Genckalem.OrG | Türkiye'nin Özgür Geleceği için...

Senden Neden Nefret Ediyorum? Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 16
Kötüİyi 
Yazar Sunusi F. Onay   
Perşembe, 07 Şubat 2008
Nefret ediyorum çünkü sana bir “his” duyacak kadar ehemiyet gösteriyorum, zira birlikte yaşamaya mecburuz. Senden nefret ediyorum ve bunun en önemli sebebi seni sevmeyi senin yüzünden başaramamam. Yani ben seni sevmek istiyorken senin buna engel olmaya çalışman ve seni sevmemi imkansız kılman.

Halbuki sen benim kardeşimdin. Farklılıklarımızla birarada yaşarken sen benim farklılıklarıma tahammül edemedin. Senin gibi olmamı istedin. Tabii ki ben de içten içe senin benim gibi olmanı isterdim, ama bu senin kendi seçiminle olmalıydı.

Sonra bu başörtüsü meselesi çıktı ortaya.. Neydi bu mesele?
İnandığım dinin açık bir emrini uygularken senin yasaklamanla karşılaştı bacılarım. Sen hepimizin senin gibi günahkar olmamızı istedin. Bizse “gireceğimiz günahlara kendimiz karar verelim” dedik.

Sonra sen bunun dini bir mesele olmadığını söyledin, “hem, biz de müslümanız” dedin!
Senin müslümanlığın beni en başından beri ilgilendirmiyorken benim müslümanlığım seni neden ilgilendiriyorduki? İnandığını söylediğin kitap “Başörtülerini yakalarının üzerine kadar indirsinler- Nur 31” diyorken, “Mü‘minlerin hanımlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıkacakları vakit) cilbâblarını üzerlerine almalarını söyle. -Ahzâb 59” diye buyururken sen hala “hayır böyle bir emir yok diyebiliyorsun ya! Ve hala da müslüman olduğunu iddia ediyorsun (ve hala bu beni zerre kadar ilgilendirmiyor..)

Sonra sen bu konuyu dini olarak tartışamayacağımıza hükmettin, zira biz müslümanlar 1400 yıldır peygamberin emirlerine uygun olarak örtünmeye çalışıyoruz ve dünyanın her yerinde bu böyledir, bunu dinimin kurallarıyla oynayarak başaramazdın ve bir “Kamusal Alan” meselesi çıkarttın ortaya..

Kamusal alanda örtünemezsin.. ama Allah bize “evet kamusal alanda emirlerimi uygulamayın” demiyor ki.. Üstelik savcılık kararı yoksa sadece insanın kendi evi kamusal alan değildir.. Yani sokaklar bile kamusal alan..

Şımarık bir çocuk gibi, “O halde devlet daireleri diyelim” dedin.
E devlet hastaneleri, mahkemeler, karakolllar, vergi daireleri hatta camiler bile devlet dairesi.. Buralar Allahsız mekanlar değil ki, oralara sığınıp Allah'ın emirlerini uygulamayalım...!

Sonra bazıları hizmet alanlar ve hizmet verenler diye bir ayırım yapılsın dediler. Yani hizmet alanlar Allah'ın kulu, hizmet verenler değil...miş gibi...

Bir aklı evvel de çıkıp “Yahu devlet mi büyük Allah mı? İnsanların şu 60-70 senelik kuralları mı önemli Allah'ın ucunda cennet ve cehennem olan sonsuz süreli kuralları mı?” diye sormadı..

 Ardından yine sizlerden biri şöyle demek istedi: “Yahu o kadar günaha giriyorsunuz, bir taneye de bizim için girin örtmeyin başınızı..!”
Bu en delikanlıcasıydı..
“Peki, neden senin için günaha girecekmişim” diye sormadan direk reddettik. Zira biz önceki günahları işlerken sebep kendi nefsimizdi oysa şimdi Allah'ın yerine başkalarının dediklerini kabul ederek ilahi prensibimizden taviz verecek ve hatta Allah'ın yerine başkasını koyarak müşrik olacağız.. Peki, bize bunu emredenler ve tavsiye edenler nedir müslüman mı? Kim Allah'ın emirlerinin aksini emredebilir? Tabi ki tağutlar.. Ve onlar hakkında Kur'an'da çok hüküm var! Sadece şunu söyleyeyim: İnsanoğlu hüsrandadır ama birbirlerine Hak ve Sabr'ı tavsiye edenler hariç (asr suresi) Bilindiği gibi Hak ve Sabr Allah'ın isimleridir, bizler sadece Rabbimizi tavsiye edenlere uymakla mükellefiz.

