıda, aynı kelimelerle hem erkeklere ve hem de kadınlara ulaştırılmak istenen mesajın özü, onların "haramdan gözlerini çevirmeleri ve iffetlerini korumaları" noktasında düğümlenmektedir; kişinin, yaşadığı çağda, Kur'an'ın toplumsal ahlak konusunda getirdiği ilkeleri gözönünde tutarak, dış görünüşünde, giyim kuşamında göstermek zorunda olduğu dikkatin sınırlarını da bu ölçü belirlemektedir.

38 - Himâr (çoğulu humur), hem İslam'dan önce, hem de İslam'dan sonra Arap kadınlarının kullandıkları geleneksel başörtüsüdür. Klasik müfessirlere göre, bu başörtüsü kadınlar tarafından İslam öncesi dönemde az çok süs giysisi olarak kullanılır ve uçları örtünen kadının sırtına serbestçe bırakılırdı; o günün yaygın modasına göre, kadınların giydiği gömleğin ya da bluzun önünde genişçe bir açıklık bulunur ve böylece göğüsler örtülmezdi. Bunun içindir ki, göğsün himâr ile örtülmesinin emredilmesi bu iş için mutlaka himâr kullanılmasının gerektiğini ifade etmez; fakat, sadece kadınların göğüs kısmının, örfen açık bırakılmasında sakınca bulunmayan yerlerden olmadığını ve dolayısıyla örtülmesi, gösterilmemesi gerektiğini ifade eder

39 - Yani, çok yaşlı erkekler. "Yasal olarak sahip oldukları kimseler" ifadesiyle (lafzen, "sağ ellerinin malik olduğu kimseler") köleler kasdedilmektedir; yine de bu konuda bkz. 78. not.

40 - Lafzen, "gizledikleri güzellikleri/cazibeleri bilinsin diye". Yedribne bi-erculihinne ifadesi deyimsel olarak darabe bi-yedeyhi fî mişyetihî (yürürken kollarını salladı) ifadesiyle benzeşmektedir (bu anlam örgüsü içinde Tâcu'l- Arûs'da kaydedilmiştir) ve dolayısıyla, tahrik edici bir yürüyüşe işaret etmektedir.

41 - Müminlerin topluca tevbeye çağırılmasının anlamı, "insan zayıf yaratıldığına" göre (4:28), hiç kimsenin hata ve ayartıdan korunmuş olmadığının hatırlatılmasıdır. Hz. Peygamber'in bile şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Doğrusu, günde yüz kere tevbe edip Allah'a yöneliyorum" (Abdullah b. Ömer'den rivayetle İbni Hanbel, Buhârî ve Beyhakî).



75 - Yukarıdaki ayetin spesifik ve zamanla kayıtlı ifade tarzı (ki Hz. Peygamber'in eşlerine ve kızlarına atıfta bulunmasından açıkça bellidir) ve kadınların toplum içine çıktıklarında "dış kıyafetlerini (min celâbîbihinne) üzerlerine almaları" tavsiyesindeki bilinçli müphemlik, bu ayetin, terimin genel, zaman ve mekan üstü anlamıyla, bir hüküm ifade etmekten çok, zamanın ve sosyal çevrenin sürekli değişmesi karşısında uyulması gerekli ahlakî bir rehber anlamı taşıdığını gösterir. Ayetin sonunda Allah'ın affediciliğine ve rahmetine yapılan atıf da, bu görüşü desteklemektedir.

 

 

83 - Bu bağlaç, kanaatimizce, başında yer aldığı ayetin daha önce vahyedilen bazı pasajlarla, yani her ikisi de Müslüman kadınların giyim kuşamda gözetmeleri gereken iffet ve tevazu ölçülerine işaret eden yukarıdaki 31. ayetle ve 33. surenin 59. ayetiyle bağlantılı olduğunu belirtmek içindir; ve dolayısıyla bu pasaj, surenin bu kısmında ayrı bir "bölüm" olarak ele alınmalıdır.

