Genckalem.OrG | Türkiye'nin Özgür Geleceği için...

Gölge Süvari 3 Büyük Savaşa Hazırlık Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 1
Kötüİyi 
Yazar Misafir Yazar   
Pazar, 02 Eylül 2007

Uğur Keğaz


     Sabahın ilk ışıkları yine bulutların arasından kendini göstermeye çalışıyordu... Saklı Ahır köyünde hava her mevsim bulutlu olurdu... Birbiri ardına sıralanan süvariler gibi gökyüzünde, sanki köyün gizli bekçileri gibi nöbet tutarlardı... Köyün taş yoluna henüz girmişti ki Gölge Süvari, birden Gölge tuhaf davranmaya başladı... Birşeylerden tedirgin olduğu her halinden belli olan bu korkusuz hayvan süvarisinin de dikkat kesilmesine sebep oldu... Sakin bir şekilde Gölge'nin yelelerini tuttu Gölge Süvari... Mümkün olduğunca sessiz olmaya çaba sarfediyordu...Ancak sessizlikten nasip almamış bir grup at belirdi uzaklarda...Gürültülü sesler çıkararak dört nala üzerlerine doğru gelmekteydiler...Hiçbirinin üzerinde bir binici olmadığı gibi tuhaf olanı; o mesafeden dahi üzerlerinde koşu takımları ve zırha benzeyen parçalar olduğu farkediliyordu...

 

Mesafe kısalıyor Gölge'nin tedirginliği artıyor ve gittikçe zaptedilmesi zor bir hal alıyordu... Gölge Süvari tüm gücüyle asılıyordu artık koşu takımlarına ancak bu bile Gölge'yi yerinde tutmaya yetmiyordu...Nihayetinde tüm asaletleri ve korkutucu görüntüleriyle Monertor'lar hemen yanlarında dizilmişlerdi... Atların hepsi sinirli bir şekilde soluyarak etraflarında çember biçiminde  dönmeye başladılar...Kendisi de bir Monertor olan GÖlge hemcinslerinin davranışlarından hiç te memnun görünmüyordu...Atların herbiri hala güçlü ve asil dursalar da Gölge Süvari onların görüntüsündeki tuhaflığı arkedebiliyordu... Kırmızı gözleriyle şimdi bir grup Monertor karşılarında yanyana sıraya dizilmiş şekilde durdular...Kimisi ayaklarını yere sürüyor, kimisi sinirli bir şekilde homurdanıyordu... Gri Süvariler takımından bir düzine kadar Monertor saldırıya hazır bir şekilde adeta emir bekliyorlardı... Gölge de aynı hemcinsleri gibi iç güdüsel olarak saldırı pozisyonuna geçmişti... Gölge Süvari atını sakinleştirmeye çalışırken bir yandan da diğer Monertorlardan göz temasını kaybetmemeye çalışıyordu... Her ne kadar Gri süvari birliğinin atları olsalar da parçalanmış birlik zırhları ve yanmaktan grili kırmızılı bir ton almış tüyleri ile oldukça vahşi görünüyorlardı... Gölge Süvari oldukça yavaş bir hareketle Gölge'nin üzerine doğru iyice eğildi ve emreder bir ses tonuyla atına komut verdi: "Mementor Morin!" (Öleceğini hatırla-ölümü önemse!)... Olanca gücüyle bir soluk verdi Gölge ve birden inanılmaz bir şekilde uysallaştı... Gölge Süvari yavaşça atının üzerindeki eski pozisyonunu alırken gözüne takılan manzara karşısında donup kaldı...Tüm Monertorlar başları öne eğik ve sanki turlamaya çıkmış kadar sakin bir şekilde bekler haldeydiler...Gölge Süvari hayretler içinde gülümsedi... Yıllar sonra tüm bu kaybolmuşluğun içindeyken bile Monertorlar hala o en eski ve ünlü komutu hatırlayıp itaat etmişlerdi... Gri Süvariler
için yalnızca Saklı Ahır Köyü'nde yetiştirilen özel bir tür attı Monertorlar ve herşeyleri gibi onlarla anlaşmak ta özel yetenek ve kelimelerle mümkün oluyordu... Gölge SÜvari başıyla selamladı can yoldaşlarını ve orta yolu boşaltan bir düzine kadar Monertor'un arasından yavaşça Saklı Ahır'a doğru ilerledi...