Tabii ki beklenen oldu ve sen bunu bir laiklik meselesi yaptın.
Halbuki Laiklik devleti yönetirken halka din ve ırk gözetmeden hizmet götürme prensibiydi.. Din ve devlet işlerini birbirine karıştırmamak..
Halbuki şu devlet elini çekmedi bir türlü dinimizden. Ezanlarımıza karıştılar 10 küsür yıl yasakladılar, camilerimizi saman deposu yaptılar, Kuranlarımızı arap harfiyle yazılmış diyerek meydanlarda toplayıp yaktılar ve şimdi de elleri bacılarımızın türbanında..

İşte ben de senden tam bu yüzden nefret ediyordum..
Sen şaklaban oldun batının elinde.. onlar gibi olmaya çalışarak kraldan fazla kralcı oldun. Hiçbir dini ve milli bir prensibin kalmadı, bütün değerlerin altüst oldu, mübarek bayramını şeker bayramı yaptılar, sana kendi noellerini kutlattılar, onların danslarını müziklerini öğrendin, onların dilini kültürünü öğrendin, onların dininden farklı değil yaşadığın sözde İslam, tek fark onlar arasıra kiliseye giderler (çoğu da ateisttir zaten) Onların alfabesi, onların takvimi, onların ölçüleri, onların adaleti, hukuğu... Ve Allah bile kendi mübarek ismini aldı dilinden.. Tanrı dedirtti...!

Ey kardeşim,
Hepsi üzerine bir numara büyük geldi.. onlar gibi medeniyet sahibi, liberal ve demokrat olamadın sonuçta.. Halbuki alman gereken sadece ilimdi..
Ve sen o hariç her türlü kepazeliği aldın..
Senden nefret ediyorum, zira bu kepazeliğe beni de alet etmek istiyorsun, koyun olmamı istiyorsun.
Benim bundan sonra en fazla bir 40 sene ömrüm var, 40 sene İNSAN olarak yaşar sabreder, ondan sonra da Büyük Dost'a kavuşur sonsuza kadar mutlu mesut yaşarım diyorum sana.

Allah'ı olmayanın efendisi çoktur.. Siz kendi derdinize yanın artık.. Allah Muntakim'dir, intikam alıcıdır.
Yarın beraber oldukların “bana ihanet ettiğin gibi” sana ihanet edecekler, ama inadından vazgeçip geri döndüğünde her zaman güvenebileceğin kardeşinin nefretinin de sönmüş olduğunu göreceksin.

Zira biz Allah rızası için sever, Allah rızası için nefret ederiz.
Bu sana son sözümdür. Benim gibi olmasanda bana saygı duy, hiç değilse benim sana duyduğum kadar duy. Çünkü biz herşeye rağmen kardeşiz.. Sen ne kadar Rabbine isyan etmekte özgürsen, ben de o kadar kul olmakda özgürüm..
Bunu aslında hiç unutmaman gerekirdi!
Yorumlar (11)Add Comment
Şimdi mucib oldu
Yazan sunusi, Mart 11, 2008
Ahmet beyefendi,

Zahmetlere girip tekrar tekrar okuyup tekrar tekrar yazıyorsunuz. teşekkür de ederiz, istifade de ederiz.
Klan tabirini sarkastik kullandım, nefsinize dokunmuş sinirlenmişsiniz, sadece kullandığımız türkçe ile yazışmamızın daha sağlıklı olabileceğine dikkat çekmek istedim. Uyduruk yapım ekleri ile konuşmak cumhuriyetin erken çocuklarının işi bizim değil. Zira biz hava atmaya değil tartışmaya anlaşmaya çalışıyoruz. Bir gecede uydurulan lisanla bu iş zor olur.

