Yazarlar
Sizden Gelenler
Gölge Süvari 3 Büyük Savaşa Hazırlık 


| Gölge Süvari 3 Büyük Savaşa Hazırlık |
|
|
| Yazar Misafir Yazar | |
| Pazar, 02 Eylül 2007 | |
|
Uğur Keğaz
Mesafe kısalıyor Gölge'nin tedirginliği artıyor ve gittikçe zaptedilmesi zor bir hal alıyordu... Gölge Süvari tüm gücüyle asılıyordu artık koşu takımlarına ancak bu bile Gölge'yi yerinde tutmaya yetmiyordu...Nihayetinde tüm asaletleri ve korkutucu görüntüleriyle Monertor'lar hemen yanlarında dizilmişlerdi... Atların hepsi sinirli bir şekilde soluyarak etraflarında çember biçiminde dönmeye başladılar...Kendisi de bir Monertor olan GÖlge hemcinslerinin davranışlarından hiç te memnun görünmüyordu...Atların herbiri hala güçlü ve asil dursalar da Gölge Süvari onların görüntüsündeki tuhaflığı arkedebiliyordu... Kırmızı gözleriyle şimdi bir grup Monertor karşılarında yanyana sıraya dizilmiş şekilde durdular...Kimisi ayaklarını yere sürüyor, kimisi sinirli bir şekilde homurdanıyordu... Gri Süvariler takımından bir düzine kadar Monertor saldırıya hazır bir şekilde adeta emir bekliyorlardı... Gölge de aynı hemcinsleri gibi iç güdüsel olarak saldırı pozisyonuna geçmişti... Gölge Süvari atını sakinleştirmeye çalışırken bir yandan da diğer Monertorlardan göz temasını kaybetmemeye çalışıyordu... Her ne kadar Gri süvari birliğinin atları olsalar da parçalanmış birlik zırhları ve yanmaktan grili kırmızılı bir ton almış tüyleri ile oldukça vahşi görünüyorlardı... Gölge Süvari oldukça yavaş bir hareketle Gölge'nin üzerine doğru iyice eğildi ve emreder bir ses tonuyla atına komut verdi: "Mementor Morin!" (Öleceğini hatırla-ölümü önemse!)... Olanca gücüyle bir soluk verdi Gölge ve birden inanılmaz bir şekilde uysallaştı... Gölge Süvari yavaşça atının üzerindeki eski pozisyonunu alırken gözüne takılan manzara karşısında donup kaldı...Tüm Monertorlar başları öne eğik ve sanki turlamaya çıkmış kadar sakin bir şekilde bekler haldeydiler...Gölge Süvari hayretler içinde gülümsedi... Yıllar sonra tüm bu kaybolmuşluğun içindeyken bile Monertorlar hala o en eski ve ünlü komutu hatırlayıp itaat etmişlerdi... Gri Süvariler için yalnızca Saklı Ahır Köyü'nde yetiştirilen özel bir tür attı Monertorlar ve herşeyleri gibi onlarla anlaşmak ta özel yetenek ve kelimelerle mümkün oluyordu... Gölge SÜvari başıyla selamladı can yoldaşlarını ve orta yolu boşaltan bir düzine kadar Monertor'un arasından yavaşça Saklı Ahır'a doğru ilerledi... Öte yandan, güney cephesi olarak adlandırılan ve ülkenin sözde! yönetildiği Brenton Kalesinde sessiz bir hareketlilik yaşanıyordu bu sabah... Sir Lucas henüz güneş doğmadan tüm gelişmelerden, meşhur mesajcıları aracılığıyla haberdar olmuştu...Yılan ünvanlı en ünlü mesajcı Sir Lucas'a , önceki gece Hasat Tepesi'nde gördüğü akıl dışı manzaradan ve tüm bunlardan bağımsız olarak kuzey halkının da yeni bir isyan başlatma niyetinde olduklarından bahsetmişti... Kuzeylilerden nefret ediyordu Sir Lucas... Eski orduda Lejyon adı verilen piyade birliklerini oluşturuyordu kuzey halkı... Onların o kendine has görüntüleri, tavırları, konuşmaları ve özgürlük için ölmeyi göze alan aptal zihniyetlerinden öylesine nefret ediyordu ki; yüzyıl boyunca ülkenin ana dili olan kuzey dilini "Yasak Lisan" olarak adlandırmış ve kullananları yargısız infaz ile cezalandırmıştı... Şimdi