     Öte yandan, güney cephesi olarak adlandırılan ve ülkenin sözde! yönetildiği Brenton Kalesinde sessiz bir hareketlilik yaşanıyordu bu sabah... Sir Lucas henüz güneş doğmadan tüm gelişmelerden, meşhur mesajcıları aracılığıyla haberdar olmuştu...Yılan ünvanlı en ünlü mesajcı Sir Lucas'a , önceki gece Hasat Tepesi'nde gördüğü akıl dışı manzaradan ve tüm bunlardan bağımsız olarak kuzey halkının da yeni bir isyan başlatma niyetinde olduklarından bahsetmişti... Kuzeylilerden nefret ediyordu Sir Lucas... Eski orduda Lejyon adı verilen piyade birliklerini oluşturuyordu kuzey halkı... Onların o kendine has görüntüleri, tavırları, konuşmaları ve özgürlük için ölmeyi göze alan aptal zihniyetlerinden öylesine nefret ediyordu ki; yüzyıl boyunca ülkenin ana dili olan kuzey dilini "Yasak Lisan"  olarak adlandırmış ve kullananları yargısız infaz ile cezalandırmıştı... Şimdi yeni bir ayaklanma çıkarma çabasındaydılar ve tüm bu savunma hazırlıkları içinde bir de saldırı yapmaları gerekecekti... Bu iş Sir Lucas için fazlasıyla meşakatli gibi görünse de içten içe  öldürme arzusunun verdiği haz ile kuzeylilere duyduğu nefret bir araya gelince saldırı için hazırlık emrini, haberi alır almaz vermişti...Daha önce de kuzey isyanlarını bastırmak için kullanılan hazırda bekleyen bir birlik vardı... Ve bu birliği iki katına çıkarıp adeta ufak bir ordu kurmuştu yakın zamanda...Kuzeye sevk edilecek ordunun başına ise bu defa hiçbir kaptan atamamıştı... Kale içindeki üstdüzey ve kurmay cemaatinde bu, Sir Lucas'ın ,kuzeylileri cehenneme götürecek orduya bizzat kendi komuta edecek; söylentilerinin yaylımasına sebep olmuştu... Ancak onu çok yakından tanıyan ve ana orduya komuta eden iki
kaptanı, Kaptan Borenz ve Kaptan Larion, düşündüğü çok farklı ve vahşice bir şey olduğunu farketmişlerdi...Çok geçmeden bu haince planı tüm gürültüsüyle ülkenin dört bir yanına duyuracaktı... Savaşlardan önceki tutumuyla düşmanına ilk darbeyi vurmayı çok severdi Sir Lucas... Hele de bu kez karşısındaki iki güç olanca gücüyle nefret ettiği iki grupken... Cehennemlik Süvariler ve kuzeyli lejyon artığı isyancılar!
     Gün ilerliyor ve Saklı Ahır Köyü'nde Gölge Süvari'yi karşısında gören her köylü şaşkınlık içinde tepkiler veriyordu... Bunca yıl sonra köyde bir Monertor ve her halinden takıma dahil olduğu belli olan bir Gri Süvari görüyorlardı... Köyün gençleri için ise bu manzara daha da yabancı gelse de onlar bile içlerinde derin bir yakınlık hissediyorlardı bu Monertor ve süvarisine... Yıllar öncesinden kalma sessiz bir gösteri yürüyüşü gibiydi Gölge Süvari için... Hasat Tepesi Savaşı'ndan önce burdan son kez geçişlerini anımsadı... O zamanlar süvariler içinde en gençlerinden biriydi... 16 gibi küçük bir yaşta olmasına rağmen üzerindeki zırhı, işlemeli miğferi, kınında hazır bekleyen gümüş kılıcı ve 'Gölge' adını verdiği Monertor'u ile tam bir
Gri Süvari'ydi... Merasimde Kaptan Darkereon'un sağ kanadında olurdu... Savaşta ise her an ilk sırada kalmayı tercih ederdi... Bunun sebebini ise hep şöyle açıklardı Gölge Suvari : "İlk oklarla vurulup düşen ben olursam canım yanmaz; ama önümdeki bir sıradan bir kardeşimin vurulduğunu görürsem savaşamam!"... Zaman iki ucu açık bir tuzaktı adeta... Herşey yıllar öncesine aitti ama bir o kadar da şimdi yaşanıyordu sanki... Köy merkezinin sonuna doğru hala eski yerinde duran ama o zamandan beri kullanılmadığı bariz belli olan mağara kapısında durdu... Tüm köylüler garip bir etki altında kalmış gibi onu takip etmişlerdi... Herkes bu eski mağaranın önünde ne bulmayı umduğunu merak ediyordu... Gölge Süvari atından indi ve adeta her adımda geçmişi yudumlayarak mağara kapısına doğru yürüdü... Fısıltı seviyesinde konuşarak birşeyler mırıldandı ve mağaranın taştan yapılma kapısına yüklendi... Kapı ağır ağır aralandıkça ardındaki tüm ihtişam da , bir hazine edasıyla köylülerin gözleri önüne seriliyordu... Kapı tamamen açıldığında köye adını veren Saklı Ahır tüm görkemiyle karşılarında duruyordu... Kimi köy ahalisi bir efsane olduğunu düşünüyor kimi ise gerçek... Bazı inatçılar ise tamamen uydurma... Asla halk etraftayken açılmayan, açılması yasak olan bu kapı bu defa herkesin gözleri önünde bir tabuyu yıkarcasına ardına dek açıldı... Dağın içine inşa edilmiş ve birçok yerden güneş alabilen doğal bir kale gibi duruyordu Saklı Ahır... Duvarlarında Hala Süvari kılıçları ve zırhları asılı duruyordu... Gölge Süvari anıları ve eski eviyle başbaşa kalmak istercesine bir tebessüm ile kapattı taştan kapıyı... Yatakhaneler hemen yanında ve Monertorlar'ın eyerlendikleri ikinci çıkış kapısı karşındaydı... Herşey yerli yerinde ama herşey çok sessizdi onun için... Gerekeli olanları alıp gece buradan ayrılacaktı... Kendi yatağını buldu ve dinlenmek için Gölge'den izin istedi ama çoktan ahır kısmındaki samanların yolunu tutmuştu bile Gölge... Evinde olmaktan multuluk duyan biri daha vardı anlaşılan...

