|
Yazar Basın
|
|
Cuma, 11 Ocak 2008 |
|
Nothing else has worked: it is time for Pakistan to try democracy The war against Islamist extremism and the terrorism it spawns is being fought on many fronts. But it may well be in Pakistan that it is won or lost. It is not only that the country's lawless frontier lands provide a refuge for al-Qaeda and Osama bin Laden, and that its jihad academies train suicide-bombers with global reach. Pakistan is also itself the world's second most populous Muslim nation, with a proud tradition of tolerance and moderation, now under threat from the extremists on its fringes. Until recently, the risk that Pakistan might be prey to Islamic fundamentalism of the sort its Taliban protégés enforced in Afghanistan until 2001 seemed laughable. It is still far-fetched. But after the assassination of Benazir Bhutto, twice prime minister, nobody is laughing. This, after all, is a country that now has the bomb Miss Bhutto's father, Zulfikar Ali Bhutto, craved so passionately as prime minister in the 1970s. |
|
|
Yazar Basın
|
|
Pazartesi, 24 Aralık 2007 |
|
Yıllardır pek çok okurum, Osmanlı padişahlarının hacca neden gitmediklerini ısrarla sorar durur. Bu hakikaten kafa karıştırıcı konuda net bir bilgiye veya beyana sahip değiliz ne yazık ki. Öte yandan da ilginç bir gerçek duruyor karşımızda: Osmanlı hanedanında, bırakınız padişahları, şehzadeler arasında bile Cem Sultan’dan başka kimse hac farizasını eda etmemiş. Ancak II. Bayezid’in tam hacca gitmek üzereyken, babası Fatih’in ölüm haberini aldığına ve bir an önce Amasya’dan İstanbul’a hareket etmesi gerektiğinden hacca gitmekten vazgeçtiğine dair sınırlı bir bilgi var elimizde. Her iki teşebbüsün de 1481-1482 yıllarına denk düşmesi ve Fatih’in oğullarından gelmiş olması ayrı bir renk katıyor meseleye. O zaman şu soruyu tarihin tozlu tavanına hevenk üzümü gibi asmamızda sakınca yok: |
|
|
Yazar Basın
|
|
Salı, 04 Aralık 2007 |
|
Hollanda resminin büyük ustalarından Vermeher'in tablolarını andırıyor genç kız. Başını üzüntüyle öne eğmiş. Resim çekilirken, saçlarını örten beyaz başörtünün yanağına değen kısmının gölgesi yansımış yüzüne. Henüz on altı, on yedi yaşında. Büyükçe bir salonun önündeki sahnede duruyor. Ve ağlıyor. |
|
|
Yazar Basın
|
|
Cumartesi, 01 Aralık 2007 |
|
İslâm Dünyası - ki her zaman esasta bir millet, İSLÂM MİLLETİ olarak düşünülmelidir-, çağımızda, müthiş bir mücadele, yani yeniden var olma savaşı içindedir. Evet, islâm halkları, ölmediklerini, kelimenin tam anlamıyla varolduklarını, ölmeyeceklerini önce kendilerine, daha sonra bütün dünyaya göstermek, ispat etmek savaşı içindedir. Bu savaş tek cepheli ya da tek boyutlu bir savaş değildir. Varolmanın bütün alanlarında verilen bir savaştır. Bu sebeple, milletimiz, islâm milletince, inanç, düşünce, ahlâk, sanat, edebiyat, hayat tarzı, yönetim, ekonomi ve askerlik alanlarını kaplayan tüm bir medeniyet, toplum, devlet ve tarih boyutlarıyla bu yüzyılda kimliğimizin büyük sınavı verilmektedir. |
|
|
Yazar Basın
|
|
Cumartesi, 01 Aralık 2007 |
|
Galiba, "kimlik" kavramı üzerinde, çok duracağız. Zira; en üst düzeyde sorumlular arasında bile, bu konuda inanılmaz bir cehalet hüküm sürüyor. Geçenlerde, bir televizyon programında, garip bir tartışma izledim. DSP milletvekili olduğu belirtilen genç bir hanım; laf nereden geldiyse, kimlik konusunda inanılmaz şeyler söyledi. Nereden öğrendiyse, çok iddialı bir üslupla ve sanki tek gerçekmişçesine, "Alt kimlik, üst kimlik diye bir şey yoktur. Alt kültür, üst kültür diye bir şey vardır", diye söze girişti. Toplantıya katılan diğer panelistler, bu söylenenlere bir itirazda bulunmadılar. Ya üslubun kesinliğinden ürktüler, ya konuyu onlar da bilmiyordu; ya da, itiraz etmeye değmez buldular. Fakat böylesine önemli bir konunun, böylesine saptırılmasına, izin vermememiz gerek.