Biz insanı, insan-ı kamili ve hanzoyu göre göre tanıdık, uzaktan değil.. ayak sesini duysak kim geldi biliriz ama siz son yorumunuzla, ilk yorumunuzda olduğu gibi hala bizleri ve dertlerimizi küçük görüyorsunuz..

Beyefendi siz elbisede kalmışsınız, ruhla ilişiğiniz kalmamış, bırakın şekli biçimi sadede gelin, içerik konuşun ki anlayalım tasanızı. ya da bizi bizimle bırakın eskisi gibi, madem çare olmayacaksınız yahut sıkıntımızı paylaşmayacaksınız, ayağımızdaki bir diken de siz olmayın bari..

Bizim kalbimiz çok kırıldı, acıdan da beynimiz uyuşmuş demek ki, kıramadınız ezberciliğimizi, o kadar kolaydı halbuki, gelir iki kelam ederdiniz nefs-i alinizle irşad olurduk değil mi?

nefsinize cümle çarptı diye hakaret ediyorsunuz, biz 100 küsür yıldır çarpıla çarpıla bir hal olduk da bu kadar sinirlenmedik.

Eğer tartışılacak bir konu bulursanız bu yazıda tartışırız, belki bu küçük gördüğünüz adamdan istifade edersiniz yahut bizi irşad edersiniz.. siz bilirsiniz.
hürmetler


...
Yazan Göktürkmen, Mart 11, 2008
Sunusi Efendi:

Hiçlik ve birikimsizlikten mamul,doğru başlatılmamış,dürüst devam etmek gibi kaygıyı umursamayan ve önemlisi "insan" tanımında kalmakla, "hanzo" insan farkını bile ayıramamış, geçici bakışlard takılıp kalmış sayıklayıcısından ezberciliğinize saygılar gönderdim.

Sizin sayıklamacı ezberinizi bozmak niyetlenmek bile nafilede bir gereksiz !.. Mantıksal düşüncenin duyumsamalarında kalma azminize hayran kalmamak mümkün değil(!)

Klanım ve ben "siz" gibileri Birengri'ye ısmarladık efendim. Nasıl eylerse güzel eylesin !

Göktürkmen
Ahmet Kutlu AYYÜCE
makbul
Yazan sunusi, Mart 11, 2008
yaşadığınız klanın türkçe lehçesi yerine, becerebildiğinizi yapıp sadece türkçe konuşsanız kendi hakaretinizi başkasının serzenişi ile öğrenmezdiniz.
Sizi birtengrinize ve yapım eklerinize emanet ediyorum. hoşçakalın.

Not: mantıksal duygunun düşüncesi değil.. (bu ne saçmalık!) tepkisi olabilir..
Artık yazdıklarınıza değil yazmadıklarınıza bakarak söylüyorum ki, gördüğüm kadarı ile okumuş ve anlamışsınız, kabulü ilan etmeniz önemli değil anlamanız önemliydi zaten..
Sonuç
Yazan Göktürkmen, Mart 10, 2008
Sunusi Beyefendi;

"...gibi çok usturuplu hakaret etmişsiniz (öyle ki siz bile anlamamışsınız)."

Bunu hiç anlamadım. Kendimin bile anlamadığı,farketmediği türden "usturuplu hakaret" ediyorum ?

Vallahi çok ilginçsiniz...

Şimdi,sizin deyimle bu hal :' "Dertlerimizi ve hislerimizi hakir görmek sizi realist ya da rasyonalist yapmaz, bilakis ukala yapar. Kalbin buğzunun da mantığın ürünü bir tepki olduğunu düşünürsek burada bu buğzun hangi etkiye tepki olduğunu da az buçuk irdelemeniz gerekirdi." ' demekse eğer, mantıksal duygunun-düşüncesi- gibi zincirleme sıfat tamlamasına ermiş bulunuyoruz !