     Akşam karanlığı çökmeye başlamış, Brenton Kalesinin meşhur zindanlarından şeytani sesler eşliğinde bir ayin uğultusu yükseliyordu... Sabah ki gelişmeler üzerinden çok geçmemişti ki Sir Lucas, aslında uzun süredir planladığı ama bugüne dek beklettiği projesini Borenz ve Larion'a açıkladı... Fikri duyduklarında , savaş alanında ikisi de vahşi birer hayvan gibi olan bu korkutucu Kaptanlar bile kedi misali uysal ve korkmuş görünüyorlardı... Sir Lucas güneş batmadan ülkedeki en iyi büyücüyü bulup getirmelerini emretmişti iki Kaptanına... Haince kurulmuş bir ölüm makinesi çarklarını döndürmeye başlamıştı... Her ne kadar nefret ediyor olsa da "Yasak Lisan" ı kullanan bir büyücüye ihtiyacı vardı... Kaptanlar çok geçmeden Meldrot'u bulup getirmişlerdi... Görüntüsündeki hainlik kalbine de işlemiş olan bu büyücü Hasat Tepesi Savaşı'nda şeytanın tarafındaydı... Sir Lucas onu bazı özel nedenlerden dolayı savaş alanında görmezden gelmiş ve o meşhur yanan oklardan hiçbiri Meldrot'a isabet etmemişti!... Çok gerekli olmadıkça yardımına ihtiyaç duyulmaması gereken biriydi ve bu kez fazlasıyla gerekliydi... Sir Lucas yönetim odasında iki kaptanı ve Meldrot'a planını bir kez daha açıkladığında, hain büyücü bir an önce gitmek için yalvarmıştı... Sir Lucas ise ufak bir gülme krizinden sonra onun bu korkaklığını sert bir dille eleştirmiş ve başarısı halinde ona hayal edemeyeceği bir ödül önermişti... Zaman gelmiş ve kötülüğün komutanları zindanlardaki yerini almışlardı... Sir Lucas seslendi:
   - Ayin başlasın Meldrot...
   - E-E-Efendim hala vazgeçmek için geç değil...
   - Daha fazla şansını zorlama Meldrot bana çok şey borçlusun...
   - ... .

    Meldrot korkudan titriyor bir yandan da kara kitaptaki sözleri okuyordu... Ölüm makinesi çalışıyor ve gittikçe ısınıyordu... Hasat Tepesi'nde Şeytanın ordularını yöneten üç KARA KAPTAN'ı diriltme planı mistik ve karanlık bir zindan da eksiksiz işliyordu... Kara Lord, onlara zamanın en büyük felaketlerinin isimlerini vermişti... Onları, insanlığa bir bela gibi musallat olmaları için kor ateşten yaratmıştı ve yöntemini bilmeyen bir kişi için onları yok etmek te, tekrar diriltmek te çok zordu... Doğru kelimeleri ve "Yasak Lisan" ı bilen bir büyücü tarafından diriltilecek ve onlara isimleriyle hitap eden ilk kişiye itaat edeceklerdi... İlk Alev patlaması büyük bir gürültüyle geldi ve kalenin tüm iç bölgesini aydınlattı... Karanlık zindanların içinde ilk KARA KAPTAN geri döndü... Sir Lucas kararlı bir tonda seslendi...

    - Famentour!... (Kıtlık!)
    Sessizce diz çöktü bulunduğu zindanda ve gırtlağından kor ateşten bir isim yükseldi...
    - EMRİNİZDEYİM KARANLIKLAR LORDU...

