|
Yazar Basın
|
|
Salı, 19 Şubat 2008 |
1�3 Şubat 2008 tarihleri arasında gerçekleştirilen �Uluslararası Yoksulluk Sempozyumu� 1 açılış paneli ve 22 oturumda tebliğ sunan 20�si muhtelif ülkelerden gelmiş 115 katılımcının sunduğu 94 tebliğle başarılı bir biçimde tamamlanmıştır.
Yoksulluk konusunun uluslararası bir platformda ve önemli bir katılımla ele alınması yanında; meselenin bütün boyutları ile tartışmaya açılması, akademisyenlerin yanında sivil toplum kuruluşlarının ve kamu kurumlarının arasındaki bilgi alışverişini sağlaması üzerinde durulması gereken önemli bir husustur. |
|
|
Yazar Basın
|
|
Çarşamba, 06 Şubat 2008 |
|
Can rule by the people be reconciled with the sovereignty of Allah?
“TURKEY sets a fantastic example for nations around the world to see where it's possible to have a emocracy coexist with a great religion like Islam.” Those were George Bush's words of welcome, this eek, to Turkey's President Abdullah Gul. In decades past, a Turkish leader might have been received at the White House with cordial remarks bout his country's growing prosperity or its contribution to NATO. But it would have been strange, erhaps, not to mention religion when hosting a head of state who had just set a precedent that was atched with fascination by politically active Muslims in many parts of the world. When he became resident, Mr Gul proved that it was possible for a pious Muslim with a headscarved wife to be made ead of state, by a perfectly democratic procedure, in a country where the army is an ever-vigilant uardian against theocracy. For those who insist (whether their arguments are theological, or empirical, r both) that Islam and liberal democracy are quite compatible, Mr Gul's election (and Mr Bush's xuberant reaction to it) was a badly needed nugget of hope in a year when that cause has seen quite a ot of setbacks. |
|
|
Yazar Basın
|
|
Pazar, 03 Şubat 2008 |
Röportaj: Yusuf Kaplan ile... "Ahlâkın Olmadığı Yerde Hayat Yoktur!" Yusuf Kaplan, medeniyet tasavvuru yolculuğunda önemli çalışmaları, projeleri olan bir yazar. Kitapları, gazete yazıları, TV programları, katıldığı ve kurduğu projelerle bir “öncü kuşak”ın oluşması için çaba sarfediyor.
17.12.2007 |
|
|
Yazar Basın
|
|
Pazar, 27 Ocak 2008 |
Biri 8, diğeri 15 yıldır dağdaydı. Döndüler, kendi iradeleriyle teslim oldular. Teslim olurken bir talepte bulunmadılar, herhangi bir anlaşma yapmadılar, itirafçı da olmadılar. Ama bulundukları ilin mülki amirlerinden, yeni bir hayata başlarken çok destek gördüler.
CUDİ (27) 
10 kardeşin en büyüğü. İlkokul üçe kadar okudu. Babası gibi çobandı. 17 yaşında dağa çıktı. Üç kez kaçmaya çalıştı, yakalandı. Ölmekten başka çaresi kalmadığını düşündüğü için çatışmaların en gözü kara elemanı oldu. Manga komutanlığına yükseldi. İki yıl önce, dördüncü kaçışında başarılı oldu. Hapis yattı, çıktı, evlendi, bir çocuğu oldu.
YENİ HAYAT
İki yıl önce sivil kıyafetimle kaçtım. Tabanca, tüfek ve el bombalarını yanıma aldım, bir köye gittim. Beni şehre götürün, dedim, kabul etmediler. Mezranın birinde, bir evin kapısına dayandım. Yedi sekiz köpek etrafımı sarınca bir ağacın tepesine çıkıp seslendim, bir kadın çıktı. Halk önderi olduğumu, arkadaşlarıma ekmek istediğimi söyledim. Silahlı bir adam çıktı avluya. Sen devlet misin, terörist misin, nereden bilelim, dedi. Günlerdir açtım. Bir tarlaya dalıp sekiz kavun yedim. İshal olmuştum. Kurumuş otların arasına uzanıp saklandım. Sabah oluyordu, köylüler beni görebilirdi. Yakında bir karakol vardı. |
|
|
Yazar Basın
|
|
Perşembe, 24 Ocak 2008 |
|
Recent bombings and other terrorist violence in Turkey have reminded the world of the brutality and ruthlessness of the PKK. They have rekindled frustrations among Turkish citizens that thirty years of struggle have not defeated the PKK. They have refocused attention on the PKK’s presence in the rugged border areas of northern Iraq. Some here have said that the United States, indirectly or by design, protects the PKK. Some have accused my country of inciting PKK violence and using it as a tool to “punish Turkey” for the parliament’s decision of March 1, 2003 on Iraq. Some have even accused us of using the PKK as a tool of instability and to foster the creation of a new Kurdish state carved out of Turkey and other countries in the region. None of this is true. |