Bu tür düşünce ile şimdi bendeniz, kendimi hakaretin usturuplusunu ve de kendi dahi farkında olmayaraktan yapan biri olarak acep nereye koymalıyım?

Artık bir de teşhis koyunda bari tamı tümüne erip, bütünsel de mantık duyumsal göndermeniz olsun !?


Artık bi polar mı, multipolar mı kişilik bölünmesi yaşıyoruz onu da Birtengri bilir !


Konu benim için kapanmıştır efendim. Yazın hayatınızda başarılar dilerim.
cevaba cevaben
Yazan sunusi, Mart 10, 2008
Sayın Göktürkmen Efendi (bey ya da hanım oluşunuz tarafımızca malum değildir, ben sizi sizin beni tanıdığınız kadar tanımıyorum malesef)

Sonuçta "saygıyla dinler cevap yazarım" diyerek size elpostamı verdim, yani kastınız hakaret olsa dahi bunu göze aldığımı belirterek elpostamı verdim, "ironik olarak" böyle bir kastınızın olmadığını gayet tabii biliyorum aksi takdirde zaten yazmak ve okumak istemezdim. Fakat bunu belirtmemin sebebi önceki yorumunuzdur. Açıklayayım:

Sizin hakaret kastınızın olmaması yazdıklarınızın hakaret içermediği anlamına gelmiyor, hatta ilk yorumun başında belirttiğim gibi çok usturuplu hakaret etmişsiniz (öyle ki siz bile anlamamışsınız). Neyi ve nasıl hakaret telakki ettiğimi ilk yorumumda gayet açık ve seçik izah etmiştim, zahmet edip bir kez daha okursanız anlayacağınızı umudediyorum.

Bu sebeble tekrar ediyorum, lütfen zeka kapasitemizi aşağılamayınız "dezenfermasyon" dedikleriniz "kasıtla söylenen yalanlar" değil bilakis yaşadıklarımızdır. Gayet dikkatli yazılmıştır. Tekrar etmekte yarar görüyorum:
"Dertlerimizi ve hislerimizi hakir görmek sizi realist ya da rasyonalist yapmaz, bilakis ukala yapar. Kalbin buğzunun da mantığın ürünü bir tepki olduğunu düşünürsek burada bu buğzun hangi etkiye tepki olduğunu da az buçuk irdelemeniz gerekirdi."

Size kendi kullandığınız kelimelerin anlamlarını öğretip de ukalalık yapmayacağım tabi ki, ama en azından buğz etmek konusunda haksızlık yaptığınızı düşünüyorum. Buğz eden topu külli iradeye atar, "sözde" buğz ettiğine kardeşim diye hitap etmez ve sonunda "geri döndüğünde her zaman güvenebileceğin kardeşinin nefretinin de sönmüş olduğunu göreceksin" demez. Ama biz bu buğz konusuna ilk yorumda hiç takılmadık...

Bu sebepler ile bir önceki yorumum kadar yazıyı da baştan bir daha okumanızı tartışmanın sağlığı açısından öneririm.

Ayrıca bu biçim konulu tartışma yerine içerik konulu bir tartışma yapsaydık sanırım iki tarafa da faydası olabilecekti.

Alevilik konusunda size bir hitabım yok, konuyu kimin açtığını gözlerimiz sağlıklı olarak görüp beynimize iletiyor, boşuna alınmışsınız. Çok tekerrürlü bir yazı oldu ama ben tekrar zahmetleriniz için teşekkür ediyorum.

Sevgi ve saygılar
BİR CEVAP YAZISIDIR
Yazan Göktürkmen, Mart 08, 2008
"Biz hissetmediğimiz birşey yazmadık efendi! "

Sunusi Beyefendi;

Ben başına "Bey" getirerek Beyefendi diye başlayacağım.

Hakaret yazısı yazdığımı söylemişsiniz. Hiç böyle bir niyetle yazmadım. ne olsa da yapmazdım ! Bu kadar tahsil ve okuma-yazmalarımdan sonra kitap taşımış "merkep" olmaya hiç niyetim yok.