    İkinci patlama bir öncekinin eşi gibiydi ve akabinde yine aynı sahne yaşandı:
    - Disastour!... (Salgın Hastalık!)
    - EMRİNİZDEYİM KARANLIKLAR LORDU...

    Sıra son ve baş edilmesi en zor olandaydı... KARANLIKLAR LORDU'nun sağ kolu ve asla kimseye acımayan soğukkanlı katili... Tüm bu kötülüğün ve ateşin şifrelendiği bir ruh... Doğru cümle söylenmediğinde, gerçek KARANLIKLAR LORDU'nu bile yok edebilecek güçte olan tek KARA KAPTAN... Üçüncü patlama olduğunda Meldrot kendini yere attı... Borenz ve Larion dahi birkaç adım gerilere gittiler... Tüm bu patlama, bir an için ülkenin güney tarafındaki Brenton Kalesini gece karanlığında dev bir meşale gibi gösterdi... Sir Lucas yutkundu ve sözleri ağır ağır söyledi:

    - Vadeos meriora probaque detariora sequar!... (İyi yolu görüyor ve takdir ediyorum, ama kötü yoldan gidiyorum!)
    - Despaertour!... (Ölümcül Umutsuzluk!)
    - EMRİNİZDEYİM... LORDUM...

    Karanlığın kardeşliği bu kez ateşin tarafındaydı... Gece çöktükçe Brenton Zindanlarındaki şeytani sözler geleceği; Kuzey halkı ve tüm geri kalanlar için cehenneme doğru hazırlıyordu... Sir Lucas elindeki gücün dehşet verici büyüklüğü ile sarhoş bir halde surlardan Kuzey yönüne doğru baktı... Hiçbir zaman ülkenin Kuzey tarafı bu kadar küçük ve çaresiz gelmemişti gözüne... Sinsice güldü ve hazır olduğunu tüm ruhuyla hissetti... Artık savunma değil saldırı zamanıydı...

     Gece karanlığındaki alev alev yanan kötülüğü hissediyor ama yoluna devam ediyordu Gölge Süvari... Herşeyin sonu yaklaşıyordu... Etrafında onunla yanyana  savaşabilecek güçte kimse göremiyordu ve karanlık; kan, ateş ve büyü ile git gide beslenip büyüyordu... Kuzey ucundaki korku dolu sessizlik tüm tepelere yayılmıştı... Bazı soruların cevapları Kuzey'de olabilirdi... Yolunu ülkenin en uzak ucu olan Kuzey'e çevirdi; eski Lejyon Gölge Süvari'ye yardım edebilirdi... Sessiz gecenin içinde ağaçların arasındaki Monertorlar'ın homurtuları ve nal seslerini belki de son bir umut melodisi gibi dinlerken; bir yandan da Lord Darkereon'un sözlerini düşünüyordu... Nasıl mümkün olacaktı bu bilmiyordu ama içten içe son umudunu Gri Süvarilere, kardeşlerine bağlamıştı...


     Kuzey ve Güney'in tam ortasında Hasat Tepesi'nde kalabalık silüetler hareketsiz bir şekilde yanyana duruyordu... Darkereon takımına birkez daha baktı... Bir kat daha güçlü göründü Gri Süvariler gözüne ve alev gibi gülümseyerek emrini verdi:

    - Pro Monertours... Nurnca aut nunqouem... preta!  (Monertorlar için... Şimdi yada Asla... İleri!)

     Gri süvariler emin ve hızlı adımlarla kuzeye, Saklı Ahır'a doğru yürümeye başladılar... Her adımda yanık ten kokuları ve paslanmış zıhların sesi geliyordu... Saklı Ahır'a varmadan Monertorlar'ı bulmak için sık ormanın içine daldılar... Kötülük ülkenin her yanında yankılanan gücü ile gövde gösterisi yaparken; Gölge Süvari ve müttefikleri gecenin içinde, birbirlerinden habersiz, sessizce toplanıyorlardı... Tüm ülkenin cehennem ateşiyle imtihanı başlamak üzereydi...

   Not: Bu yazıda sözü geçen "Yasak Lisan" tamamen hayal ürünü olup ; Latince ve İngilizce'den esinlenilmiştir. İlk yazıdan bu yana tarafımdan yazılmış olan 3 bölüm ve sonrasında da yazılacak bölümler tamamen Fantastik bir kurgu ile yapılmış ve baştan aşşağı hayal ürünüdür.Yazıda sözü geçen karakterler ve bulundukları eylemler olmayan bir dünyada ve zamanda geçmektedir.Son olarak bu yazı dizisi tarafımdan hiçbir gönderme yada mesaj kaygısı taşımadan hayal dünyasına resmedilmiştir.İyi okumalar.

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote

busy
 
< Önceki   Sonraki >