Kimi insanlar sorarlar bazen " Senin için en değerli şey nedir? " diye. Kimi para der, kimi kadın der, kimi de araba vs. der. Ama sonuçta herkesin değer verdiği şeyler vardır tabii. Kimisi dünyünın cezbedici güzelliğini sever kimi de dünyanın aldatıcılığından arınmış bir biçimde maneviyata değer verir. Sevgililir Sevgilisi (SAV) şöyle demişti;
" Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi; güzel koku, kadın ve gözümün nuru namaz. " Nasıl Olmasın ki! Hoş bir koku nasılda insanın içini hoş eder. Bazen müptelası olurlar. Bir gül kokusu, bir lavanta kokusu... Bazen de insanın her zaman alıştığı koku. Başka şeylere alışamaz, mutlu olamaz. Dünyanın tadıdır koku. Cansız varlıkların ruhudur koku. Vazgeçilemez. Bir de dünyanın en güzel varlığı kadın vardır. Bir erkeğin vazgeçemediği yegane şey. Mutlaka muhabbet etmek ister, her zaman yanında bulunsun ister. Kimi bakışlarıyla çakar kimi de sırma saçlarıyla... Ama gerçek şu ki kadınsız hayat her zaman bayat olmuştur. Sevgililer Sevgilisi (SAV)'nin zarar veremediği hatta bizzat koruması altında tuttuğu kadın. O ne güzel şey ki bir gül bile onun yanında soluk kalıyor. Dünyanın en değerli eşyaları onun yanında değersiz kalıyor. Severken bile kıyamadığın, uğruna bir çok şeyi göze aldığın kadın meğer Yaratan'ın da en çok değer verdiği varlıkmış. Ana, yar gibi kutsal değerlerin bir arada toplandığı yıldızlar topluluğuymuş kadın. Şiirlerin yazıldığı, şarkıların bestelendiği, dağların tepelerin aşıldığı, deyim yerindeyse bin dereden su getirildiği bir varlıktır kadın. Bir güzellik abidesidir kadın. Bir erkeğin kalbine işleyen bir ayettir kadın. Her şeyi yener erkek ama bir tek kadına yenilir. Ya namaz? Bir mü'minin kadından üstün tutacağı tek şey. Ana gibi yar, vatan gibi diyar ola namaz. Yazarın dediği gibi " Namazı 'kadın' gibi sevmesini bilir misiniz? "* sorusu gelir akla bazen. Çünkü; dünyadan soyutlandığı, yaratanına kavuştuğu, seviştiği, hasret giderdiği tek şeydir namaz. Gönülden sevmek, bağlanmak ona vücudunun ağırlığıyla sarılmak... Hz. Ali (R.A)'nın acısını hissetmediği, Kainat'ın Efendisi (SAV)'nin kendinden geçtiği, coşkuyla, sevgiyle kıldığı namaz. Bunları duyunca insan soruyor " Biz ne kadar seviyoruz namazı? " diye. Kimbilir namazda yaratanı değil de başka şeyleri düşünüyoruz. Kimbilir Yaratan'la buluşmak için çaba sarfetmiyoruz. Peki neden biz bu zevki alamıyoruz? Onlar her kıldığında defalarca namaza aşık olurken bizlerde her nedense her kıldığımızda yavaş yavaş büyüyen bir bıkkınlık psikolojisindeyiz? Durup durup geliyor akla " kadın gibi sevmek " . Kadına uyguladığımız eşsiz sevgiyi acaba namaza karşı da işleyebilir miyiz? Bir ana gibi, bir sevg ili gibi sevebilir, değer verebilir miyiz? Yeryüzünde her şeyden uzun ömürlü olan namazı kalbimizin baştacı yapabilir miyiz? Yaratan'ın olmazsa olmazı, vazgeçmediği şeydir namaz. Çünkü; kuluyla buluşur, rahatlık, hidayet verir ona. Hastalandığımızda şifa, derdimize deva ola namaz. Sevgililer Sevgilisi (ASM) böyle söyler bize. Koku bir letafet, kadın bir ayet, namaz da ahiret. Açık açık demez ama ima eder hadis-i şeriflerinde. Ey Ademoğlu. Hangisi değerlidir senin için? Bir ton para mı yoksa hiç bir şeye değer biçemediğin elmaslar mı? Kuru ama boş şeyler. Ya ölüm! Cennet bahçelerinde eksik olmayacak bu üç şeyin yanında mutlak bir sona hakim dünya ve onun parçaları mı değerli? Kimi öldürür kimi süründürür. Hiç değer mi bunca acı, zulüm, işkence bunca fani şeylere? Şimdi sorarım size. Sizin için en değerli şey nedir? (*) Büyük üstadımız Senai Demirci'nin " Namazı 'kadın' gibi sevmesini biliyor musunuz? " adlı yazısından bir alıntıdır. Üstadımıza saygılar...
|