84 - Lafzen, "cinsî birleşmeye arzu [ya da "umudu"] kalmamış olanlar" -nikâh'ın anlamı, bu anlam örgüsü içinde, açıkçası budur. Bu isim ve türemiş olduğu fiil her ne kadar Kur'an'da hemen her zaman "evlilik" ya da "evlenme" anlamında kullanılıyor olsa da, bunun şüpheye yer bırakmayan istisnaları vardır. Sözgelimi sözcüğün yenkihu fiil formunun bu surenin 3. ayetindeki geçiş tarzı bu istisnalardan biridir (bkz. yukarıda ilgili 5. not). Bu istisnalar Cevherî ya da Ezherî (sonraki Lisânu'l-Arab'da zikredilmektedir) gibi bazı Arap filologların "Arap konuşma dilinde nikâh'ın anlamı cinsî birleşme (vat')dir" yolundaki görüşlerini doğrulamaktadır.  


Muhammed Esad Kur'an-ı Kerim Tefsiri 

 

 

Allah (c.c) kadınların ırzını, namusunu korumaları gerektiğini belirtmiş ve örtünülmesi hem kendi sağlıkları açısından hem de namusları açısından önemli olduğunu belirtmiştir. Çünkü; örtünmek öncelikli olarak kadın sağlığını korur. Fiziki yapısı erkeğe nazaran zayıf olan kadın yapısı hem erkek bakışlarından hem de güneş ışığından ciddi bir biçimde olumsuz şekilde etkilenir. Bunu bilimsel verilerle tescillersek Sabah Gazetesi'nin 23Nisan 1999 tarihli haberinde bu konuya ilişkin çarpıcı bir açıklama yer almıştır.

 

                                                                       

 

" İnsanlık 2000'li yılların eşiğinde bir büyük meselesini daha çözdü.Bilim adamlarının bulgularına göre, sanıldığının aksine aptal kadınlar çıplaklaşmıyor, çıplak kadınlar aptallaşıyor.Bu sonuca, toplam 350 gönüllü kadın ve erkeğe zeka testleri uygulayan iki Amerikalı psikolog ulaştı. Barbara Frederickson ve Tommy-Ann Roberts adlı psikologlar deneklere, matematik sorularının ağırlıklı olduğu testler uyguladılar.Kadın ve erkek denekler bir defa tam giyimli olarak ve bir defa da mayo-bikini giymiş olarak testlere tabi tutuldular.Şok sonuç: Çıplak ya da çıplağa yakın derecede giyimli kadınların zihinsel yeteneklerinde ani bir düşüş görüldü. Giyimli halde en zor, girift denklemleri çözebilen kadınların, bikini giymiş haldeki performansları vitrin mankenlerini aratıyordu.Erkeklerin zeka seviyeleri ise giyimli olup olmadıklarından etkilenmiyor."

 

İslâm'da helal ve haram, sevap ve günah insanlara olan faydalarıyla belirlenmiştir. Allah, hiç bir şekilde insana zarar verecek bir şeyi onaylamamıştır. 

 

Bugün Türban konusuna açıklık getirirsek;

 

İslâm başörtüsünü emreder. Bunu Nûr 31 ve Ahzâb 59 âyetlerinde de pekâlâ görebiliriz. Bugün Türkiye'de kutuplaşma etkisi yaratan " Başörtüsü " hiç bir şekilde geleneksel bir inanç değil, tamamen İslâm'ın koyduğu emirdendir. O yüzden yapılan provokatif eylemler ve karşıt açıklamalar yersizdir. Hiç bir şekilde siyasi bir araç olarak nitelendirilemez. Başörtüsü de modern görünüm içine girebilir ve bu yüzden de Türban motifleri arasında ayrım yapılamaz.