Herkesin ne söylem ve eylem yaparsa; eninde sonun da bu söylem ve eylemlerinin "iyi/kötü" olabilir, kendinden başka kimseye zarar ve faydası olmayacağını hatırlatmakta kalıyorum.

Beyefendi hissetmeyi duygu ve duyumsama olarak anlayıp, okudum, inşallah buna da kızmazsınız !

Sadece hisetmeyin/duymayın ya da duyumsamayın. Biraz da düşünseme bağlamnda düşünün aklilik anlayabilirsiniz.

Bir daha yazacağım ama "hakaret" kastımın olmamasını belirtmekte fayda gördüğüm biçimde bir yazmak eylemi anlayın.

Lüfen,siz aklın kini ve kalbin buğuzu kavramlarını bir daha gözden geçirin.

Elpostanızı vermişsiniz, hakaret edelim diye... Ne denir bilmiyorum?

Bir şey demeye gerek bile görmüyorum.

İyi akşamlar ve esenlikler dilerim.


Not: Alevilik bahsinde de benim başlatıcılıkla uzaktan yakından bir gayretim yoktur. Bakılırsa görüleceğini zannediyorum. Konu açılmış, yorumlar olmuş ve biz de katkı yapmışız.

Ne büyük kabahat yapmışız !?
Katkıya cevaben
Yazan sunusi, Mart 03, 2008
Sayın Göktürkmen,
Uslubuyla ağır hakaret etmişsiniz. Yazımda dezenformasyon gördüğünüzü ifade etmeniz bu yazıyı nezdinizde bir proje yazısı yapar. Yalan söyleyerek sözde kalbi bir yazı yazmak tek kelimeyle sömürücülüktür değil mi? Halbuki bu yazı bir "hizmet yazısı" bile değildir.

İşte, hislerimiz bu kadar ayanken size hissettirememiş olmamız bizi yalancı değil olsa olsa beceriksiz yapar.
Biz hissetmediğimiz birşey yazmadık efendi!
Üstelik siyasetin güdümünde hiç yazmadık. Dertlerimizi ve hislerimizi hakir görmek sizi realist ya da rasyonalist yapmaz, bilakis ukala yapar. Kalbin buğzunun da mantığın ürünü bir tepki olduğunu düşünürsek burada bu buğzun hangi etkiye tepki olduğunu da az buçuk irdelemeniz gerekirdi.

Dezenformasyona gelince, his ve duygularımıza yalan demeniz ve diyebiliyor oluşunuz bizim olduğu kadar sizin de probleminiz, bu konuda hiçbir şey yapamıyorsanız en azından şakralarınızı açtırmanızı öneririz. Belki bu şekilde size yabancı olan bir lisanı anlayabilirsiniz.

Yazıyı okuma gayretinizi ve yorum yazma zahmetinizi takdir ediyorum, müteşekkirim; daha ağır hakaretleriniz için Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır adresine mail atarak kendinizi rahatlatabilirsiniz, saygıyla dinler cevap yazmaya gayret ederim.

NOT: Aleviler ve Atatürk konusunun tartışılması gereken yer olarak neden burası seçildi onu da anlayamadım. Bu tartışmanın bir faydasının olup olmadığını ise hiç tartışmıyorum.
KATKI
Yazan Göktürkmen, Şubat 28, 2008
"Atatürk’ün laikliği ve Aleviler’e getirdiği özgürlükler konusunun tümüyle bir
‘yanılgıdan ve yanılsamadan’ ibaret olduğunu ..."

"Atatürk, başta Alevilik olmak üzere ehli sünnet (Sünnilik) dışındaki görüşlere ve Hanefilik
dışındaki diğier Sünni mezheplerin görüşlerine tefsirde yer verilmesini istemiyordu.
Atatürk, hüküm içeren ayetlerin de Türk-İslam geleneği göz önünde bulundurularak
yorumlanmasını arzu ediyordu.”(11)"


kaynağınızı merak ettim? ilk alıntı mesnetsiz bence...

İkincide de, Hep şablon bir yaklaşımla yazılıyor. Siz de bu kurala uymuşsunuz.