|
|
Yazar Basın
|
|
Cuma, 18 Ocak 2008 |
|
MUSTAFA ÜNAL
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Devlet Bahçeli liderliğindeki MHP, Başbakan Erdoğan'ın başörtüsü yasağını ortadan kaldıracak çözüm arayışlarına dün somut öneriyle cevap verdi. Erdoğan 'Bir cümleyle çözülür' dedi, bunun üzerine harekete geçen Bahçeli, o bir cümleyi teklif haline getirdi. MHP'nin önerisine göre Anayasa'nın 10. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenecek bir cümleyle sorun ortadan kalkacak. MHP yönetimi, bu yöntemle hukuki zeminde siyasal ve toplumsal gerginliklere yol açmadan problemin çözüleceğine inanıyor. Nereden bakılırsa bakılsın MHP'nin hamlesi dikkate değer. Ve takdire şayan... Attığı bu adımla sorunu görmezden gelmeyen, ötelemeyen bir tavır sergiledi. |
|
|
Yazar Basın
|
|
Cuma, 11 Ocak 2008 |
|
Nothing else has worked: it is time for Pakistan to try democracy The war against Islamist extremism and the terrorism it spawns is being fought on many fronts. But it may well be in Pakistan that it is won or lost. It is not only that the country's lawless frontier lands provide a refuge for al-Qaeda and Osama bin Laden, and that its jihad academies train suicide-bombers with global reach. Pakistan is also itself the world's second most populous Muslim nation, with a proud tradition of tolerance and moderation, now under threat from the extremists on its fringes. Until recently, the risk that Pakistan might be prey to Islamic fundamentalism of the sort its Taliban protégés enforced in Afghanistan until 2001 seemed laughable. It is still far-fetched. But after the assassination of Benazir Bhutto, twice prime minister, nobody is laughing. This, after all, is a country that now has the bomb Miss Bhutto's father, Zulfikar Ali Bhutto, craved so passionately as prime minister in the 1970s. |
|
|
Yazar Basın
|
|
Pazartesi, 24 Aralık 2007 |
|
Yıllardır pek çok okurum, Osmanlı padişahlarının hacca neden gitmediklerini ısrarla sorar durur. Bu hakikaten kafa karıştırıcı konuda net bir bilgiye veya beyana sahip değiliz ne yazık ki. Öte yandan da ilginç bir gerçek duruyor karşımızda: Osmanlı hanedanında, bırakınız padişahları, şehzadeler arasında bile Cem Sultan’dan başka kimse hac farizasını eda etmemiş. Ancak II. Bayezid’in tam hacca gitmek üzereyken, babası Fatih’in ölüm haberini aldığına ve bir an önce Amasya’dan İstanbul’a hareket etmesi gerektiğinden hacca gitmekten vazgeçtiğine dair sınırlı bir bilgi var elimizde. Her iki teşebbüsün de 1481-1482 yıllarına denk düşmesi ve Fatih’in oğullarından gelmiş olması ayrı bir renk katıyor meseleye. O zaman şu soruyu tarihin tozlu tavanına hevenk üzümü gibi asmamızda sakınca yok: |
|
|
Yazar Basın
|
|
Salı, 04 Aralık 2007 |
|
Hollanda resminin büyük ustalarından Vermeher'in tablolarını andırıyor genç kız. Başını üzüntüyle öne eğmiş. Resim çekilirken, saçlarını örten beyaz başörtünün yanağına değen kısmının gölgesi yansımış yüzüne. Henüz on altı, on yedi yaşında. Büyükçe bir salonun önündeki sahnede duruyor. Ve ağlıyor. |
|
|
Yazar Basın
|
|
Cumartesi, 01 Aralık 2007 |
|
İslâm Dünyası - ki her zaman esasta bir millet, İSLÂM MİLLETİ olarak düşünülmelidir-, çağımızda, müthiş bir mücadele, yani yeniden var olma savaşı içindedir. Evet, islâm halkları, ölmediklerini, kelimenin tam anlamıyla varolduklarını, ölmeyeceklerini önce kendilerine, daha sonra bütün dünyaya göstermek, ispat etmek savaşı içindedir. Bu savaş tek cepheli ya da tek boyutlu bir savaş değildir. Varolmanın bütün alanlarında verilen bir savaştır. Bu sebeple, milletimiz, islâm milletince, inanç, düşünce, ahlâk, sanat, edebiyat, hayat tarzı, yönetim, ekonomi ve askerlik alanlarını kaplayan tüm bir medeniyet, toplum, devlet ve tarih boyutlarıyla bu yüzyılda kimliğimizin büyük sınavı verilmektedir. |
|
|