 

Ancak, Türban kelimesi bizim savunduğumuz tesettürü tam anlamıyla karşılamaz. Türban, Fransızca bir kelimedir ki Fransızların da muhtemel örtme sebepleri oralarda yaşamış olan Müslüman ve Yahudilerden etkilenmiş olmalarıdır. Saçın önü açık ve alttan kurdale şeklinde bağlanmış olanlar asıl Türban modelidir ve bu tamamiyle bir Yahudi geleneğidir. Yani Türban ve Tesettür aracı başörtüsü çok farklıdır. Belki çok uzaktan yani Dinler Tarihinden akraba olabilirler. Kur'an'da Başörtüsünden ziyade tesettür vardır. Yani bir bütün olarak ele alır. Ayrım kesinlikle yapmaz. Genel olarak örtünmeden söz eder. Bu yüzden başörtüsünü ya da başka bir şeyi örtün demez. Direkt olarak " Örtün! " der. Bu yüzden başımızı ne ile örteceğimizin şeklini şemâlini vermez. Şu noktayı da kaçırmamakta yarar vardır. Tesettür " Setret " kelimesinden gelir. Setret ise örtünmek demektir. Setr-i Avret (Namazın farziyeti) bununla sabittir. Bunun için sûre araştırmaya bile gerek yoktur. İnsan huzur-u ilâhide nasıl duruyorsa normal hayatta da öyle duracaktır. Setret denildikten sonra zaten Kur'an'da başka bir şeyin adını vermemiştir. Sadece " Örtün!" demiştir. Tesettür de Setretin genişletilmiş hâlidir ki hicab kelimesi de kullanabiliriz. Çünkü; Hicab ma-hicab yani Mahçup'tan gelir ki Mahçup'un kelime anlamı tam olmasa da utanarak örtünme diyebiliriz.    

 

Peygamber Efendimiz de " Giyinik görünen çıplak kadınlara Allah lânet etsin " demiştir. Her daim örnek alınan Avrupalılara karşı Fransa'nın Meşhur Şairi Madamé le Lara Mardirous ise Avrupa sosyetesinin kadınları nasıl kullandığı hakkında bize yeterince bilgi vermektedir. Bakın neler söylüyor;

 

" İçinde bulunduğunuz nimetin kıymetiniz biliniz!.. Burada kadınlara hürriyet adı altında yapılan işkenceleri bilemezsiniz siz. Ah, şu omuzumda hıçkırarak ağlamış kızların adedini bir bilseniz... Evet, ışıklar ve çiçeklerle dolu bir baloya girebilmek, çok tatlı gibi görünür. Kadınlara verilen bir hak gibi sunulur. Aslında buralar, kadınların sömürüldüğü, erkeklere sunulduğu, şehvetlerin tatmin edildiği yerler... 

 Türk erkeklerine sesleniyorum: Kadınlarınıza, kızlarınıza bunları anlatın! Sakın bu yapılanların kadınlara iyilik olarak yapıldığını zannetmesinler! Sakın bunlara özenmesinler! "

 

Şimdi AB'nin ve diğer Hristiyan ve Ateist ülkelerin kadın hakları karşısında yaptıklarına bir göz atalım.

 

AB, her zaman kadın haklarına önem vermekte ve kendi vatandaşlarını bu konuda çok duyarlı görmektedirler. Ancak, gelin görün ki kadına şiddet konusunda o eğitimli Avrupa dahi %35 gibi bir oranda. Bunun yanısıra AB zina kavramının suç olmasına karşı. Çünkü, onu da özgürlük olarak görüyor. Ancak, gelin görün ki zina yoluyla kadınlara en ağır şiddet uygulanmış oluyor. Kadınları pazarlayarak onların şeref ve haysiyetlerini hiçe sayıyorlar. Bunun yanısıra hayat kadınlarına sigorta ve bir takım sosyal güvenceler vererek onları bu sektörde kullanıyorlar ve üzerlerinde tonlarca para kazanıyorlar. Ancak, aynı AB ciddi bir şekilde genç nüfus sıkıntısı çekiyor. Zina'dan doğan aile kavramının yok olması, gayrimeşru çocukların oluşması ve aile temelinin oluşamaması Avrupa'yı yaşlı bir kıt'a haline getirdi. Savaşlarda üye ülkelerin işgal ettiği ülkelerdeki kadınlara tecavüz etmeleri, onları öldürmeleri de her zaman görmezden gelinen gerçeklerdir. ABD de bu konuda farklı değildir. Zaten porno ve erotik filmlerde " Haç " işaretinin bulunmasından rahatsızlık duymayan Hristiyanlar, zina konusunda da oldukça serbestler.

