Genckalem.OrG | Türkiye'nin Özgür Geleceği için...

Türkiye'deki Olayların Perde Arkası - 2 Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 2
Kötüİyi 
Yazar Savaş Aşık   
Cumartesi, 12 Ocak 2008
ABD yardımı gördü ve Güney Kore Türklerin kahramanlıklarıyla zafere ulaştı.  Böylelikle Emperyalist ABD Komünist Rusya karşısında bir zafer daha elde ediyordu. Türkiye artık NATO'nun en güvenilir üyelerindendi ve artık Türkiye de Emperyalist ABD'nin Komünist Rusya'ya karşı verdiği mücadelede yanındaydı ve ABD başı sıkıştığında her zaman yanında Türkiye'yi halihazırda tutuyordu. Bu yönetim her dönem devam etti. Karşı çıkan indirilirken destekleyenlerde hiç bir zaman halkının acizliğini değerlendirmekten çekinmiyordu.
  Müdahalenin nedeni Menderes hükümetinin uygulamaları ve çıkardığı yasalardır. MBK'ya göre ihtilal kardeş kavgasını durdurmak için yapılmıştır. DP iktidarının tarım burjuvazisine ve büyük toprak sahiplerine imtiyazlar sağlaması, kent ağırlıklı büyük ticaret ve sanayi burjuvazisini muhalif bir konuma iter. Kötüye

giden ekonomi, yüksek enflasyon, kamu çalışanlarına ödenen düşük maaşlar DP'ye karşı kitlesel hareketlerin oluşumuna neden olur. CHP muhalefeti DP'yi anayasa ihlalleriyle itham eder. Üniversite çevreleri ve bazı aydınlar bu eleştirilere destek verirler. İhtilalden bir ay önce İstanbul Üniversitesi'nde DP karşıtı eylemler zorlukla bastırılır. Bu eylemlere müdahaleler esnasında ordunun isteksiz tavrı ordunun da DP'den hoşnutsuz olduğu iddialarını doğrular. (5)
DP hükümetinin sansür politikaları basınla olan ilişkilerini de büyük oranda zedelemiştir.Bazı iddialara göre ihtilalin arkasında başta Amerika olmak üzere Batılı devletler vardır. Menderes, iktidarının son günlerinde uyguladığı Amerikan politikalarının ülke sanayisini çökerttiğini görmüş ve bunu önlemek için Rusya'yla yakınlaşmıştı. Bu amaçla Rusya'ya üst düzey ziyeretler yapılıp, ülkedeki sanayinin gelişmesi için Rusya ile yatırım antlaşmaları imzalanma hazırlığı yapılmaktaydı.
 
Sonuçta ihtilâl beraberinde idamları getirmiş. İmralı adasında ağır işkenceler çeken Adnan Menderes, Fatih Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan 16 Eylül 1961 tarihinde idam edildi. Celâl Bayar ve Refik Koraltan yaş haddinden dolayı idam cezaları ömür boyu hapse çevrildi.
 
Bu idamın arkasında ABD'nin olmasını kanıtlayan şeyler aslında basitti. Deniz Baykal'ın Meclis'i basıp Başbakan'ın yakasına yapışması, Üniversitelerdeki ayrılık hareketlerinin ve muhalefetin çatışmacı yaklaşımının kökünün ABD olmasının kanıtı muhakkak vardı. Karl Marx'ın Çatışmacı ve İhtilâlci yaklaşımını benimseyen CHP yönetimi ve Üniversitelerde bu yönde eğitim almış ayaklanmacılar (ki o dönemde Rahmetli dedem Tahsin Aşık da mevcuttu) Deniz Baykal, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve Hüseyin İnan bu tutumları ABD'nin özellikle işine yarar nitelikteydi. Çünkü, yaptığı politikalar sonucu hatasının anlamış ve bu hatasından dönmeye çalışan bir yönetime hiç bir şekilde aslı astarı olmayan sebeplerle idama sürüklemeleri muhakkak ayrı bir soru işaretiydi. Türkiye Cumhuriyeti II. Dünya Savaşı'ndan çıkan devletlerin hallerinden daha aşağıya düşmüştü ve bunun sebebi de muhakkak nedenleri bir türlü resmen belirlenemeyen ihtilâlde yatmaktaydı. Bu ihtilâlin ABD'nin çıkarlarına hizmet etmek anlamına geldiği o dönemin Darbe Bildirileriyle adını sık duyulan Alparslan Türkeş'in sözlerinde yatıyordu.
 
Sabahın erken saatlerinde radyolardan Alparslan Türkeş tarafından okunan bildiri:

    "Sevgili Vatandaşlar, Bugün demokrasimizin içine düştüğü buhran ve son müessif hadiseler dolayısıyla kardeş kavgasına meydan vermemek maksadıyla Türk Silahlı Kuvvetleri, memleketin idaresini ele almıştır. Bu harekata Silahlı Kuvvetlerimizin, partileri içine düştükleri uzlaşmaz durumdan kurtarmak ve partiler üstü tarafsız bir idarenin nezaret ve hakemliği altında en kısa zamanda adil ve serbest seçimler yaptırarak idareyi hangi tarafa mensup olursa olsun, seçimi kazananlara devir ve teslim etmek üzere girişmiş bulunmaktadır.

