Genckalem.OrG | Türkiye'nin Özgür Geleceği için...

Gölge Süvari 2 Altar'ın Yemini Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 3
Kötüİyi 
Yazar Misafir Yazar   
Pazar, 02 Eylül 2007

Uğur Keğaz

Akşam güneşi batmak üzereydi ve kırların üstünde ürkek bir at uçarcasına kendisinden daha da korkmuş yolcusunu kaleye doğru
götürmekteydi...Mesajcı şahit olduğu olaylardan sonra ardına bile bakmadan yükünü kaleye bir an önce ulaştırmak istiyordu... Kapıda muhafızların sorgusuyla karşılaşınca biraz daha arttı gerginliği... Taşıdığı mesaj gerçekten de kale için çok önemliydi... Kapıdan onayı alır almaz vakit kaybetmeden yönetim odasına doğru koşmaya başladı... Kapıyı çalmadan kırarcasına açtı ve mesajın yazılı olduğu kağıdı lejyon kaptanlarından birine uzattı...  Üzerindeki kan ve çamur izleri hala taze görünüyordu... Kaptan sesli bir şekilde okudu kağıdı ve son cümlede sözleri donuklaştı :

  

"BEN YAŞADIĞIM SÜRECE ÖLÜM FERMANLARI , GÜNAHKARLARIN KENDİ KANLARIYLA MÜHÜRLENECEK!!!"

     Sinirli bir şekilde kendisine getirilen bu parşömeni parçalara ayırdı... Bulunduğu odayı adeta koşarcasına bir yukarı bir aşşağı adımlıyordu... En yakın adamları ve mesajcı sükunet içinde onun yüzüne bakamadan bir söz söylemesini beklediler... Kısa ve gergin bir bekleyişten sonra stresli bir ses tonuyla konuştu :

   - Bu adam ya da şey her ne ise bulun onu... Bulun ve gördüğünüz yerde  öldürün!!!
   - Emredersiniz efendim...

     Lejyoner kaptanları hareketli adımlarla odadan ayrıdılar... Kaptanlardan biri kapıdaki özel korumaya kesin ve tek cümlelik bir emir verdi...

   - Surlardaki okçuları iki katına çıkarın...
   - Emredersiniz efendim...

     Yalnız ve suskun bir şekilde odasında oturmaya başladı Sir Lucas... Daha dün kadar canlı ve taze bir savaşın sözleriydi az önce duydukları... Yanan insan bedenlerinin kokusu şu an bile burnundaydı sanki... Çığlıklar atarak ilerleyen piyadeler, şahin bakışlı okçu birlikleri ve o vakur ifadeli süvariler... Sanki az önce bu odadaydılar ve hepsi ölüme doğru adım adım gidiyorlardı... Tıpkı otuz yıl önce olduğu gibi... Kendisi de o günlerde bir okçu olan Sir Lucas; birliğinde nam salmış bir kaptandı... Keskin zekası ile çağın keşfini yapmış ve ülke ordusunun okçu birliğine yeni bir silah kazandırmıştı... "Yanan Ok"!... Binlerce okçu piyadenin ard arda atışlarıyla ortalığı adeta cehenneme çeviren Yanan Oklar!!!... Gözleri nefret ve garip
bir zevk ile parladı... Birden tarih gibi bazı farklı şeyler de ortaya çıkar gibi oldu... Şu kendisine Gölge Süvari denen yaratığın ne gibi bir garez taşıdığı ortadaydı... Ancak bu kez kim olduğu da ortaya çıkmaya başlamıştı!... Odada duran aynadan yaşlanmakta olan yüzüne derin derin baktı... Herşey dün gibiydi ama zaman en acı oyunu oynuyordu ona... Otuz yıl öncesindeki Yanan Okların mucidi keskin nişancı okçu kaptanından eser yok gibiydi... Ama şimdilerde, o günlerin mirası olan iktidarın elinde olması ona daha farklı güçler sunuyordu ve bu da gayet hoşnut ediyordu Sir Lucas'ı... Birden eski kini yeniden hortladı ve haykırdı :

    - Lanet olası süvariler... Hiçbir zaman anlamayacaksınız!!!

      Uzaklarda bir yıldız aydınlık gökyüzünden sessiz çığlıklar atarak kayıyordu ve gecenin içindeki gölgeye değen bir ışık oldu ufuk çizgisinde... Diz çöktüğü yerde, elleri dudaklarında yumruk olup kenetlenmiş dua etmekteydi silüet... Yeryüzü ve gökyüzü bu bölgede birbirinin zıttı iki kardeş gibi durmaktaydılar... Apaydınlık ,yıldızlı  ve harika bir gece...A ncak toprak, kül rengi ve sanki hala içten içe yanan bir kor gibi sıcak ve bir o kadar ölü görünüyordu... Kardeşlerinin bedenlerinin, onların isteği olmadan gömüldükleri, hatta yakıldıkları yerdeydi Gölge Süvari bu gece... Büyük savaşın bitirici darbesinin vurulduğu meşhur Hasat Tepesi'ndeydi... Her geldiğinde olduğu gibi bu kez de son cümleler boğazında yumruk olup gerisi geriye aktılar... Yeminler etti bir kez daha onların kanları ile sulanmış bu kül rengi topraklar üzerine...Bu defa son kez söylediğini düşündü tüm bu sözleri... Ve artık o da kardeşlerinin yanına gidecekti... Bir kaç vatansever tarafından savaş sonrasında yaptırılan bir
Altar'ın önünde istemsizce durdu birden... Kulakları uğulduyor ve sanki beyninin içinde bir yerde kalabalık bir grubun neşeli ve kendinden emin sesleri geliyordu... Daha da yaklaştı Altar'a... Üzerindeki yazıları seçmeye çalışıyordu... Bunca yıldır buraya gelmekteydi ama bugüne dek bu Altar'ın üzerinde bir yazı olduğunu hiç görmemişti... Daha da doğrusu bir yazı olmadığına emindi... Birden Gökyüzü olan gücüyle alev alev parladı ve yer sarsılmaya başladı... Tepenin daha gerilerinde duran Gölge bile ürkmüştü bu güçlü seslerden... Gölge Süvari adım atmadan tüm bunların bitmesini bekledi ve sonunda birkaç saniye sonra herşey birden eski haline geldi... Biri hariç!!! Altar'ın üzerinde alevden harfler belirmeye başladı ve her bir harf Gölge Süvari'nin kalbinde ve beyninde sarsıntılara yol açıyordu adeta... Sonunda yazı tamamlandı ve ortaya oldukça şaşırtıcı bir mesaj çıktı...

  "BİZLER HAZIRIZ KARDEŞİM... SEN DE HAZIR OL... BİR KEZ DAHA ÖLMEYE GELİYORUZ!!!
                    Gri Süvariler Kaptanı Lord Darkereon"

       Açık ve net bir mesaj vermişti Darkereon... Her ne kadar mistik gibi görünse de umut vadediyordu ve içinde bulunduğu durum intikamını umuduyla beslemesine sebep oluyordu... Gölge Süvari uzun yıllar sonra belki de ilk defa insani bir tepki verdi ve delicesine gülümsedi... Sonrasında geceyi duaları ve ateşten anılarıyla tamamladı... Ertesi sabah gün ışımadan Saklı Ahır'a gidecek ve tüm günü, geceyi bekleyerek geçirecekti... Gölge'nin eyerini eliyle kavrarken atına fısıldadı... "BİZ HAZIRIZ KARDEŞİM"

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote

busy
 
< Önceki   Sonraki >