 

Herşeyden önemlisi bizler insanız. Ve insanlar bu dünyanın efendileridir. Bu yüzden de ciddi sorumluluklarda üzerlerinedir. Ancak, sorumluluklarımızdan kaçarsak bu dünyada yaşama umudumuz kalmaz. Dünya sorumluluk aldıkça düzene girer ve mutlu bir yaşam süregelir. Kadın hakları da bu konuda önemlidir. İslâm'da kadın dövmek ciddi bir suçtur. Öyle ki; Peygamberimiz bu konuda çok hassas olup " Ahirette, kocası tarafından dövülen kadının davacısı ben olacağım " demiştir. Ayrıca Peygamberimiz " Müslümanların en iyisi, hanımına karşı iyi ve faydalı olandır. " diyerek erkekleri kadınlarına iyi davranmaları konusunda hassas davranmalarını istemiştir. Kadının sosyal hayatta aktif olmasına örnek verirsek Hz. Aişe validemizi örnek gösterebiliriz. Kendisi bizzat Cemel Vak'ası dediğimiz olayı gerçekleştirmiş ve savaş ilânına karar vermiş bir zattır. Aynı şekilde Hz. Aişe ve onun gibi bir çok Mü'mine analarımız sosyal hayatta da faaliyetlerde bulunmuşlar ve kadının da sosyal hayattaki etkinliğini gözler önüne sermişlerdir. İslâm kadını bir mal gibi gören putperest ve ateist kavimlere karşı korumuştur. Kadın ise sosyal hayatta dişiliğiyle değil, kişiliğiyle bulunmalıdır.

 

Kur'an'da belirtilen bir âyet kadına şiddet konusunda İslâm âlimlerini ihtilâfa düşürmüştür.

 

" Erkekler, kadınlar üzerinde hakim dururlar, çünkü bir kere Allah birini diğerinden üstün yaratmış ve bir de erkekler mallarından harcamaktadırlar. Bunun için iyi kadınlar, itaatkardırlar. Allah'ın korumasını emrettiği şeyleri, kocalarının yokluğunda da korurlar. Serkeşlik etmelerinden endişe ettiğiniz kadınlara gelince; önce kendilerine nasihat edin, sonra yataklarında yalnız bırakın, yine dinlemezlerse dövün. İtaat ettikleri halde onları incitmek için bahane aramayın. Çünkü Allah, çok yüksek çok büyüktür. " (Nisa Sûresi 34)

 

Bu âyete dayanarak Hristiyanlar, yahudiler ve ateistler İslâm'ın şiddet yanlısı bir din olduğunu ileri sürmüşlerdir. Ancak, bu âyet o kadar tartışmalı bir âyet ki " Dövün " kelimesi ihtilâfa sürüklemiştir.

 

Dövün kelimesini reddedenler Peygamber Efendimizin hadislerine dayanarak belirtmiştir ki Peygamber Efendimiz (S.A.V) hiç bir şekilde hanımlarını dövmemiş bir fiske dahi atmamıştır. Ancak, dövün kelimesini savunanlar ise kadını her yola başvurduktan sonra önünü alamıyorsanız yapın ve kadına hafifçe vurun derler. Çünkü, kadını dövdüğün takdirde eğer kadında dövmeden sebep bir iz varsa bu günahtır. Bunun yanısıra kadının başına vurmak da haramdır. Allah, kadını erkeklere emanet olarak vermiş ve o emanete güzel davranıp, iyiliklerde bulunmamızı emretmiştir.

 

