Genckalem.OrG | Türkiye'nin Özgür Geleceği için...

Ticaretimiz Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 4
Kötüİyi 
Yazar Misafir Yazar   
Pazartesi, 03 Aralık 2007

Abdullah Barstuğan 

İnsanoğlu yaşam kavgasına adım attığı ilk günden itibaren, yaşam idaresinde varlığını idame etmek için önce doğayı yaratandan öğrendi, sonra toplayıcılık yaptı ve zaman diliminde çoğalan insan, bir takım yaşam evrelerini aştıktan sonra doğayı tanıdı. İnsanlık âlemi, torağı işlemesiyle bir noktada kaderini değiştirerek yerleşmeye başlamış ve böylece toplumsallaşan insanoğlu, günümüze kadar toplumsal ilişkileri de doğurmuştur. Bu toplumsal süreci oluşturan binlerce ırk, renk, din, dil, ideolojilere sahip insanoğlu kaçınılmaz olan toplumsal etkileşimle birbirileriyle ilişki kurarak bugün en büyük faaliyetlerimizden ticareti meydana getirmiştir.

Yüce Allah öyle mükemmel bir dizayn ile yeryüzünü insanlığa lütfetmiş ki adeta ticaret yapmamıza vesile kılmıştır. Düşünün her şeyin sadece yeryüzünün bir kara parçasında zuhur ettiğini; meyvelerin, doğanın, denizin, ormanın, çölün, yeraltı ve yer üstü zenginliklerin aklınıza gelebilecek her türlü maddi yaşam kaynaklarının… Bir kara parçasında olduğunu… Ne kadar saçma ve abes olurdu değil mi. Çünkü böyle bir sistemde yaşam olmazdı. Bazı taam ve kaynakları bazı bölgelere yani her bölgeye bir takım özellikler vermiş dolayısıyla Yüce Allah insana bahşettiği bin bir taam ve kaynakları yeryüzüne sistematik bir şekilde yayarak, doğup büyüyecek ve çoğalacak insanlık âleminin hizmetine ve ticaret yapmasına zemin hazırlamıştır.

Burada Rabbimizin mesajı şudur ki; bizlere lütfedilen bu güzelliklerin ayrı ayrı yerlerde olması bizleri alışveriş yapmaya zorlamış yani bir araya gelerek ticaret yapmayı, barışık yaşamayı ve birbirilerimizin ihtiyacını karşılamayı bize amaç ve görev kılmıştır. Bu konuda Kutsal kitabımızda da şöyle buyrulur: “İbadet bittikten sonra, Allah'ın fazlını (bağışını) aramak için yeryüzüne dağılınız.”,  yine Peygamber Efendimiz bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurur: “Geçimini helâl yollarla sağlamak, ibadet dışında en önemli bir görevdir.” Burada anlaşıldığı gibi yüce dinimiz, İslâm’i ilkelerle bağdaşan tüm ekonomik faaliyetlere katılma hakkını bizlere tanımaktadır.

Dünya tarihinde İslam dışı bir takım iktisadi akımları ortaya koyan ve din iman bilmeyen bozguncu toplumlar, ticari ilişkiler noktasında maalesef güçsüz olan toplumlara karşı hak ve hürriyetlerinin ellerinden aldıklarını görüyor ve görmekteyiz. AVRUPALILARIN milyonlarca Kızılderili’yi öldürmeleri ve devamını getiren AMERİKA’nın hala bir yamyam saldırganlığı bunun çirkef örneklerindendir.

Ticaret ilişkisinde karşılıklı bir ilişkinin önemini anlamak gerekir. Toplum veya kişisel olarak ticaret yapılıyorsa tek taraflılık, sadece çıkarlar düşüncesi olmamalı, karşılıklı bir rızaya dayalı olmasındaki ölçüyü kavramak lazım. Nitekim yüce Allah ayeti kerimede  “Ey iman edenler, mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak aranızda rızanızla yaptığınız ticaret müstesna. Nefislerinizi öldürmeyiniz. Muhakkak Allah sizi esirgeyen koruyandır.”  Ticaretin rıza ile yapılması gerektiğini bildirmektedir. Başkasının malına, mülküne göz dikerek, zorla alıkoymak gibi çıkarlarımız doğrultusundaki ticaret rıza sayılmaz. Müslüman ehlinin böyle bir yaklaşım ve tutumlardan kesinlikle uzak durması gerekir.

Ticaret yapılırken kul hakkı konusunda da Müslüman toplum olarak bilinçli olmalı kul hakkına riayet edilmelidir. Şahsım olarak herhalde birazda muhasebecilik mesleğimden olsa gerek, ticari ilişkilerin az çok içinde olduğumdan Müslüman toplum olarak bu konuda maalesef pek hassasiyet göstermediğimizi vehimle görmekteyim. İşçi paralarını geciktirerek parayı bankada faiz olarak çalıştıranlar ki buna üzülerek şahit oldum( bu konuda peygamber efendimiz:” işçinin hakkını alın teri kurumadan veriniz”) ,faiz ve riba yiyenler, İhalelere fesat karıştıranlar,  zavallı işçi ve fakirlerin alınterinlerini vermeyenler, işlerden komisyon alanlar, devlet malını çalanlar, değerinden fazla para alanlar,   insanları dolandıranlar, karaborsacılık,  tefecilik; yorulmadan, terlemeden, kısa yoldan zengin olanlar, en tehlikelisi bir takım gafil ve münafık insanların dinimizi alet ederek servet edinmeleri, bir tarafta evine ekmek götüremeyen, derme çatma evlerde yaşayan, çocuklarını okutamayan… Bir taraftan da lüks arabalar, evler, yatlar, katlar ve para bolluğu içerisinde çılgınlaşan ve israf eden insanlar… Ve daha niceleri…

Sonuç olarak; Müslüman toplum tabi ki ticaret yapacak mülk sahibi olacak kazanacaktır. Kutsal dinimizin çerçevesinde bizlere açık bırakılan kapıdan helal kazançlar edinmemiz rabbimizden bir lütuftur. Bir Müslüman; ticaret yaparken helal olmasına, kul hakkına riayet, israf etmeden, ahlaki hassasiyet, çıkar ve nefis arzularından kaçınarak ticaret yapmalıdır. Kazandığının vergisini vermeli zekâtını vererek de ALLAH’a şükür borcunu yerine getirmelidir. Yüce ALLAH gerçek bir Müslümanı şöyle tarif etmekte  ”Öyle er kişiler ki; ticaret ve alışveriş onları Allah’ı zikretmekten, namaz kılmaktan, zekât vermekten alıkoymaz gözlerin ve gönüllerin döneceği günden korkarlar.”  Demektedir. Müslüman kazancıyla kibirli olmamalı paylaşmayı bilmeli lüks ihtişam israftan kaçarak mütevazı bir hayatı tercih etmeli ve en büyük ticaretin ALLAH ile yapıldığını bilmelidir.
 
“YÜCE ALLAH BİZLERE HELAL KAZANÇ VE DÜRÜST KAZANMAYI İHSAN EYLESİN”

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote

busy
 
< Önceki   Sonraki >