|
|
|
Yazar Basın
|
|
Cumartesi, 01 Aralık 2007 |
|
İstanbul'daki Kudüs sempozyumunda bir kez daha ortaya çıktı ki, işgalin Müslüman ve Hıristiyanlar üzerindeki etkisi ilk günkü kadar taze. Kudüs'ten Feshane'ye yansıyan ise kelimeleri kifayetsiz kılan bir acı ve bir tutam umut... |
|
|
Yazar Basın
|
|
Pazar, 11 Kasım 2007 |
|
Tarih biraz zalim midir ne? Dikiz aynasında sürekli; ayrılmıyor peşimizden. Hayalet gibi takipte. Son kitabım “Geri Gel Ey Osmanlı”da da filozof Derrida’ya atıfla belirttim: Usulüne uygun olarak defnedilmeyen ölülerin ruhları nasıl ıstıraptan kavrulur ve yakınlarına musallat olursa, Osmanlı’nın mezarı üzerinden yol geçirmekle de onun hakkından gelemeyeceğimizi görelim ve Osmanlı’yı gerçekten ait olduğu yere, içimize gömelim. Onun ruhuyla barışalım. Atatürk’ün okul arkadaşı Ali Fuat Cebesoy, Frederick P. Latimer’in kendisiyle yaptığı konuşmada, Atatürk zamanında yazılan tarih kitaplarında Osmanlı’nın çok az ve kronolojik olarak yer almasını şöyle açıklamış: |
|
|
Yazar Basın
|
|
Çarşamba, 10 Ekim 2007 |
|
Ahmet Taşgetiren 09 Ekim 2007 Salı Başlığa yansıyan denklem acaba nasıl bir mesaj taşıyor? Orada bir terör örgütü var. Türkiye'nin bir yasal partisi var. Bir Kuzey Irak'lı lider var ve bir süper devlet var. Bunların bir başlıkta toplanması acaba orada yer alanlar için ne anlam taşıyor? Bu denklemden rahatsızlık duyan var mı? Hemen söyleyeyim: Bu denklem, benim keyfi olarak oluşturduğum bir denklem değil. |
|
|
Yazar Basın
|
|
Pazartesi, 01 Ekim 2007 |
Bu toprakların "dindarlığı" öyle ezbere açıklanabilecek bir dindarlık değildir.
Burası, "halifesinin" sarayında cariyeler olan bir geçmişe sahiptir. Kimse bu ülkeye şeriat getiremez. Belki bunu isteyenler vardır ama bu isteklerini gerçekleştiremezler.
Yaşadığımız ülke "dindar" insanların ülkesidir. Ama yeryüzünün belki de en "çocuksu, en masum, yaramazlığı en çok seven" dindarlarıdır onlar.
Şu geleceğinden korktuğunuz "şeriat" var ya... O zaten buradaydı.
Daha doksan yıl önce bu topraklar şeriatla yönetiliyordu. Üstelik yöneten de bizzat "halifenin" kendisiydi. Hilafet vardı burada. Şeriat da, hilafet de aniden pat diye kalktı. Ne oldu peki? Şeriata çok meraklı olduğunu sandığınız halk ne yaptı? Ayaklandı mı? |
|
|
Yazar Basın
|
|
Salı, 25 Eylül 2007 |
|
Korku pompalamasının “mahalle baskısı”ndan sonraki icadı bu! Hürriyet'in Malezya'da bulduğu avukat 10 yıl önce Türkiye'ye gelmiş ve “Hey millet, Türkiye İslamlaşıyor, farkında mısınız?” demiş. Bizimkiler bu “Farkında mısınız?” sorusunu, Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde reklam panolarına asmışlardı. Hadi soralım: |
|
|