    Girişilmiş olan bu teşebbüs, hiçbir şahsa veya zümreye karşı değildir. İdaremiz, hiç kimse hakkında şahsiyata müteallik tecavuzkar bir fiile müsaade etmeyeceği gibi edilmesine de asla müsamaha etmeyecektir. Kim olursa olsun ve hangi partiye mensup bulunursa bulunsun, her vatandaş; kanunlar ve hukuk prensipleri esaslarına göre muamele görecektir. Bütün vatandaşların, partilerin üstünde aynı milletin, aynı soydan gelmiş evlatları olduklarını hatırlayarak ve kin gütmeden birbirlerine karşı hürmetle ve anlayışla muamele etmeleri, ıstıraplarımızın dinmesi ve milli varlığımızın selameti için zaruri görülmektedir.

    Kabineye mensup şahsiyetlerin, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne sığınmalarını rica ederiz. Şahsi emniyetleri kanunun teminatı altındadır.

    Müttefiklerimize, komşularımıza ve bütün dünyaya hitap ediyoruz. Gayemiz, Birleşmiş Milletler Anayasası'na ve insan hakları prensiplerine tamamen riayettir. Büyük Atatürk'ün 'Yurtta sulh, cihanda sulh' prensibi bayrağımızdır.

    Bütün ittifaklarımıza ve taahhütlerimize sadığız. NATO ve CENTO'ya inanıyoruz ve bağlıyız. Düşüncemiz 'Yurtta sulh, cihanda sulh'tur." (6)

Bütün bunların ardından Türkiye yine Buhranlı bir döneme daha girmiş ve Müttefik ABD yine kardeşliğini gösteriyordu. Ancak sadece bunlarla iş bitmiyordu. Bütün bunları yapanlar aslında bir gün indirileceklerini tahmin ediyorlar mıydı acaba? Şüphesiz ABD'ye yardım edenlerin başında gelen İsmet İnönü iktidar hırsını ABD'nin çıkarlarına hizmet ederek kullanıyordu ve ABD bu sayede Türkiye'yi yine istediği gibi yönlendiriyordu. Artık şu bir gerçekti. Türkiye ABD elinde yönetilen bir kukladan ibaretti. Tarihine nice zaferler, nice başarıların yanında temiz bir adalet anlayışı azim ve başarı bırakan bir halkın ülkesi maalesef bu sefer emperyalist bir liderin oyuncağı haline dönüşüyordu. Zaten ikisinden biri olacaktı. Ya Komünist Rusya'nın peşine gidecek ve bütün kültür anlayışını bir anda silip yeni bir milliyetçilik, yeni bir yönetim ve ekonomi anlayışı belirleyecekti ya da ABD'nin peşine gidip onun çıkarlarına kayıtsız - şartsız teslim olacaktı, ekonomisi ona göre şekillenecek her başı sıkıştığında ABD'yi arayacak ama ABD ona istediği zaman yardım edecekti.
 
Bu idam şüphesiz beraberinde başak bir ayrılığı daha körükledi. Sağ ve sol netleşti ve Türkiye'yi rahat bırakmayan bir kardeş kavgası haline döndü. Bu idamların ardından da 11 Şubat 1961 yılında Adalet Partisi kurulmuş ve intikam ateşiyle yanan bir iktidar haline geldi. 15 Ekim 1961 seçimlerine girdi ve oyların %34,8'ini alarak CHP ile koalisyon kurdu. Ve o ateşli sağ işlerine başlamış ve ilk olarak Celâl Bayar'ı hapisten çıkarmak oldu. Ve bununla yetinmediler ve bu kez Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Hüseyin İnan, Yusuf Arslan, Taylan Özgür öldürüldüler.
 
Bu Sağ - Sol çatışmasının altında yatan gerçek şuydu. Adalet Partisi o dönemler Kapitalizm'i savunurken diğer bir kanat olan CHP ve Sol Marksist & Leninist bir anlayışı savunuyordu. Bu iki ekonomik ve ideolojik anlayış kardeşleri birbirine düşürüyor ve bundan hiç bir şekilde Türkiye yarar görmüyordu. Sağ içinde bir çok Mason'u barındırırken sol grupta da aynı şeyler mevcuttu. Ancak, bu isimler uzun bir döneme kadar hiç açılmadı. Açıldıktan sonra da zaten bir anlamı kalmadı. Bizler birbirimizi yeme peşindeyken ABD ülkemizin bu durumunu çok güzel kullanıyordu ve yandaşlarına para yardımı yapmaktan çekinmiyordu. Sağ - Sol çatışmalarının yanında dış mihrapların Türkiye üzerinde kırıcı müdahaleleri sürecekti. Onlardan biride şüphesiz ASALA terör örgütüydü.       
 
 

5.  İ. Doğan, 30.10.2006, Aksiyon Dergisi
6.  http://tr.wikipedia.org/wiki/27_May%C4%B1s_%C4%B0htilali
Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote

busy
 
< Önceki   Sonraki >