Ateistler ve diğer dinlere mensup kimseler bu âyetten yola çıkarak Kadın Hakları'nda İslâm'ın yetersiz olduğu düşüncesine kapılmışlardır. Ancak, kadınlara güzel olma bahanesiyle yaptıkları işkenceleri ise kadınlara karşı iyilik olarak göstermektedirler. Tarih boyunca kadınlara her türlü zulümü yapmış olan Ateistler, Hristiyanlar ve diğer inanca mensup insanlar acaba Bosna'da yapılan katliamlarda kadınlara yapılan tecavüzlerde neden sessiz kaldılar? Kurtuluş Savaşı'nda Türk kadınlarına Ermenilerin, Fransızların, İngilizlerin, Yunanların yaptıkları tecavüzlerde neden sessiz kaldılar? Fransızların Cezayir'i işgal ettiklerinde yaptıkları katliamlarda Müslüman kadınlara tecavüz ederek hem fotograflarını çekmeleri hem de onları katletmeleri neden sessiz kaldılar? Faşist İtalyanların Libya'yı işgallerinde kadınları, çocukları ve yaşlıları toplama kamplarına almalarına, kadınları tecavüz ettikten sonra öldürmelerine neden sessiz kaldılar? Ermenilerin Azerbaycan'ı işgalinde yaptığı katliamlarda kadınlara yapılan tecavüzler ve sonunda hepsini kurşuna dizmelerine neden sessiz kaldılar? Yahudilerin Filistin'i ve Lübnan'ı işgalinde yaptıkları kadın, çocuk ve sivil katliamında neden sessiz kaldılar? Soruyorum şimdi. Bugün Müslümanların karşısında kadın haklarını savunanlar neden bu katliamlara ve tecavüzlere göz yumdular?

 

Feministler bugün kadına şiddete karşı mücadele ediyor. En çok da bu baskıları Müslüman ülkelere karşı söz konusu. Ancak, her ne hikmetse Avrupa'nın kadınları kullanmasına hep göz yummuşlardır. Öyle ki her şeyden önce zinayı serbest bırakanlara hiç veryansın etmezler. Sonunda oluşan gayrimeşru çocuklar, salgın hastalıklar ve toplumsal nüfus azalmalarına karşı hiç bir şekilde tepki göstermiyorlar. İslâm'ın hususlarından bir haber olan feministler her daim İslâm'a çatmakta ve İslâm'ın kadına verdiği değeri görmezden gelmektedirler. 

 

Sivil toplum kuruluşları, BM, AB ve diğer kuruluşlar hiç bir şekilde kadınlara istediği şekilde değer verilmemiş, kadınların ezildiği yerlerde hep susmuşlar ve hiç bir şekilde sahip çıkmamışlardır. Ancak, İslâm her zaman kadına sahip çıkmış ve Dünya'da Namaz ve güzel koku ile birlikte en güzel varlık olarak ön plâna çıkmıştır. 

 

" Cennet, anaların ayakları altındadır... " 

 

Âlemlerin efendisi (S.A.V)'nin bu sözü aslında her şeyi anlatıyor. Kadın o kadar değerli ki İslâm'da kadının yeri ve önemi öve öve bitmemiştir. Çünkü, kadın her şeyden önce anadır. Ve analar her zaman İslâm'ın baştacıdır. Öyle ki analara " off " bile denmesi İslâm'da yasaktır. Ve Mü'min'in cennete girebilmesi de annesinin rızasında saklıdır. Öyle ki anneye her daim itaat edilmesi emrolunmuştur. Ateist olsa bile anneler çocuklarına Allah'ın istemediği bir şeyi emretmediği müddetçe her söylenene itaat mecburidir.

 

Sonuca gelirsek; bugün İslâm'a karşı yapılan saldırılar her türlü şekilde yersiz çıkmış ve İslâm'ın kadınlara verdiği önem her zaman ön plâna çıkmıştır. Allah, erkeklere kadınlara iyi ve güzel davranmaları konusunda emir vermiştir. Ve kadınlara yapılan çirkin saldırılar, iftiralar kınanmıştır. Kadınlara zorla hiç bir şey yaptırılamayacağını dile getiren İslâm, kadınların evliliği konusunda da gönül rızasını ön plânda tutmuştur. Boşanmalarına hak verilmiş ve kadının da haklarını savunmasına imkân tanımıştır. Sosyal hayatta da her zaman aktif olunması sağlanmıştır. Biz Müslümanların üzerine düşen görev ise kadınlarımızı daha iyi anlamak, İslâm'daki kadın anlayışını iyi anlamak ve iyi uygulamaktır...

Yorumlar (1)Add Comment
Tebrikler
Yazan Emre Kundakçı, Nisan 01, 2008
Güzel tespitler ve güzel sözlerle örülü bir yazı. Anlayana kıssadan hisse hesabı.

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote

busy
 
< Önceki   Sonraki >