Genckalem.OrG | Türkiye'nin Özgür Geleceği için...

AB Rüyası Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 3
Kötüİyi 
Yazar Emre Kundakçı   
Pazar, 10 Şubat 2008

 Emre Kundakçı Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

Avrupa Birliği avrupalı emperyalistlerin çıkarlarını korumak amacıya kurulan bir oluşumdur. İkinci dünya savaşından sonra Abd'nin desteği ile başlatılan bu birliğin o dönemdeki amacı "sosyalist tehlike"'ye karşı koymaktır. Avrupalılar bu örgütü kendi işçilerinin sosyalist bir harakette bulunmalarından korktukları için kurmuşlardır. Dolayısıyla bu örgüt avrupalı işçilere karşı kurulmuştur.
AB aynı zamanda avrupalı devletlerin sömürdükleri devletler üzerinde egemenliklerini arttırmaya yöneliktir. Yani AB huzur değil, bağımlılık getirir. AB'nin önemli kararlarını Almanya, Fransa, İngiltere gibi emperyalist devletler alıyor, ve bütün bu kararları diğer ülkeler uygulamak zorunda kalıyor. AB aynı zamanda siyasi partileri, sivil toplum kuruluşlarını ve sendikalarıda satın almaktadır. Bu iş için büyük bir bütçe ayıran AB, ne yazık ki Türkiye'de de savunucular edinmiştir. Bunların içinde akademisyenler, aydınlar, hatta solcular vardır.

Kalkınma Yalanı
Rusya ve türevlerinin çöküşünden önce bazı AB üyesi devletler kalkınma yardımı almıştır. Bu ülkelerin ortak özelliği ise "sosyalizm tehlikesi" bulunan ülkeler oluşudur. Ayrıca ekonomik destekler bu ülkelere yarar değil zarar getirmiştir. Örneğin Portekiz ve İspanyada sanayinin durmasına yol açmıştır. Halen de bu yardım alan ülkeler AB'nin sanayi açısından geri kalmış ülkeleridir. Diğer yandan 2004 yılında alınan genişleme kararları içindeki kalkınma yardımı kısıtlaması, bundan sonra birliğe katılan ülkelere kalkınma anlamına gelemeyeceğini aşikar ediyor.
Yoksulluk, işsizlik, huzursuzluk bitecek mi?

Evet ilk başlarda uygulanan gerçek anlamdaki "sosyal devlet" politikaları işçilerin standartlarını yükseltmiş, yoksullara belirli güvenceler sağlamıştır. Bu yüksek ücretlerin ardında ne vardı ? Bence o dönemde Avrupadaki sosyalist devletlerin varlığıdır. Bu tarz bir tehlikeye mahal vermemek adına yapılan bir göz boyamadan ötesi değildir bu yapılanlar.

Yanlış hatırlamıyorsam 1993 veya 1994'de AB çalışma sürelerinde bir "esneklik" yarattı. Yıllık izin, tatiller, haftalık asgari çalışma süreleri bayağı bir esnedi. Yavaş yavaş bütün üye ülkelere bu yasalar yerleştirildi. Türkiyedeki iş yasası değişikliklerinin temeli bu metinlere dayanmaktadır. Tabi birde AB'ye üye ülkelerde özel iş ve işçi bulma kurumları sayesinde geçici işçi çalıştırma yaygınlaşmış vaziyette. Bu model sayesinde işçiler daha düşük ücretle ve iş güvencesinden mahrum şekilde çalışıyorlar.

Bugün Türkiye ve Avrupa arasında bir sosyal hak mukayesesi yapılsa tabikide Avrupa daha ileri gözükecektir. Ama AB'ye üye ülkelerdede sınıfsal baskılar varlığını sürdürmektedir. Ayrıca ülkemizde halk bilinçsiz, baskıcılar bilinçlidir. Eğitim, sağlık özelleştirmeleri günümüzde Türkiye'de büyük bir yara, bir yazımda da buna değinmek istiyorum. Aynı durum AB'ye üye ülkelerde de var. Üniversite öğrencileri tıpkı Türkiye'deki gibi yüksek ücretler ödüyorlar. Sağlık sigortası kapsamı daraldıkça daralıyor. Evet neticede Avrupalı insanlar daha yüksek sosyal haklara sahipler ama bu haklar kazanılmış haklardır.Yani bizimde kazanmamız gereken, üye olunca birden alamayacağımız haklar.

Zannedilmesin ki işsizlik kapitalizmin istemediği bir durumdur. İşsizlik sayesinde işçiler daha ucuza çalıştırılabilir, daha rahat sömürülebilir.
Almancı tanıdıkları olan insanlarımız onlardan duyduklarına göre zannediyorlar ki AB'ye girersek bizde alman işçiler gibi olacağız. Ama Almanya örneğinde 2. Dünya savaşı sonrası genel durum, soguk savaş derken sosyal politikalara zorlanan bir kapitalist devlet örneği vardır. Almanyada günümüzde uygulanan ise, sosyal politikaları tasfiye eden, işsizlik yaratan, yaratması gereken neo-liberal politikalardır.

Birde çok can yakan bir konu vardır ki, AB'ye giriş ile işsizliğin azalabileceğine yönelik beklentilerin bir kaynağıda Türkiye'nin cazip yatırım olanakları. Gümrük Birliği sürecinde yemediğimizi şimdi yemeye neden bu kadar hevesliyiz anlayamıyorum. Neden o zaman anladığımız bu yabancı yatırımların yerli tekellere zarar vermeyeceği, küçük ve orta işletmeleri batağa sürükleyeceği, bu nedenle işsizliğin çoğalacağı sonucunu şimdi göremiyoruz.Üstelik yabancı sermayenin girişinde yapılan enerji sektörü özelleştirmelerinin açtığı yaralar hala kanıyorken yabancı sermayenin mutluluk getireceğini düşünmüyoruz değil mi ?
Yorumlar (3)Add Comment

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote

busy
 
< Önceki   Sonraki >