yeni bir ayaklanma çıkarma çabasındaydılar ve tüm bu savunma hazırlıkları içinde bir de saldırı yapmaları gerekecekti... Bu iş Sir Lucas için fazlasıyla meşakatli gibi görünse de içten içe öldürme arzusunun verdiği haz ile kuzeylilere duyduğu nefret bir araya gelince saldırı için hazırlık emrini, haberi alır almaz vermişti...Daha önce de kuzey isyanlarını bastırmak için kullanılan hazırda bekleyen bir birlik vardı... Ve bu birliği iki katına çıkarıp adeta ufak bir ordu kurmuştu yakın zamanda...Kuzeye sevk edilecek ordunun başına ise bu defa hiçbir kaptan atamamıştı... Kale içindeki üstdüzey ve kurmay cemaatinde bu, Sir Lucas'ın ,kuzeylileri cehenneme götürecek orduya bizzat kendi komuta edecek; söylentilerinin yaylımasına sebep olmuştu... Ancak onu çok yakından tanıyan ve ana orduya komuta eden iki Akşam karanlığı çökmeye başlamış, Brenton Kalesinin meşhur zindanlarından şeytani sesler eşliğinde bir ayin uğultusu yükseliyordu... Sabah ki gelişmeler üzerinden çok geçmemişti ki Sir Lucas, aslında uzun süredir planladığı ama bugüne dek beklettiği projesini Borenz ve Larion'a açıkladı... Fikri duyduklarında , savaş alanında ikisi de vahşi birer hayvan gibi olan bu korkutucu Kaptanlar bile kedi misali uysal ve korkmuş görünüyorlardı... Sir Lucas güneş batmadan ülkedeki en iyi büyücüyü bulup getirmelerini emretmişti iki Kaptanına... Haince kurulmuş bir ölüm makinesi çarklarını döndürmeye başlamıştı... Her ne kadar nefret ediyor olsa da "Yasak Lisan" ı kullanan bir büyücüye ihtiyacı vardı... Kaptanlar çok geçmeden Meldrot'u bulup getirmişlerdi... Görüntüsündeki hainlik kalbine de işlemiş olan bu büyücü Hasat Tepesi Savaşı'nda şeytanın tarafındaydı... Sir Lucas onu bazı özel nedenlerden dolayı savaş alanında görmezden gelmiş ve o meşhur yanan oklardan hiçbiri Meldrot'a isabet etmemişti!... Çok gerekli olmadıkça yardımına ihtiyaç duyulmaması gereken biriydi ve bu kez fazlasıyla gerekliydi... Sir Lucas yönetim odasında iki kaptanı ve Meldrot'a planını bir kez daha açıkladığında, hain büyücü bir an önce gitmek için yalvarmıştı... Sir Lucas ise ufak bir gülme krizinden sonra onun bu korkaklığını sert bir dille eleştirmiş ve başarısı halinde ona hayal edemeyeceği bir ödül önermişti... Zaman gelmiş ve kötülüğün komutanları zindanlardaki yerini almışlardı... Sir Lucas seslendi: Meldrot korkudan titriyor bir yandan da kara kitaptaki sözleri okuyordu... Ölüm makinesi çalışıyor ve gittikçe ısınıyordu... Hasat Tepesi'nde Şeytanın ordularını yöneten üç KARA KAPTAN'ı diriltme planı mistik ve karanlık bir zindan da eksiksiz işliyordu... Kara Lord, onlara zamanın en büyük felaketlerinin isimlerini vermişti... Onları, insanlığa bir bela gibi musallat olmaları için kor ateşten yaratmıştı ve yöntemini bilmeyen bir kişi için onları yok etmek te, tekrar diriltmek te çok zordu... Doğru kelimeleri ve "Yasak Lisan" ı bilen bir büyücü tarafından diriltilecek ve onlara isimleriyle hitap eden ilk kişiye itaat edeceklerdi... İlk Alev patlaması büyük bir gürültüyle geldi ve kalenin tüm iç bölgesini aydınlattı... Karanlık zindanların içinde ilk KARA KAPTAN geri döndü... Sir Lucas kararlı bir tonda seslendi... - Famentour!... (Kıtlık!) İkinci patlama bir öncekinin eşi gibiydi ve akabinde yine aynı sahne yaşandı: Sıra son ve baş edilmesi en zor olandaydı... KARANLIKLAR