Sevgili Dostum, dizgesiz bir şey yok. Herşey dizgeler biçimi; sordum bir daha sorayım? İtikadi mezhepselinden bi haber olan, sizce de daha ilk başta boş bırakmış olmuyor mu dizgesinin "inanç"sal olanını ?

itikadın imanı ve imanın itikadinı tarışamk iterdim sizinle...

İyi akşamlar dilerim.

Sunusi Beyefendi'de yazısında aşırı kalbi olmuş..Kalbin buğuzu ve kini akıldan evla mı sonra mı dikkat etmemiş.

Çelişkilerini zıtlaşrıramyı ve devamında da; bir yerlerde kotarılıp, dezenformatif bilgi önermeleri ile sana ait sandığını, sen bulup güncellemiş ve gündemine almışssın gibi olmak farkına dikkat etmeden yazılmış yazı..

Esenlikler dilerim.
Aleviler ve Atatürk
Yazan Zülfikar, Şubat 19, 2008
Bu noktada, Atatürk’ün laikliği ve Aleviler’e getirdiği özgürlükler konusunun tümüyle bir
‘yanılgıdan ve yanılsamadan’ ibaret olduğunu belirterek, Atatürk’ün 1926 da Diyanet
İşleri Başkanlığı’na yaptırdığı Kura tefsirini hatırlatmakla yetineceğim.
Laik (!) bir devletin Devlet Başkanı olarak Mustafa Kemal’in, İslamiyet’in ana kaynağı
Kuran’ın Cumhuriyet yönetimi adına yapılacak tefsiri konusunda verdiği şu ilginç direktif
herhalde çarpıcı bir mesaj olacaktır:
“Yeni tefsir, ehli sünnet itikatına ve Hanefi mezhebinin görüşlerine göre hazırlanacaktı.
Atatürk, başta Alevilik olmak üzere ehli sünnet (Sünnilik) dışındaki görüşlere ve Hanefilik
dışındaki diğier Sünni mezheplerin görüşlerine tefsirde yer verilmesini istemiyordu.
Atatürk, hüküm içeren ayetlerin de Türk-İslam geleneği göz önünde bulundurularak
yorumlanmasını arzu ediyordu.”(11)
Görüldüğü gibi, teemelleri İtfihatçılar tarafından atılan Türk-İslam Sentezi, bizzat Mustafa
Kemal eliyle Kuran’da araç edilerek kurumlaştırılmaya çalışılıyor. Aleviler’in ve Aleviliğin o
dönemde de özgürleşmediğini, ibadetlerinin yasaklandığını ve izlendiğini, geçmişe ilişkin
gizli raporlar da itiraf ediyor.
İslâm hoşgörü dinidir” sözü, dehşetli bir tuzaktır
Yazan Misafir, Şubat 19, 2008
Bazı sözler vardır, dışı süs, içi pistir. Görünüşte bal şerbetidir, ama içinde zehir vardır. Görünüşe bakan aldanır ve hayatını mahveder. Bazı “tatlı görünüşlü, süslü- püslü” sözler vardır, o sözlerin peşine düşen insan, Allah muhafaza eylesin, ebedî hayatını mahvedebilir. İşte bu yazımızda bu gibi sözlerden birini ele alacağız:

“İslâm hoşgörü dinidir” sözü, içimize atılmış çok tehlikeli bir tahrip kalıbıdır. Bu sözü “kayıtsız şartsız” şekilde kabul eden perişan olur.

Temel ölçümüz nedir? Biz Müslümanlar, Allah’ın hoş gördüğünü hoş görürüz, hoş görmediğini hoş görmeyiz.

Resulullah’ın hoş gördüğünü hoş görürüz, hoş görmediğini hoş görmeyiz.

http://indirici.net/isl-m-hosgoru-dinidir-8221-sozu-dehsetli-bir-tuzaktir-t13756.html
Yorumsuz
Yazan Savaş Aşık, Şubat 07, 2008
Abi parmaklarına ve klavyene sağlık. Biz Müslümanların bu ülkede yaşadıklarını ne güzel de anlatmışsın. Hay Allah senden razı olsun...

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote

busy
 
< Önceki   Sonraki >