İlerleme ne demek, ilerleme yada gerileme derken neyi kastediyoruz? Osmanlı gerileme dönemine girdi derken ne anlıyoruz, ne anlamamız gerekiyor? İlerleme öğretisi, tam manasıyla dünyanın her bakımdan ve her yönden sürgit daha iyiye gittiği inancıyla ilgili bir öğretidir. Fakat iyiye gitmek ne demektir? İnsanlara daha mutlu ve müreffeh bir yaşam sağlamayı ilerleme olarak kabul edelim. Peki kişiler tüm modern tüketim mallarına sahip oldukları halde umutsuz ve topluma yabancılaşmış iseler müreffeh midirler? Bu kişilerden oluşan toplum ekonomik, siyasi arenada başarılı ise, ileri toplum mudur?
Batı medeniyeti , reform ve rönesans hareketleriyle elde ettiği siyasi, ekonomik ve düşünsel gücün sayesinde, dünya tarihinin 26 tane dikkate değer ve incelenebilir bulunan medeniyetinden 16 tanesini yeryüzünden silmiş , tek medeniyet olarak kendini görmek istemiş, bunuda insanlığa zorbalıkla kabul ettirmek istemiştir. Osmanlı aydınlarından Abdullah Cevdet’in “dünyada tek bir medeniyet vardır; oda Avrupa medeniyetidir. O yüzden Avrupa medeniyetini gülleri ve dikenleriyle olduğu gibi almalıyız.” sözü bunda ne kadar başarılı olduklarının bir göstergesidir. Halbuki modern Avrupa düşünürlerinin bir çoğu kapitalizm ve Marksizm’in teknolojik ilerleme ve madde üzerindeki hakimiyeti çok fazla abarttığı, kişinin iç dünyasını ve zihinsel huzurunu gözardı ettiği üzerinde birleşirler. Bu bilgiler ışığında Osmanlının son dönemleri ve yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti üzerine biraz eğilelim. Mesele Osmanlı olduğu zaman bir kısım aydınımızın aklına daima askeri ilerleme geliyor. Fakat toplumun ilerlemesi demek medeniyet olarak ilerlemesidir. Kültürünün gelişmesi asıl önemli noktadır. Elbette askeri ve siyasi performans bu ilerleme düşüncesinin bir parçasıdır, fakat tamamı değildir. Kanuni’den sonra Osmanlı devleti hep gerilemiştir diye öğrendik yıllarca, böyle okuduk. Fakat aslında Osmanlı asıl bu yıllardan sonra ilerlemeye başladı. Bu ilerleme ömrünün son yıllarında daha da belirginleşti. Matbaayla , deniz altılarla, şapkayla, Avrupa tarzı yaşamla son yıllarında tanıştı Osmanlı toplumu. Hepimizin bildiği gibi son yüz senesini Avrupa devleti olmak ve bunu kabul ettirebilmek için harcadı Osmanlı. Avrupa gibi yedi içti, Avrupa’nın kitaplarını, Avrupa’nın aydınlarını okudu. Avrupa’ya öğrenciler gönderdi, Avrupa tarzı okullar açtı, Avrupa’dan düşünür, sanatçı ve bilim adamları getirdi Türkiye’ye. Gerektiğinde Avrupa’nın ekonomik yapısını, askeri yapısını taklit etti. Fakat bu Kanuni’den önce böyle değildi. İhtiyacı olan her şeyi kendi bilgileriyle, kendi düşünce dünyasıyla yapıyordu. Düşünün ki bir Osmanlı var, sadece kendi düşünce dünyasıyla yaşıyor ve askeri başarılar ardı ardına geliyor, Viyana’ya kadar gidiliyor . Bir Osmanlı’da düşünün ki, artık kendi gibi olmaktan vazgeçmiş Avrupa ve yeni dünyanın (modern-ileri) değerlerine sarılmış, meşrutiyet ilan edilmiş ve Kanuni Esasi yayınlanmış. Acaba hangisi daha ileride? Mutlak bir padişah otoritesinin olduğu 1400lerin Osmanlı Devleti mi, yoksa meşrutiyetle yönetilen 1900lerin Osmanlı Devleti mi? Türkiye Cumhuriyeti ilerlemek için neler yaptı diye düşünürsek, aslında Osmanlı Devletinden farklı hiç birşey yapmadığını görürüz. Fakat sözkonusu Türkiye Cumhuriyeti, Türk devlet adamları olunca durum değişmektedir. Yapan Osmanlı devlet erkanı olunca gerileme dönemine, Türkiye Devleti kadroları olunca ilerleme dönemine giriliyor (!). Fakat gözlemlediğimizde, son yılların Osmanlı devlet kadrosu da, Türkiye Cumhuriyeti siyasileri gibi avrupalılaşmak için çabaladılar hep. Belki Osmanlı biraz daha az çabaladı bu dönemde Türkiye Cumhuriyetine göre, fakat temelde Osmanlı da Avrupa’nın değerleriyle barışmak için çabalıyordu. Yani Osmanlı da ilerlemek için, “yeryüzünde kendinden başka medeniyet tanımayan batı” gibi olmaya çalışıyordu. Yani Osmanlı devleti ilerliyordu. Eğer ki Fatihlerin, Yavuzların zamanındaki Osmanlı Devletini ilerleyen bir devlet kabul edersek o zaman Türkiye Cumhuriyeti gerilemiş midir? Türkiye Cumhuriyetini kuran kadro gerici miydi? Yok son dönem Osmanlısı daha ilerici bir mantıkla çalışıyordu ise, neden Osmanlı Devleti gerileme dönemine girdi diyoruz? Söylenmesi gereken söz şudur. Osmanlı devleti gerilememiş aksine ilerlemiştir. Dünyanın gemel olarak ilerlediği bir dönemde, dünyanın en büyük devletlerinden biri olan Osmanlı Devleti içinde farklı bişey düşünülemezdi zaten. Fakat tarihiyle, kökleriyle, mazisiyle barışamamış bir kısım insanlarımız ideolojik yaklaşımlarıyla, reddettikleri geçmişlerini karalamak için yalan tarih yazmışlardır. Genç dimağları bu şekilde zehirlemektedirler. Yapılması gereken ise şudur. İnsanımıza geçmişini unutturmak yerine, geçmişin iyisi ile kötüsünü birbirinden ayırt etmek gerekir. Yani gerileyen Osmanlı değil de Osmanlının askeri yapısı olduğu, aslında onun da ilerlediği fakat göreceli olarak geri kaldığı anlatılmalıdır. 1699 – 1918 yılları arasında Osmanlı Devleti gerileme değil ilerleme devrine girmiştir diyebilecek vicdanlı aydınlara ihtiyacımız vardır.
|