LORDU'nun sağ kolu ve asla kimseye acımayan soğukkanlı katili... Tüm bu kötülüğün ve ateşin şifrelendiği bir ruh... Doğru cümle söylenmediğinde, gerçek KARANLIKLAR LORDU'nu bile yok edebilecek güçte olan tek KARA KAPTAN... Üçüncü patlama olduğunda Meldrot kendini yere attı... Borenz ve Larion dahi birkaç adım gerilere gittiler... Tüm bu patlama, bir an için ülkenin güney tarafındaki Brenton Kalesini gece karanlığında dev bir meşale gibi gösterdi... Sir Lucas yutkundu ve sözleri ağır ağır söyledi: - Vadeos meriora probaque detariora sequar!... (İyi yolu görüyor ve takdir ediyorum, ama kötü yoldan gidiyorum!) Karanlığın kardeşliği bu kez ateşin tarafındaydı... Gece çöktükçe Brenton Zindanlarındaki şeytani sözler geleceği; Kuzey halkı ve tüm geri kalanlar için cehenneme doğru hazırlıyordu... Sir Lucas elindeki gücün dehşet verici büyüklüğü ile sarhoş bir halde surlardan Kuzey yönüne doğru baktı... Hiçbir zaman ülkenin Kuzey tarafı bu kadar küçük ve çaresiz gelmemişti gözüne... Sinsice güldü ve hazır olduğunu tüm ruhuyla hissetti... Artık savunma değil saldırı zamanıydı... Gece karanlığındaki alev alev yanan kötülüğü hissediyor ama yoluna devam ediyordu Gölge Süvari... Herşeyin sonu yaklaşıyordu... Etrafında onunla yanyana savaşabilecek güçte kimse göremiyordu ve karanlık; kan, ateş ve büyü ile git gide beslenip büyüyordu... Kuzey ucundaki korku dolu sessizlik tüm tepelere yayılmıştı... Bazı soruların cevapları Kuzey'de olabilirdi... Yolunu ülkenin en uzak ucu olan Kuzey'e çevirdi; eski Lejyon Gölge Süvari'ye yardım edebilirdi... Sessiz gecenin içinde ağaçların arasındaki Monertorlar'ın homurtuları ve nal seslerini belki de son bir umut melodisi gibi dinlerken; bir yandan da Lord Darkereon'un sözlerini düşünüyordu... Nasıl mümkün olacaktı bu bilmiyordu ama içten içe son umudunu Gri Süvarilere, kardeşlerine bağlamıştı...
- Pro Monertours... Nurnca aut nunqouem... preta! (Monertorlar için... Şimdi yada Asla... İleri!) Gri süvariler emin ve hızlı adımlarla kuzeye, Saklı Ahır'a doğru yürümeye başladılar... Her adımda yanık ten kokuları ve paslanmış zıhların sesi geliyordu... Saklı Ahır'a varmadan Monertorlar'ı bulmak için sık ormanın içine daldılar... Kötülük ülkenin her yanında yankılanan gücü ile gövde gösterisi yaparken; Gölge Süvari ve müttefikleri gecenin içinde, birbirlerinden habersiz, sessizce toplanıyorlardı... Tüm ülkenin cehennem ateşiyle imtihanı başlamak üzereydi... Not: Bu yazıda sözü geçen "Yasak Lisan" tamamen hayal ürünü olup ; Latince ve İngilizce'den esinlenilmiştir. İlk yazıdan bu yana tarafımdan yazılmış olan 3 bölüm ve sonrasında da yazılacak bölümler tamamen Fantastik bir kurgu ile yapılmış ve baştan aşşağı hayal ürünüdür.Yazıda sözü geçen karakterler ve bulundukları eylemler olmayan bir dünyada ve zamanda geçmektedir.Son olarak bu yazı dizisi tarafımdan hiçbir gönderme yada mesaj kaygısı taşımadan hayal dünyasına resmedilmiştir.İyi okumalar. Yorumlar (0)
![]() Yorum Yazın
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| İnsanlığın Geleceği için ... 2 |
| Diğer Yazıları |
| Rahmi Koç ve Sakal |
| Diğer Yazıları |
| Alevi Kardeşlerimizi Uyandıralım |
| Diğer Yazıları |
| Saraydan Kaçanlar |
| Diğer Yazıları |
| Ağlak Adam |
| Diğer Yazıları |
| Roj TV Yasağı Derhal Kaldırılsın |
| Diğer Yazılar |